• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Şahsuvar
Sabri Şahsuvar
TÜM YAZILARI

Hindistan, Müslümanlara Soykırım Yapıyor

10 Mart 2020
A


Sabri Şahsuvar İletişim: [email protected]

Hindistan Başbakanı Narenda Modi liderliğindeki Bharatiya Janata Partisi (BJP) hükümeti, Müslüman karşıtı Vatandaşlık Yasası (CAA) nedeniyle Hint Müslümanlarına karşı, polis şiddeti de dahil ölümcül saldırılar düzenliyor.

Hindistan 1.4 milyar nüfusa sahip, bunun yüzde 14 ile 20’sini Müslümanlar oluşturuyor. Modi liderliğindeki BJP, ideolojik olarak sol, komünist ve batı yanlısı partilerle birlikte Müslümanları muhalif olarak görüyor. Hindi Milliyetçisi Modi, Müslümanlara yönelik son 5 yılda baskıyı artırdı. Modi, İslami isimli mekanların adını değiştirdi, tarih kitaplarını yeniden yazdırarak Müslümanların ülke tarihindeki izlerini sildirdi. Müslümanların yoğun yaşadığı Keşmir’in özerk statüsünü ortadan kaldırdı.

Modi, CAA yasasıyla dini inanışı, Hindistan tarihinde ilk defa vatandaşlığın belirlenmesinde bir kriter haline getirmektedir. 2015’ten önce Bangladeş, Pakistan ve Afganistan’dan (Müslümanlar hariç) Hindistan’a göç eden herkese neredeyse otomatik olarak vatandaşlık yolunu sunuyor. Ancak Modi, yasanın Hint Müslümanlarını kapsamadığını ifade etse de; Hindistan’daki Müslümanların evleri ve işyerleri yağmalanıyor. Hindistan, ülke dışından gelenlere vatandaşlık dağıtırken; Müslüman olanlara vatandaşlık statüsü vermiyor.

Delhi, Uttar Pradesh ve Batı Bengal’deki Müslüman öğrenciler ve gençler, CAA karşıtı protesto başlatırken, BJP büyük devlet baskısı ile cevap verdi, internet kullanımını askıya aldı. Tüm protestolara yasaklar uyguladı ve ölümcül polis baskısı emretti.

Şiddet olaylarında en az 38 ölü, yüzlerce ağır yaralı, tahrip edilmiş camiiler, yırtılmış ve yakılmış Kur’an-ı Kerim sayfaları ve seccadeler… Elbette Hint polisinin duyarsızlığı, Müslüman mahallelerin basılması ile Müslümanların durumunu daha da zorlaştırıyor.

Hindistan’da yaşanan bu olaylar, Kongre Partisi lideri ve Başbakan Indira Gandhi suikastının ardından Sih karşıtı olayların gerçekleştiği 1984’ten bu yana, Delhi’deki en büyük toplumsal şiddet olaylarını oluşturuyor.

Bu bağlamda Milliyetçi Hinduların, Müslümanlara ve Komünistlere karşı bir ‘rövanşist’ bir siyaset izleyerek ‘intikam’ aldıkları anlaşılıyor. Çünkü Gandi’nin ölümüne neden olan Sih muhafızları yüzünden 3.000 civarında Sih öldürülmüştü.

Tarihsel ve etnik rövanşist siyaset bugün Hindistan’ı kasıp kavuruyor. Özellikle Başbakan Modi’nin kindar siyasetiyle birlikte bugün Hindistan’da Müslüman etno-dinsel bir soykırım yapılıyor.

Zira bu asayiş olayları, tek bir dini grubu hedef alan çetelerin, polis tarafından kontrol edilmeyip engellenmemesinden anlaşılıyor. Hindu Milliyetçisi Modi, Müslüman soykırımı yapılmasını duyarsızlığı ile destekliyor.

Modi’nin Müslüman karşıtı siyaseti aslında Keşmir’in özel statüsünün iptal edilmesiyle başlamış, kuzeydoğu eyaleti Assam’da 2 milyon kişinin vatandaşlıktan çıkarılmasıyla devam etmiştir. Delhi’de Müslüman mahallelere abluka uygulanmasıyla devam etmişti. Nihayetinde de CAA yasasıyla Müslümanlara yönelik ülke genelinde ciddi şiddet olayları başladı.

Hindistan’da devam eden Müslümanlara yönelik Hindu terörizmi, akıllara Çin’de Müslüman Doğu Türkistanlılara yapılan etno-dinsel soykırımı hatırlattı. Malumunuz Pekin yönetimi, Müslümanlara kamplarda zihinsel ve fiziksel şiddet uyguluyor. İbadethaneleri yıkıyor. Çin Müslümanlarına yönelik soykırım yapıyor. Ancak Çin, yaptıklarını bedelini Corona Virüsüyle ödemeye başladı. Öyle ki Çin fobia, Corona Virüsünün önüne geçti bile. Dilerim Allah’tan benzer bir vaka da, Hindistan Milliyetçilerin başına gelsin.

