Zafer ilan edenler, gerçekler ve belirsizlikler…
Zafer ilan edenler, gerçekler ve belirsizlikler…
MEHMET KOÇAK
Bu savaşın kaybedeni yok. Çünkü tarafların hepsi zafer ilan ediyor. Ancak, sahadaki gerçeklik ve sonuçları itibarıyla durum çok farklı.
Dengesiz Trump ve katil Netanyahu cephesinden gelen “başarı” söylemleri ile İran’ın “direniş kazandı” vurgusu aynı anda yükseliyorsa, aslında ortada klasik anlamda bir zaferden söz etmek mümkün değil.
Zira, bu tür savaşlarda asıl belirleyici olan, tarafların ilan ettiği sonuçlar değil; sahadaki gerçeklik ve stratejik kazanımlardır.
Şöyle ki:
İran açısından tablo oldukça ağırdır. Ülke; üst düzey askeri ve siyasi kadrolarından önemli isimleri kaybetmiş, ciddi altyapı hasarına uğramış ve ağır bir ekonomik-sosyal yıkım yaşamıştır. Buna rağmen, rejim hâlâ ayaktadır ve askeri kapasitesi tamamen çökertilemedi.
İran’ın füze ve savunma kabiliyetlerini ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen ağır hava saldırılarına rağmen sürdürebilmesi çok iyi bir hazırlık yapıldığının göstergesidir..
Diğer taraftan ABD ve İsrail cephesine bakıldığında, askeri üstünlüğe rağmen siyasi hedefler açısından tartışmalı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Rejim değişikliği sağlanamamış, İran iç kamuoyunda beklenen çözülme gerçekleşmemiş ve savaşın kısa sürede sonuçlandırılması mümkün olmamıştır. Bu durum, askeri başarı ile stratejik başarı arasındaki farkı bir kez daha ortaya koymaktadır.
İran’ın kayıplarına rağmen direnmeye devam etmesi, kendi iç kamuoyunda bir “direniş zaferi” olarak sunulabilir. Ancak bu, klasik anlamda bir kazanım değil; daha çok “yenilmemiş olma” durumudur. Aynı şekilde ABD ve İsrail açısından da sahadaki yıkım ve saldırılar başarı sayılamayacağı gibi, stratejik hedeflere ulaşılmadığı gerçeği açık ve net bir şekilde görülmektedir.
*
Peki asıl kaybeden kim?
Bu noktada asıl kaybeden sorusu daha geniş bir perspektiften ele alındığında ise gerçek şudur.
İran ağır kayıplarına rağmen hâlâ direniyor olması ve rejimin ayakta kalması zafer değil başarıdır.
ABD ve İsrail ise, öldürme ve yıkımın ötesinde hiçbir hedefe ulaşamamış olması ciddi bir kayıptır. Bu savaşta İsrail’in enerji ve nükleer tesisleri ile üretim merkezleri başkent Tel Aviv başta olmak üzere önemli şehirlerindeki alt yapılar ciddi zarar görmüştür. Savaş sürecinde İsrail halkı sığınaklarda korku içinde bir hayata mahkûm oldukları ise bir diğer gerçektir.
ABD ise hegemonik mücadelede, ekonomik ve küresel düzeydeki siyasi itibar gibi alanda ciddi kayıpları olmuştur. Ancak asıl kaybeden masum İran ve bölge halklarıdır. Zira sivil kayıplar, yıkım ve istikrarsızlık doğrudan toplumları hedef almıştır.
Diğer kaybeden taraf ise uluslararası sistemdir. Hukukun üstünlüğü, Birleşmiş Milletler mekanizmaları ve küresel diplomasi ciddi bir güven erozyonu yaşamaktadır.
Diğer yandan ise küresel ekonomi, enerji arzındaki dalgalanmalar ve artan jeopolitik riskler dünya ticaretini zayıflatmaktadır.
*
Dengesiz Trump ve suç ortağı katil Netanyahu’nun siyasi geleceği…
Donald Trump ve Benjamin Netanyahu iç politikada ciddi baskılarla karşı karşıyadır ve siyasi gelecekleri tehlikededir. Trump oynadığı İran kumarını kaybetmiş görünürken, Netanyahu, ilk seçimde kaybetmesi halinde ise hakkındaki yolsuzluk ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde davaları başlayacaktır.
Öte yandan, Avrupa ve NATO’nun temkinli ve mesafeli duruşu, küresel dengelerde yeni bir kırılmaya işaret etmektedir. Özellikle İspanya Başbakanı Pedro Sánchez gibi liderlerin sergilediği takdire şayan politik tutum, uluslararası sistem içinde adaletli bir dünya düzeni için bana göre örnek alınmalı.
Sonuç olarak, bu savaşta net bir kazanan yoktur. İran ayakta kalarak “kaybetmediğini” iddia ederken, ABD ve İsrail askeri güçlerine rağmen “istediğini alamayan” taraf görüntüsü vermektedir.
Ancak daha kritik olan gerçek şudur:
Bu savaş, taraflardan ziyade, dünyadaki uluslararası kuruluşlar ile sistemin kaybettiği bir savaşa dönüşmektedir. Ve belki de en tehlikeli ihtimal hâlâ masadadır: Pakistan zirvesi çok önemli.
Bekleyelim görelim…