• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Nusret Reşber
Nusret Reşber
TÜM YAZILARI

Bir vakit ansızın

05 Şubat 2026
A


Nusret Reşber İletişim:

Bir vakit ansızın

NUSRET REŞBER

Kâinat bir denge üzerine kuruludur. Dünyamız dâhil bütün gezegenlerle varlık âlemi, bu denge yasasına göre hareket eder. 

“Güneş kendisine ait yerleşik bir düzene göre (yörüngesinde) akıp gider. Bu, çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.

Ay için de menziller belirledik… Ne güneşin aya yetişip çatması uygundur ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzüp gider.” (Yâsîn 36/38-40)

“Yeryüzünü de yayıp genişlettik, üzerine sağlam, sarsılmaz dağlar yerleştirdik ve orada rengi, tadı, şekli ölçülü her bitkiden ürünler bitirdik.” (Hicr 15/19)


Benzer nice ayetler varlık âleminin eşsiz yaratılışını haber verir. Kâinattaki bu muhteşem ahengi inkâr götürmez. Ancak insanlık için sınanma vesilesi olan hiçbir varlık ebedi değil. 


Yüce Allah var olmasına hükmettiği gibi bir vakit ansızın da yok olmasına hükmeder.

“O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.” (Bakara 2/117) 

İnsan yaşadıkça yaşamak ister. Dünyaya karşı doyumsuzdur. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ifadesiyle: “Âdemoğlunun iki vâdi dolusu altını olsa, üçüncüsünü ister. Onun gözünü ancak toprak doyurur” (Buhârî, Müslim).


Ancak her haliyle bu hayat şüphesiz son bulacak. Böyleyken insan nedense buna bakmak, görmek istemez. Nasıl bir sonla karşılaşacağını düşünmemeye kendini bırakır; gerçeği unutmak, hatırlamamak ister. Bunu olması gerekene engel sanır.


Ama o ansızın gelecek olan, bir gün kapıyı çaldığında apışıp kalır. Başını taşlara vurur, feryat eder; tüm yaptıkları, öteledikleri ve de unutmak istedikleri bir bir hatırına düşer. Fakat iş işten geçmiştir. Her şeyini kaybetmiştir ya da sevenleri onu.

Tıpkı o gece ansızın gelen gibi…

6 ŞUBAT 2023 SAAT: 04.17


Yaşlı-genç, kadın-erkek, demeden herkesin bir anda yerinden fırladığı...

Acının, buz soğuğunda kaynadığı. Bir gece öncesinde aynı saatte kimsenin uykusundan kalkmadığı, rüyalar gördüğü saatte...

Herkesin türlü hayallerle sabaha uyanmak üzere yatağına uzandığı gece…


Ama Allah’ın yazdığı “ol!” emri 04.17’de buna engel oluyor. 11 il, 7,7 büyüklüğünde depremle yerle bir oluyor. Depremle tüm Türkiye yankılanıyor.


Gayri ihtiyari herkes, “Allah’u Ekber!- Allah en büyüktür” demekte.

Çoğu kendisini bekleyen ölüm meleğinden habersiz yine Azrail’in kucağına atlıyor. Yeğenim Akif’in “Allah’u Ekber!” çığlığıyla merdivenlere koştuğu gibi. Bu yaz vefat eden babası Abuzer abim de durduğu namazda yakalanıyor, o da namazını bozmamak için “Allah’u Ekber!” diyor ha bire! 

65 saniyede her şey alt üst...

Kıyametin ne olduğunu kimse yaşamamış; “herhalde kıyamet bu” diyor.


Kıyamet günü herkes mezarından doğrulup yalın ayak ve çıplak olarak toplanma yerine koşacak. Ve kimse ne kendisinin ne de başkasının çıplak olduğunu fark edemeyecek…

6 Şubat gecesi de sarsıntıdan dışarı çıkabilenler yarı çıplak, yalın ayak koşuyor.

Her taraf çığlık sesleri. Enkazın içinden dışından, yolda sokakta karanlığı yırtan bir çığlık, korku var. 11 il, özellikle 4-5 ilde şehir yok olmuş.

Aman Allah’ım! Komşumun evine ne oldu? Komşularım nerede? Aaa benim evim nerede, ben nasıl oldu da dışarıdayım. Anam-babam, eşim-çocuklarım…

Elektrikleri kim kesti? Hava neden karanlık? Bu kar da neyin nesi???


ÖĞLE SAAT 13.24

Öğlen olduğunu kimse anlayamadan bu sefer 7,6’yla bir yıkım daha. Bu daha yıkıcı, kayıplar daha fazla.

Gün geçtikçe acı ve kayıplar da artıyor.

Kıyamet günü ikinci surla diriliş ve mezardan şaşkın kalkış gibi şok içinde olanlar ayıkıyor gün gün. Kimi ailelerde birkaç kayıp. Kimilerinin geriye birkaç üyesi kalmış. Ya anne baba ya evlat ya da her birinden birileri yok. Daha acısı, tümden silinen aileler… 

 Abim de evladını kaybetmiş ancak vefat edeni çok olanın yanında kaybımız var demeye utanıyoruz. Köyün taziye evinde dört beş aile beraber sığınmış. Sığınacak yer bulamayıp günlerce karda yağmurda kalanlar var. Herkes bir şekilde huzuru namazda bulmuş. Ancak bedenen, ruhen herkes yorgun, bitap halde. Abimi bir türlü uyku tutmuyor,


“Haydi kalkın, namaz vakti girdi, vakit çıkıyor!” 

“Kalkmazsanız sizi zoraki kaldıran olur, akıllanın!..” diyor sürekli ve deprem öncesi durduğu namazı tamamlıyormuş gibi tekrar namaza duruyor.

Her şeyi bir dengede yaratan Allah, ansızın kıyametin kopacağı hali şöyle tasvir eder:

“Gökyüzü yarıldığında; Yıldızlar dağılıp saçıldığında; Denizler taştığında; Kabirlerin altı üstüne getirildiğinde; Her insan dünyada neleri yaptığını, neleri de yapmadığını anlayacaktır.” (İnfitâr 1-5). Tekvir suresinde ise: 


“Güneş dürülüp karardığında; Yıldızlar dökülüp söndüğünde; Dağlar sökülüp yürütüldüğünde; Denizler kaynatıldığında; Kişi neler yaptığını öğrenmiş olacaktır…” (Tekvir 1-14) deniliyor.

Depremi yaşayanlar bu ayetleri daha iyi anlar sanırım.

Her şiddetli fırtınada, kar-yağmur soğuğunda özellikle geceleri deprem olacakmış gibi irkilirim. Hele İstanbul gibi bir yerde olacakları hayal bile etmek istemiyorum.

Yarın, Kahramanmaraş depreminin yıldönümü.

Rabbim depremde hayatını kaybeden tüm depremzedelerimize rahmet eylesin. Geride kalanlara tekrardan sabırlar ihsan eylesin. Bize de depremlerle sarsılmadan, ölüm kapımıza gelmeden aklımızı başımıza alıp, ibret alanlardan eylesin.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23