• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Şaban Şimşek
Şaban Şimşek
TÜM YAZILARI

21 Mayıs Büyük Kafkas Sürgünü ve Cem Özdemir!..

09 Haziran 2016
A


Şaban Şimşek İletişim:

Karşı kıyıya gidenleri mi dert ediyorsun?

Yoksa denizin ötesindekiler için mi kaygılısın?

Işığım, canım yurdum,

Neden böyle üzgünsün? 

Kimileri Rusların, İstiklal savaşımız sırasında Türkiye’ye çok yardım ettiğini ve hatta savaşı bu para ve silahlar sayesinde kazandığımızı söyler. 

Aslında alışık olmadığımız şeyler değil bunlar. Beni şaşırtan, sayıları az da olsa bazı arkadaşlarımın buna bir de, Rusların hiçbir zaman Türklerin düşmanı olmadığını, hatta etrafımızdaki tek gerçek dostun onlar olduğunu(!) ilave etmesidir. 

Doğrusu buna da fazla takılmıyorum ama o arkadaşlardan birkaçının Kafkas kökenli olduğunu düşününce “Şu konuya bir bakalım, iş gerçekten öyle mi? Madem Ruslar dostumuzdu, bu millet hangi sebeple Türkiye’de?” diye küçük bir araştırma yapayım dedim.

Tarihçi değilim, ancak bildiğim bir şey varsa o da Türkler olarak ömrü hayatımızda en çok, önceleri Çinlilerle sonraları da Ruslarla savaştığımızdır. Elbette konumuz bu değil. Bu sebeple, mezkûr yardım konusunda, sadece, iki önemli tarihçiden küçük alıntılar yapacağım ve asıl konuya geçeceğim. 

Yavuz Bahadıroğlu:

“…Evet, bazı Müslüman ülkelerden, Müslüman olmayan ülkelerde yaşayan Müslüman halktan yardım gördük… Bunlar arasında Rus Müslümanlarını, Azerbaycan’ı, Hint Müslümanlarını, Kıbrıs Müslümanlarını, hatta Fransızları saymak mümkündür… Bu arada; Türkiye’yi Batı’ya kaptırmak istemeyen komünist yöneticiler, bir miktar silah, cephane ve mühimmat yardımında bulundular.”

Prof. Dr. Mehmet Saray:

“Rusya’nın Kurtuluş Savaşı’ndaki yardımı yalandır. Gerçek; Orta Asya Türkleri’nin yardımıdır. Dahası (O sırada ‘Çar Emareti’ statüsündeki) Buhara Cumhuriyeti’nden TBMM’ye gönderilen 100 milyon altın rubleden 89 milyonuna Rusya el koymuştur. (Fakat bu gerçek bilinmediği için) Türkler, Sovyetlerin bu yardımını daima bir dostluk nişanesi olarak hatırlamışlardır.”

O arkadaşlar hangi sebeple Türkiye’de?..

1556’da tahta geçen Çar 4. İvan’dan (Korkunç İvan) başlayan ve I. Petro’yla giderek güçlenen Rusya’nın Ortodoks-Slav birliğini kurmak ve sıcak sulara inmek politikalarının gerçekleşebilmesi için aşılması gereken en önemli engel Kuzey Kafkasya’daki halklar idi. 

Bu meşum amaçla; 2 Kasım 1943’te Karaçay Halkına, 23 Şubat 1944’te Çeçen-İnguş Halklarına, 8 Mart 1944’de Balkarlara, 18 Mayıs 1944’te Kırım Türklerine, 21 Mayıs 1864’te Çerkez-Abazalara sürgün ve soykırım yapıldı. 

Çok mücadeleler verildi. Şeyh Mansur, Gazi Molla, İmam Hamzat, Şeyh Şamil, Dudayev ve daha nice kahraman şehit oldu.

