THY - Orta Avrupa Eylül

Kim ne yaptığını bilmek zorunda

19 Haziran 2018 Salı

Türkiye seçime kilitlendi. İşimizi gücümüzü bıraktık, oturup seçim gezilerine katılan gözlemcilerin anlattıklarını okuyarak vakit geçiriyoruz. Geçen gün yine bunlardan birinin gözlemlerini okudum. Çorum’u anlatıyor. Birçok gözlemcinin anlattıklarına o da bu ilimizde tanık olmuş. Kentte sol seçmen kendi partisini bırakmış; 24 Haziran için Akşener’in partisiyle HDP’ye odaklanmışlar. CHP seçmeni şöyle düşünüyor: “Kentte bizim tabanımız belli. En fazla bir vekil çıkarırız. Bundan sorası, vereceğimiz hiçbir oyun karşılığı olmayacak. Hal bu olunca biz HDP’ye oy verirsek onun barajı aşmasına katkı sağlarız. Onların alacağı her vekil AK Parti’nin Meclis’teki sayısını düşürür.”

Seçmenin bütününü tek tek dolaşıp, “Sen oyunu CHP’ye ver; sen oyunu HDP’ye ver” demek mümkün olmayacağına göre, esas soru şu:

CHP bu stratejiyle düşen oylarının yerine ne koyacak?

Bu sorunun cevabını Saadet Partili arkadaşlarımız veriyor:

CHP, HDP’yi baraj üstü tutabilmek için verdiği oyları SP’den gelecek oylarla telafi etmeye çalışacak. SP’nin adayları CHP listesine boşuna yerleştirilmedi. İstemeye istemeye belki SP’ye bir-iki milletvekili verecekler ama, planları tutarsa, AK Parti’nin alabileceği 20-30 milletvekilini HDP’ye kazandıracaklar.

Bütün planların AK Parti üzerine kurulduğu bu seçimde Saadet Partili kardeşlerimiz önce şunu düşünmeli:

AK Parti üzerine plan kurmak bugün ortaya çıkmadı. İlk üç-dört yılını görmezden gelsek bile 2005’den beri sürekli onun üzerine bir plan kurulduğu çok belli. Mesela 2007 yılında Türkiye’yi ayağa kaldıran e-Muhtıra neden verilmişti diye sormak lazım. Şüphesiz ki burada amaç AK Parti’ye geri adım attırmaktı.

Öncesindeki 367 meselesi de aynı amaca matuftu. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçileceği Meclis oturumu CHP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülerek iptal ettirildi.

2008 yılında da AK Parti hakkında açılan kapatma davasıyla gündemimiz uzun süre kilitlenmişti. Bu üç olayın üçü de AK Parti’nin yürüdüğü yolu tıkamak için yaşandı. Bunlar yaşanırken Türkiye özgürlüklere susamış bir ülke konumundaydı. Saadet Partili arkadaşlarımız çok iyi bilirler ki, AK Parti’yi tökezletmeye yönelik bu gelişmeler yaşanırken İmam Hatip Liselerinin orta kısımları hâlâ kapalıydı. Başörtüsü kullanan kardeşlerimiz sokağa çıkamayacak durumdaydı. Elimizde, avucumuzda ne varsa paraya tahvil ederek kızlarımızı yurt dışında okutmaya çalışıyorduk. Onların dahi aldıkları diplomalar hiçbir mana ifade etmiyordu. Belli bir yaşın altındaki çocuklarımızı Kur’an öğrenmeye gönderemiyorduk. Sokaktaki her sakallı Müslim Gündüz, her başörtülü Fadime Şahin makamına oturtulmuştu.

Bütün bu insanlık dışı muameleler 2009-2010 yılından sonra ortadan kaldırılabildi. Saadet Partili arkadaşlarımız da çok iyi bilirler ki, yukarıda değindiğimiz üç girişimden herhangi biri başarılı olsaydı bugün hâlâ ülke bunun mücadelesini veriyor olacaktı. Kaybedilecek nesiller, heba edilecek ekonomik değerler de işin çabası..

Daha sonraki planlar da hep buna matuftu; barış sürecinin sabote edilerek Milli Birlik ve Kardeşlik projesinin akim bırakılması, MİT operasyonu, Gezi kalkışması, Kobani olayları, 17/25 Aralık darbesi ve nihayet 15 Temmuz 2016’da kalkıştıkları işgal hareketinin odak noktasını hep AK Parti’nin önünü kesme düşüncesi oluşturdu.

