Biz mi oruç, oruç mu bizi tutacak?
Biz mi oruç, oruç mu bizi tutacak?
NUSRET REŞBER
Allah’ın rahmetinin tecelligâhı, mağfiretinin sağanak sağanak inzali sayılan ve hak ile batılı ayıran Kur’an’a menzil olan Ramazan’dan bir haftayı geride bıraktık bile.
Bu bir hafta bize neler kazandırdı, nasıl geçirdik ay bitmeden bir hesabını yapmalı.
Ramazanı bir fırsat bilip her günü sevap hanemize katlayarak geçirdiysek ne mutlu bize. Değilse, sadece aç-susuz kalarak geçirdiysek; içini ibadetlerimizle süsleyemediysek, zikir-taatlerimize çeki düzen veremediysek, sadece ‘farziyeti üzerimden düşsün’e odaklandıysak bir daha düşünmeli.
Hele tuttuğumuz oruçla öfkelerimize hakim olamadıysak, dedikodu ve mâlâyâni uğraşlarla normal hayatımıza devam ettiysek; “zaten oruçluyum kafam yerinde değil, kendimi zor tutuyorum” ile başlayan cümleler sadır oluyorsa Ramazan ve oruç bize bir şey katmamış sayılır.
Zira Ramazan sabır ayıdır, oruç kalkandır. Resûlullah (s.a.s.): “Hiçbiriniz, oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri kendisine söver veya çatarsa, ‘ben oruçluyum desin’” (Buhârî, Savm) buyurarak oruç ahlâkını bizlere öğretmiştir. Bu düsturu asla unutmamalı.
Bu çerçevede eda ettiğimizde; biz oruç tutarken, oruç da bizi tutacak ve yükseltecek.
Bu ayın “başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennemden kurtuluş” nebevi sözü de boşuna söylenmiş bir laf değildir.
Ancak rahmet ve mağfirete vasıl olmak, arayıp bulmak bizim elimizde. Bize misafir olan, rahmet ve mağfiretimize sebep olmak için gelen bu aya biz de adım atarak yaklaşacağız; misafire yakışır vaziyette karşılayacağız. Seveceğiz, sayacağız tüm içindeki değerlerle beraber hürmet göstereceğiz, kudsiyetini incitmeden, üzmeden ve küstürmeden.
O zaman bir müjde olan şu hadis devreye girecek: “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları affedilir.” (Buhârî, Müslim)
Biz, değerleriyle dolu dolu hanemize, mahalle ve sokağımıza, şehrimize gelen misafire bile isteye yaklaşırsak; rahmet değil, külfet addedersek ramazandan bir tat alamayız.
Resûlullah (sav) Kuds-i Hadiste şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah buyuruyor ki: Kulum beni nasıl düşünüyorsa ben öyleyim. O beni anarken ben onunla beraberim… O bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.” (Müslim, Zikir )
Kazancımızı, soframızı, cemaatle ibadetlerimizi ve gönlümüzü kardeşlerimizle paylaşacağız. Tekil değil, cemaatte bulunarak huzuru yakalamaya gayret edeceğiz.
“Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.” (Bakara 2/44) ayeti bize bunu öğretir. Gelen ramazanı hayatımıza taşıma gayret ve hassasiyetinde olmalı. Dünya ve ahiret saadetini umuyorsak, cehennemden kurtuluşu yakalamak arzusundaysak bu rahmet ayını vesile edinerek: “Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” (Hac 22/77) ayetinin gereğini yerine getirmeli.
Ramazanda daha çok dikkat etmeye gayret göstereceğimiz hareketlerimize, sözlerimize, helal ve temiz gıdalarla sahur-iftar yapma gayretimize bir ömür boyu taşıyacak şekilde prensip edineceğiz.
Hak hukuk tanımadan, helal haram riayeti gösterilmeden dahası Ramazanın ruhaniyetine halel getirecek davranışlara dikkat etmeden bu aydan istifade ettiğimizi düşünemeyiz.
Cennet kapılarının açılması, cehennem kapılarının kapanması, şeytanların zincire vurulması da bize bağlıdır.
Daha önümüzde (Kadir Gecesi’nin de bulunduğu) yirmi bir günümüz var. Zaman kaybetmeden bu ruhu yakalamanın, korumanın gayretine girelim inşallah. O zaman hem biz ramazandan istifade etmiş süruruyla, Ramazan da (lisanı haliyle) bize katkı sunmuş olmanın hoşnutluğuyla, tekrar dönmek üzere veda edecek.