Hikâyeyi, yazılı kayıtlardan dinleyelim…

Grand Dük Michael: “Dağlılar teslim olmuyor diye biz görevimizi yarıda bırakamazdık. Yarısının temizlenebilmesi için öbür yarısının yok edilmesi gerekiyordu.”

Rus Tarihçi Y.D. Felisin: “Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce Çerkez köyü ateşe verildi. Ekin ve bahçelerini imha için atlara çiğnettik, sonuçta bir harabeye dönüştü.”

Y. Abramov (‘Kafkas Dağlıları’ adlı kitabında): “O zamanlar dağlıların başına gelenleri anlatmaya sözcüklerin gücü yetmez. Binlercesi yollarda, binlercesi açlık ve sefaletten öldüler. Kıyılar ölü ve ölmek üzere olan insan doluydu. Annesinin soğumuş cesedinde süt arayan yavrular, donup öldüğü halde çocuğunu kucağından bırakmayan analar ve sırf ısınmak için sıkışarak yattıkları yerde birlikte donarak ölen gruplar Karadeniz sahilinde olağan manzaralardı...”

Polonyalı Albay Teofil Lapinski: “Göçmenlerin sorunu felakete dönüşüyor. Açlık ve hastalık had safhadadır. Trabzon’a gelen 100.000 kişi 70.000 kişiye indi. Günlük ölü sayısı 400 kişidir.” 

İngiliz Konsolos Gifford Palgrave: “17 Nisan 1867 günü tüm Abhazya’yı dolaştım. Rus olmamaktan başka bir suçu olmayan Abhaz halkının böylesine yok edildiğine ve ülkenin tahrip edildiğine tanık olmak çok acı verici...”

Prof. Kemal Karpat: “Ruslar, Çerkezleri tamamen imha ederek dağların iç kesimlerine, Çerkez mevzilerine doğru adım adım ilerlediler. Teslim olanlara üç seçenek sundular: a) Kuban vadisine gitmek, b) Çar ordusuna katılmak, c) Hıristiyan olmak… Kabul etmeyenler Osmanlı ile Ruslar arasındaki bir anlaşma uyarınca göç ettiler. 1862-1870 arasında gelenlerin sayısı 1.200.000-2.000.000 arasındadır. Sahilde ölenlerin sayısı ise 500.000’den az değildir...”

İşte tarihi gerçekler böyle; bu kadar açık ve net… Bazen sadece bir kişiye karşı (arkadaşlarımınki R.T.Erdoğan’dır!) duyulan kin, nefret, husumet, haset bile insanların düşüncelerini böylesine esir alabiliyor ve kendi tarihine ihanet noktasına kadar getirebiliyor!.. 

Aslında bu yazıyı hazırladığım halde, gündemin yoğunluğundan, yıldönümünde (21 Mayıs) yayımlayamamıştım. Ama Sözde Ermeni soykırım tasarısını hazırlayıp Alman parlamentosuna getiren ve yakasındaki Ermeni rozetiyle kürsüye çıkıp emeği geçenlere ve özellikle de kiliseye teşekkür eden Türk asıllı(!) Alman milletvekili Cem Özdemir’in yaptıkları karşısında sanırım yerini bulmuş olacak.   

Evet, bu hikâye, Cem Özdemir’in, Çerkez şair Gulya Dırmıt’e ait yukarıdaki şiirde bahsi geçen karşı kıyıya (Trabzon, Rize) ulaşabilen ve bugün küfrettiği Osmanlı’nın şefkatli kollarında Anadolu’nun bağrına (Tokat)  yerleştirilen annesinin, babasının, dedesinin, atasının da hikâyesi! 

Şimdi ben ona ne diyeyim? Alçak, hain, satılmış, kopuk demeyeceğim. Ahmak, hödük, nankör filan da demeyeceğim. Bunlar sıradan şeyler çünkü. 

Doğrusu aradığım o, “manzarayı tam yerine koyacak” uygun ve dokunaklı kelimeyi bulamadım, üzgünüm. Yardımcı olacak okuyucularım olursa sevinirim.

 

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23