AK Parti, milletten aldığı destekle, en önemlisi de Allah’ın yardımıyla bu operasyonların birer birer üstesinden gelmek için yoğun mesai harcadı. Ancak, tüm say-ü gayreti, tüm mesaisi bu operasyonları bertaraf etmek için değildi. 

Türkiye, en büyük hamlelerini de bu süreç içinde gerçekleştirdi.

Eğer AK Parti’yi durdurabilmek için kalkışılan operasyonlardan herhangi biri başarılı olsaydı, bugün hâlâ, o da ayakta ve bir arada kalmayı başarabilmişsek, İsrail’e ve ABD’ye bağımlı insansız hava araçlarının verdiği istihbaratlarla boş kayalıklara bomba atıyor olacaktık. Terörü önlemekte bir arpa boyu yol alamayacağımız gibi trilyonlarca ekonomik gücümüzü boşa heba edecektik.

Eğer AK Parti’yi durdurabilmek için kalkışılan operasyonlardan herhangi biri başarılı olsaydı bugün milli imkânlarla ürettiğimiz insansız hava aracımız olmayacaktı. SİHA’ları onun yanına ilave edemeyecektik.

Altay tanklarımız, Atak helikopterimiz yapılmamış olacaktı. Terörle mücadele için ürettiğimiz insansız kara aracı hatırımıza bile gelmeyecekti. Seri üretime başlamak üzere olan insansız Akıncı uçaklarımızı hayal dahi edemeyecektik. Denizlerimizde milli imkânlarla üretmeye başladığımız milli savaş gemilerimiz, denizaltılarmız bir hayalin ötesine geçemeyecekti.

Eğer AK Parti’yi durdurabilmek için kalkışılan operasyonlardan herhangi biri başarılı olsaydı bugün rahmetli hocamız Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın “Milli Savunma Sanayii” diye bayraklaştırdığı hamlenin icrası bir yana, esamisi okunmayacaktı. 

28 Şubat’ın en hararetli günlerinde başörtülü kızlara yönelik zulümler karşısında O’nun, “Bu yavrularımızın imdadına yetişecek yiğit bir vatan evladı yok mu?” şeklindeki haykırışı vefatıyla birlikte “hoş bir seda” olarak gök kubbede kalacaktı.

Eğer AK Parti’yi durdurabilmek için kalkışılan operasyonlardan herhangi biri başarılı olsaydı, Erbakan Hoca’nın Devrim otomobiliyle başlattığı, fakat önü kesilen milli hamlesi, bugün hâlâ tarihin karanlık dehlizlerine bekletilen bir hayalin ötesine geçmeyecekti.

Eğer AK Parti’yi durdurabilmek için kalkışılan operasyonlardan herhangi biri başarılı olsaydı, Erbakan Hoca’nın Türkiye için en büyük tehlike olarak gördüğü ve Başbakanlığı döneminde üç gün kapısında beklettiği IMF şeflerinin karşısında bugün hâlâ elpençe divan duruyor olacaktık.

Rahmetli Erbakan Hoca’nın ömrünü İttihad-ı İslam için tükettiğini ben Saadet Partili arkadaşlara öğretecek değilim. Kürt kardeşlerimizi bu milletten kopartmaya çalışan fitne odaklarının çalışmalarını da..

Bugün her bir Saadet Partili kardeşimiz başını CHP’nin çektiği ittifakın içine HDP’nin neden resmi olarak dahil edilmediğini bilmiyorlar mı? Resmi olarak alınmamış olsa bile HDP’nin bu ittifakın en önemli parçası olduğunu görmüyorlar mı? CHP’nin Cumhurbaşkanlığını almaya asla takatinin olmadığını, bütün say-ü gayretini kendilerinden devşireceği oylarla HDP’yi Meclis’e taşımak için harcadığını, HDP’nin, eğer seçim ikinci tura kalırsa Erdoğan’ın karşısında yer alacak adayın etrafında kilitleneceklerine dair açıklamalarını biz her gün bir yerlerde görüp okuyoruz da, onlar görüp okumuyor mu?

Sonuçta herkes kendi hesabını kendisi verecek; ama kardeşler birbirlerine uyarı görevini yerine getirmezlerse kardeşlik hukukunu çiğnemiş olurlar.

