• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Sabri Balaman
Sabri Balaman
TÜM YAZILARI
05 Şubat 2019

Suriye’nin Çocukları İçin Güneş Ne Zaman Doğacak?

Türkiye’nin Suriye politikasının bölge açısından önemli değişimlere sebep olduğunu görmekteyiz. Türkiye’nin kırmızı çizgileri noktasında incelediğimizde, PYD’nin bir terör koridoru oluşturmasıyla, 8 yıldır Suriye’de süren savaşın zaman zaman Türkiye açısından önemli riskler teşkil ettiğini görüyoruz. 2011 yılı öncesinde Türkiye ve Suriye’ye dost-kardeş statüsünde bakılırken ve hatta İsrail ile Suriye arabuluculuğunu Türkiye üstleniyorken, bir anda iç savaşın başlamasıyla birlikte hem İsrail’in hem de Suriye’nin tehdit olarak algılandığını hatırlatmamız gerekir.

Mart 2011’deki ayaklanmadan sonra komşuluk ilişkilerinin askıya alınması, birçok projenin iptal edilmesi tamir edilemeyecek düşmanlık politikalarının beslenmesine sebep olmuştur.

Krizin ayak sesleri

Türkiye-Suriye diplomatik krizi öncesinde dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu öncülüğünde izlenen ‘’Komşularla sıfır sorun’’ politikası kapsamında siyasi ve ekonomik ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan Türkiye, Orta Doğu’daki ve Afrika’daki gelişmelerle birlikte bir anda kendini diktatöryal, etrafı çevrelenmiş devletler topluluğuyla karşı karşıya buldu. 

Bu gelişmeler ve değişimler Türkiye açısından çok önemliydi. Uzun vadeli Türkiye politikaları, başta Suriye olmak üzere ciddi bir şekilde revizyona uğratılmıştır. Arapların Orta Doğu’daki gelişmelere kör ve sağır olması, mesul yönetimlerin iradelerinin Batılı devletlerin elinde olması, demokratik özgürlükler alanında kısıtlanmaya gidilmesi, bölgenin gelişmesi açısından en önemli sorun kaynaklarından olmuştur.

15 Mart 2011’de rejim karşıtı gösterilerin ardından olayların büyümesi önü kesilemez bir hal almıştı. Bunun üzerine dönemin başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, Esad’a bütün çağrılarına rağmen karşılık bulamamıştır. Tam bir diktatör edasıyla dünyayı hiçe sayan Esad, daha büyük facialara sebep olmuştur. Birkaç ay içerisinde büyük göçlere ve akımlara sebep olan olaylar, Türkiye’nin gündeminde ilk sıralarda yer almaya başladı.

Kontrolden çıkmış Suriye’de büyüyen krizle birlikte, krizden en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye’nin gelmesi, Türkiye’nin politikalarını belirleyen bir faktör olmuştur. Sığınmacılara ve mültecilere karşı açık kapı politikası uygulayan Türkiye, Kürtlere, Araplara ve azınlık Hristiyanlarına can suyu olmuş, dünya tarihinde insanlığa örnek teşkil edecek bir misafirperverlik sergilemiştir.

2011 yılından sonra CIA’in Suriye üzerinden kirli ve gizli planın devreye girmesi, Orta Asya’dan, Afrika’dan ve Orta Doğu’dan DAEŞ gibi terör örgütlerini ve eylemcileri Suriye’ye taşıması bölgede ciddi felaketlere sebep olmuştur. ABD’nin Suriye üzerinden kirli planları olduğunu görülmektedir.

Bugün en çok tartıştığımız güvenli bölge ve güvenlik koridoru konusunda, dönemin ABD başkanı Obama’nın, Türkiye’nin eğit-donat programını engellemeye çalıştığını görüyoruz. Türkiye’nin dile getirdiği ‘’Özgür Suriye Ordusu’’nu oyalama ve taktiksel olarak başka kirli planları devreye alıp, Türkiye karşıtı politikalar geliştirilmeye çalışıldığının altının çizilmesi gerekir.

Türkiye’nin güvenli bölge ilan etmek istediği yerlere önce DAEŞ yerleştirilip sonra da YPG’ye terk edilen bölgeler olarak planlandığını, ABD-YPG ittifakı olduğunu hep birlikte gördük. Yani bugün ABD politikalarına bakacak olursak her türlü kirli plan üzerinden bölgenin çıkmaza sürüklenmesi adına birçok eylemin organize edildiğine şahidiz.

İngiltere’nin ve Fransa’nın Suriye üzerinden söz sahibi olmak için birçok kanlı eylemin doğrudan destekçisi olduğunu, hatta Fransız ve İngiliz diplomatların büyük paralar karşılığında örgütlere doğrudan siparişler verdiği kendi kamuoylarında tartışılmıştır. Buna karşın Batı’nın ikiyüzlü politikalarına baktığımızda Türkiye’nin, kirli bir propaganda ile teröristlere para ve silah yardımı yapmakla itham edildiğini görüyoruz. Hatta Esad’ın kendine mezhepsel olarak yakın gördüğü ana muhalefet partisi (CHP), Türk Hükümetini, El-Kaide’nin Suriye kolu El-Nusra ve IŞİD’e yardım yapmakla suçlamıştır. 

Türkiye’nin bölgede geliştirdiği teknolojik-asimetrik savaş yöntemlerini masaya yatırması, bir başka ülke için değil, doğrudan kendi çıkarları noktasında Suriye ile açık diplomasi sürdürmesi zorunludur. 

Batı’nın Türkiye üzerinden gerçekleştirmek istediği birçok eyleme, Türkiye’nin güçlü bir irade ile karşı çıkması, Türkiye’nin, Suriye’de Fırat’ın doğusuna ve Münbiç’e yapacağı hareketleri planlamada Rusya, Esad ve İran üzerinden ortak bir kararda buluşması gereklidir. 2018 yılından beri devam eden Fırat’ın doğusu operasyonu PKK, KCK, PYD, YPG, DAEŞ, El-Nusra gibi Türkiye açısından kırmızı çizgi olarak ifade edilen terör örgütlerini bertaraf etmek için bütün hamleleri masada bulundurması gerekmektedir. Bölge halkları özgürce yaşamak için Türkiye’den büyük beklentiler içerisindedir. 

Uzun süredir Türkiye’de hiçbir terör eyleminin gerçekleştirilememesinin ardında, Türkiye’nin kararlı terörle mücadele yapısını, iç güvenlikte Süleyman Soylu’nun başarısını, istihbaratçıların sahada aktif bir güç bulundurmasına, Hulusi Akar’ın iradeli ve güçlü bir şekilde bölgedeki olaylara hakim olmasına bağlıyor ve başarılı bir sistem olduğunu görüyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi milletini koruma adına gerçekleştirdiği çalışmalarda, Sn. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgedeki defakto gelişmelere karşı iradeli duruşu etkili olmuş, daha büyük olayların çıkmamasında ve önlenmesinde büyük bir emek harcanmıştır.

Vesselam…

İletişim için; [email protected]

 

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23