Vesselam…

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

emre

"Muhacir-ensar"dan "Büyük İsrail"e giden yol! Stratejik göç mühendisliği tabiri, devletler ya da devlet dışı aktörler tarafından, belli bir bölgede yaşayan nüfusun güçlendirilmesi, zayıflatılması ya da muhtevasının değiştirilmesini sağlayan yollarla, askerî ve siyasi amaçlar dâhilinde kasti şekilde yaratılmış iç ve dış göçleri ifade ediyor... Mühendislik eseri göçleri yaratan araçlar, tehditten askerî güç kullanımına, kazanç vaadinden finansal teşviklere, hatta normalde kapalı olan sınırların açılıp basitçe geçişin kolaylaştırılmasına uzanan geniş bir skalayı kapsıyor."****Şimdi bu sözlerden, iç savaş başlamadan önce Türkiye Suriye sınır boylarının, neden mayın temizleme bahanesiyle 49 yıllığına İsrail'e verilmek istendiği anlaşılıyor değil mi? Olmayınca mayınları Türkiye temizledi; çünkü, dünyanın dört tarafından gönderilen teröristler, bu sınırdan Suriye'ye girecekti! *Banu Avar, 2016'da yayınlanan "Zemberek" kitabında göç konusuna şöyle dikkat çekmişti:"Harvard üniversitesinde yapılan 'Bir savaş Silâhı olarak tasarlanan göç olgusu' başlıklı araştırmada, 'Mülteciler olgusunun hedef ülkelerde savaş ve barış zamanlarında stratejik bir silâh olarak kullanılabileceği ve bunu kontrol eden devlete yararlar sağlayacağı' tespiti yapılıyor." *Sinan Ogan ise İsrail'in 1948'den beri nasıl büyüdüğünü gösteren haritayı yayınlamış ve "Bu resme iyi bakın! Önce Filistin'in içini boşalttılar, sonra boşalan o topraklara yerleşerek İsrail devletini kurdular. Şimdi sıra Büyük İsrail için 'vaad edilmiş topraklar'ın boşaltılmasına geldi. Suriye, Büyük İsrail'i kurmak için boşaltılıyor. Bunu nasıl görmezsiniz?" diye sormuştu.*Suriye'nin boşaltılması konusunda, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da önemli bir uyarıda bulunmuş ve Amerikalıların, Lozan'da, Suriye'nin kuzeyinin boşaltılarak Ermenilere yurt olarak verilmesini önerdiğini hatırlatmış; "6 Ocak 1923'te Ermeniler için düşünülen şey, bugün başka birisi için mi düşünülüyor" diye sormuştu.*Bize göre ise bu veriler, Suriyeli sığınmacıların hem Suriye'yi hem Türkiye'yi parçalamak için kullanıldığını gösteriyordu. 2011 yılında, AKP gençlik kollarından bir genç, bizzat bana, Türkiye'nin 30 şehrinde Suriyeli muhalifler için kamplar kurulmakta olduğunu, toplam 300 bin Suriyelinin silahlı eğitimden geçirileceğini bildirmişti. Olaylar, bu bilgileri doğrulamaya başlayınca bu bilgiyi kamuoyu ile paylaşmıştım.*2012 yılında, Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün 1.5 milyon çadır siparişi verdiğine dair bir haber almıştım. Bunun üzerine "Suriye sınırında kurulacak yeni çadır kentler için mi bu kadar çadır lazım yoksa İstanbul'da deprem olacak da gaipten haber mi geldi" diye sormuş ama cevap alamamıştım. 1.5 milyon çadırda 7.5 milyon kişi barındırılabilirdi! *Suriyelilerin Türkiye'ye sürülmesi veya getirilmesi, iktidar tarafından da 1.5 milyon çadır siparişi verecek kadar önceden öngörülen, plânlanmış bir süreçtir. Suriye'nin kuzeyinin boşaltılması ve burada bir PKK devleti kurulması için Türkiye kullanılmıştır. Şimdi de İdlib için aynı senaryo tekrarlanıyor.***Özdağ, kitapta Condoleezza Rice'ın "Suriye iç savaşı, Orta Doğu'nun bölünme hikayesinde son perde olabilir. Türkiye de Mısır ve İran gibi güçlü ulusal kimliğe sahip olduğu için Suriye'deki iç savaşa çekiliyor." sözlerine de yer veriyor.Öyleyse muhacir-Ensar söylemi neydi? ABD'nin Suriyeli öğüten değirmenine ve Büyük İsrail Projesi'ne su taşımak için halkı ikna etmek değil miydi?

serdar

Desenize hindistan ın da chp tkp gibi benzer partileri var
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23