Çok şükür on-on beş yıl gibi çok kısa bir zaman diliminde, Türk milletinin gücü bütün dünyaya gösterildi. Yıllarca kasıtlı olarak geri bırakılan, yatırım yapması engellenen sömürülen Türkiye şaha kalktı..

TANAP projesini, Akkuyu ve Sinop Nükleer Enerji Santrallerini bu dönemde hayata geçirdik.

ASELSAN, HAVELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, TEY ve birçok şirketimiz bütün dünyayı gıptayla baktıran projeleri bu dönemde hayata geçirmeye başladılar.

Hürkuş ve Atak helikopterlerimiz bu dönemde semalarımızla buluştu. SOM füzelerimiz bu dönemde milli imkânlarla üretilip ordumuzun hizmetine sunuldu.

Artık birçok konuda el muhtaç, dışa bağımlı olmaktan kurtulduk.

Hamdolsun, bugün uzaya kendi uydumuzu gönderiyoruz. İnsansız hava aracı, milli denizaltı yapıyoruz. Topumuzu, tankımızı yerli imkânlarımızla üretiyoruz.

Önümüzdeki kritik eşiği bütün bir millet olarak, kardeşçe bir dayanışma içerisinde aşmak zorundayız.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni güçlü bir Meclis yapısıyla birlikte hayata geçirdiğimiz gün milletimizin gerçek bayram günü olacaktır.

Erbakan Hoca’dan öğrendiğimiz şu gerçeği hiçbir zaman aklımızdan çıkartmayacağız: Türkiye düşmanlarının anladığı tek şey güçtür.

Bu seçimlerden bütün bir millet olarak zaferle çıktığımız gün, işte o güçlü Türkiye’yi elbirliğiyle inşa etmiş olacağız.

Bilin ki, bu zafere Türkiye kadar, Kudüs’ün, Bağdat’ın, Kahire’nin, Şam’ın, Kafkaslardaki, Balkanlar’daki kardeşlerimizin de ihtiyacı var.

Şundan eminiz ki, bütün dünya mazlumları, zulmün önüne dikilip;

“Bir dakika… Bir dakika.. Dünya 5’ten büyüktür” diye gürleyen Türkiye’yi bekliyor.

Türkiye, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Yeni Türkiye dediği günden beri kutlu bir dava için yürüyor. Bu yürüyüş, şan, şöhret, makam, mevki elde etmek için değil, Yeniden Büyük Türkiye’nin inşasını tamamlayıp, milletimizi tarihteki şerefli yerine kavuşturmak için yapılan bir yürüyüştür. Bu yürüyüş; zilleti değil, izzeti, köleliği değil efendiliği seçmenin yürüyüşüdür. Bu yürüyüş; savaş değil, barış, sömürü değil, adalet diyenlerin yürüyüşüdür.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’un Gaziosmanpaşa ilçesinde, evinde ziyaret ettiğim 70 yaşındaki Yugoslavya göçmeni bir ablamızın bize yaptığı nasihati sizlere hatırlatmak istiyorum. Ziyaretimizde bize şunları söyledi:

“Evlatlarım, eğer bunu bir Erdoğan meselesi, AK Parti meselesi olarak görüyorsanız; bu sıcaklarda kendinizi boşa helak etmeyin, gidin işinize gücünüze bakın, onlar kendi meselelerini bir şekilde hallederler.

Bunun bir Türkiye meselesi olduğunu asla aklınızdan çıkartmayın. Bunun için gece-gündüz demeden çalışmanız lazım gelir. Bu; Türkiye’nin, Osmanlı’nın, İslam’ın meselesidir. Benim ceddimi Yugoslavya’dan kazımak istediler. Dede, baba, torun torba sığınak olarak Türkiye’yi bulduk. Iraklılar da, Suriyeliler, Afganlar, Filistinliler de öyle. Emin olun, İslam’ın son kalesi Türkiye düşürülürse sadece bizim değil, tüm dünya mazlumlarının son ümidi de bitmiş olacak..”

 

YORUM YAZ

  • HukukçuHukukçu7 gün önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenci kıyımına müdahale edip, kıyımı durdurmanızı, saygılarımızla, istirham ediyoruz.
  • Süleyman Sırrı DinçerSüleyman Sırrı Dinçer3 ay önce
    KaleminizesağlıkNecdet bey. Sürekli yazmanızıbekliyoruz. Hoşgeldinizsefageldiniz.