• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Necdet Kutsal
Necdet Kutsal
TÜM YAZILARI

Demirtaş çekilse kim kaybeder?

07 Ağustos 2014


Necdet Kutsal İletişim: [email protected]

Filistin, Irak, Suriye ve Mısır’da dram yaşanıyor. Yeni Dünya Düzeni’nin ateşi dünyanın yarıdan fazlasını yakıyor ama biz sadece etrafımızdaki ateş çemberine bakalım. Bir de bunu yaparken Kuzey Irak Kürtleri’nin  bağımsızlık ilan etmeleri için İsrail’in çevirdiği türlü entrikaları gözden uzak tutmayalım.

En sondan bakalım; Suriye’yi kasıp kavuran IŞİD, birdenbire Irak’ta ilerlemeye başladı. Öyle bir ilerleme ki, adeta ellerini kollarını sallayarak. İlk ses getiren eylemlerini Türk konsolosluğunda gerçekleştirdiler. Türkiye’nin seri diplomasi girişimlerinin gözleri buraya çevireceğini çok iyi hesap etmişlerdi.

Bir süre sonra artık tüm dünya bundan böyle Irak’ın bütün olarak kalamayacağını konuşmaya başladı. Kürt yöneticiler tarafından Kuzey Irak Parlamentosu’na referandum hazırlıkları için talimat verildi. Kürtler, tek devlet olarak kalamayacağını düşündükleri Irak’ta ilk bağımsızlığını ilan eden ulus olma yoluna girmek üzereydiler. İsrail bu noktada, bağımsız Kürdistan’ın vakit kaybedilmeden ilan edilmesini isteyerek ilk tanıyacak ülke olacaklarına dair açıklamalar yapmaya başladı. Siyonist devlet bu aceleciliğini bütün dünyayla paylaşıyordu, ama, can alıcı önemli bir mesele vardı; Kürtlerin, bağımsızlıklarını dünyaya entegre etmek için vazgeçilemeyecek bir şart olan Türkiye kapısının açılması mümkün müydü?

Önce Naçirvan Barzani geldi Türkiye’ye, peşinden de Talabani. Temaslarından sonra bir açıklama yaptı. Özeti; Türkiye’ye rağmen bir adım atmayız.

Bölge enerjilerinin geçiş havzası olma politikasını başarıyla sürdüren hatta tamamlayan Türkiye, etkisini göstermişti.  Belli ki Kuzey Irak Kürtleri Türkiye’nin ‘açılım’ politikalarını Selahattin Demirtaş’tan daha iyi ve doğru okuyor ve kendilerini bu büyük projenin içinde görmek istiyorlardı.

Ah mazlum Filistin, Ortadoğu’daki her dönemeçte en ağır bedeli ödeyen kimsesiz topraklar..

Tam bu noktada Siyonist İsrail bildik silahına tekrar sarıldı ve Filistinlilerin üzerine bir kez daha ölüm yağdırmaya başladı. Onlara göre bu, Kuzey Iraklı yöneticileri, Türk yöneticilerin etkisinden uzaklaştırmak için işe yarayabilirdi. Çünkü onlar Eski Türkiye’nin reflekslerinden biliyorlardı ki bu devlet aynı anda hem merdiven çıkıp hem konuşmasını beceremezdi.

Yeni Dünya Düzeni’ni yöneten ve ipleri kesinlikle siyonizmin elinde olan para imparatorluğu Filistin’in çığlığına kulaklarını tıkayıp ‘İsrail’in kendini savunma hakkı var’ teranesini en üst perdeden tekrarlamaya başladı. Hem de 500 Filistinli siville 2 Filistinli direnişçinin ölmesine karşılık 50 İsrailli askerle 2 İsrailli sivilin ölmesinin kıyaslandığı bir düzlemde.

 Türkiye bu soysuzlaşmış dünyada bir kez daha tek başına mazlumların yanında dimdik durmayı başardı; Filistin’e sonsuza dek sahip çıkacağını hem dünyaya ilan etti, hem de elinden gelen her şeyi yapmaya başladı. Üstelik bu ağır yükle uğraşırken bile yeni açılım projelerinin en yakın zamanda hayata geçirileceğini ve bunların içeriğini duyuruyordu. Siyonistler bir kez daha Yeni Türkiye’nin birçok işe aynı anda yoğunlaşabileceğini gördüler.

İsrail’in bölgedeki tek dostu şüphesiz Mısır’dı. Mısır aynı zamanda Filistin’in tek nefes borusu olabilecek ülkeydi. Mısır’da demokrasiye neden izin verilmediği de, Türkiye’nin Mısır demokrasisi için çırpınan tek ülke olarak yalnız bırakılmasının sebepleri de şimdi ayan beyan anlaşılmış oldu.

Burada durup, Türkiye’nin son iki yıldır Cemaat – Hükümet kavgasıymış gibi algılatılmak istenen çalkantılı sürecini yeniden tahlil etmeye çalışın.

Zerre kadar kuşku yok ki, Türkiye’de yapılmak istenen operasyon Mısır’dakinin aynısıydı. 

 2000’li yıllara kadar hep diz çöktürülmüş, kendi ayakları üzerinde dikilmesine müsaade edilmemiş Türkiye, 2000’li yılların başından itibaren artık ayaklarının üzerinde doğrulmaya başlamış, on yıl gibi çok kısa bir süre içinde sadece ekonomisini dünyada hatırı sayılır bir yere getirmekle kalmamış, sahici bir demokrasiye kavuşmak için her doğruluşunda karşısına çıkartılan Kürt kartını da berhava ederek Türk’le Kürt’ün kardeşliğini yeniden hayata geçirmişti.

Oslo sürecinin sabote edilmesi de, MİT kriziyle açığa çıkıp dallanıp budaklanarak bugüne taşınan bütün kalkışma ve komplolar da tek bir amaca matuftu; Büyüyen, bölge değil dünya ülkesi olma yolunda hızla ilerleyen Türkiye’yi yeniden Eski Türkiye haline getirmek, artık kendi ayakları üzerinde dikilen Türkiye’ye yeniden diz çöktürtmek.

CHP – MHP ittifakının bu gerçeği ıskalaması inanılmaz derecede hazin; Demirtaş’ın buna gözlerini kapaması inanılır gibi değil. Ne var ki yürekleri ferahlatan daha büyük bir neden var: Milletimizin oynanan bu oyunu çok net görmesi ve oynanmak istenen oyuna fırsat tanımayacağına dair kararlılığı. 

CHP – MHP ittifakı oynanan oyuna figüran olmaktan vazgeçecek niyette değiller. 

Bu ülke artık Kürtlerin varlığını inkar eden bir ülke değil. Türkiye artık Yeni Türkiye.

Kürt siyasetçilerin ‘biz kaç kişiyiz’ saçmalığından vazgeçip tesis edilmekte olan Kürt – Türk kardeşliğinin önünü açmalarını beklemek bu milleti seven herkesin hakkıdır.

‘Erdoğan nasıl olsa kazanır biz gücümüzü ölçelim’ inadının bu kardeşliğin bir an evvel tesis edilmesine sağlayacağı hiçbir katkı yok, ama CHP–MHP ittifakının açık ara geride kalmasının kardeşliğe katacağı çok şey var. 

Demirtaş’ın Erdoğan lehine çekilmesini beklemiyoruz ama, çekilip Kürt seçmeni serbest bırakmasının; “Yeniden Kardeşlik ve Milli Birlik Projesi”nin hem daha hızlı hem daha etkin  hayata geçmesine çok faydası olacağını da biliyoruz.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23