• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Ceylan
Mustafa Ceylan
Mustafa Ceylan
TÜM YAZILARI

Minab'da katliam ve dilsiz şeytanlar

07 Mart 2026
A


Mustafa Ceylan İletişim:

ABD ve İsrail'in İran Minab'daki okul saldırısında 168 masum kız çocuğu katledildi.

Batı sokaklara dökülürken, İslam dünyasının suskunluğu utanç verici.

Kalemlerin, boya fırçalarının ve masum hayallerin üzerine kapkara, genzi yakan bir duman çöküyor.

İran’ın güneyindeki Minab kasabasında bulunan Şahare Tayyebeh kız okulu, 28 Şubat sabahı Siyonist İsrail ve onun en büyük hamisi Amerika’nın güdümlü füzeleriyle yerle bir edildi.

O beton yığınlarının ve demir filizlerinin altında sadece sıradan bir bina değil; yaşları 7 ile 12 arasında değişen tam 168 masum kız çocuğunun körpe bedenleri ve yarınları kaldı.

Olay yerinden sızan ve ancak kalbi taşlaşmamış olanların bakabileceği görüntüler, vahşetin boyutunu gözler önüne seriyor.

Oyun parkının kalıntıları, kırmızı plastik bir kaydırak, paramparça olmuş perdeler...


Devrilmiş bir kitaplığın hemen yanı başında, patlamanın ve ölümün tozuna bulanmış pembe plastik sandaletler düzgünce duruyor.

Şoka girmiş, yüreği yanmış bir baba, moloz yığınları arasında kana bulanmış ders kitaplarını sallayarak, "Bunlar asker değil! Burası okuldu ve onlar derse gelmişlerdi!" diye feryat ediyor.

Bir başka köşede, yeşil elbiseli bir kız çocuğunun bedeni, siyah bir ceset torbasına yerleştiriliyor.

Küfrün tek millet olduğunu bizlere her fırsatta kanıtlayan ABD-İsrail şer ittifakı, gözlerini kırpmadan, utanmadan "askeri hedef" yalanının arkasına sığınarak sivilleri katletti.


Sözde medeni dünyanın "insan hakları" havarisi olan ABD yetkilileri, "kasten okulu hedef almayız, araştırıyoruz" diyerek tüm dünyanın aklıyla, insanlığın vicdanıyla alay ediyor.

Oysa uydudan baksalar okulu, bahçesini ve duvarlarındaki o renkli çocuk resimlerini apaçık görebilirlerdi.

Fakat bu kan donduran tablo karşısında asıl kahreden, yürekleri asıl paramparça eden şey, ne bombaların yıkıcı şiddeti ne de katillerin o tanıdık pişkinliğidir.

Asıl trajedi, bu eşi benzeri görülmemiş vahşet karşısında küresel çapta takınılan ikiyüzlü tavırlarda gizlidir.

Bugün başınızı kaldırıp dünyaya bir bakın.

Bizim yıllardır "dinsiz", "Avrupalı", "gayrimüslim" diyerek dudak büktüğümüz, inançsızlıklarıyla kınadığımız o insanlar, ellerinde bayraklar ve pankartlarla başkentlerinin meydanlarını hınca hınç dolduruyorlar.


Londra'da, Paris'te, Washington'da, Madrid’te ve Berlin'de vicdanını kaybetmemiş insanlar sokaklara dökülmüş durumda.

O 168 kız çocuğunun hesabını sormak için avazları çıktığı kadar bağırıyor, polisle çatışıyor, kendi hükümetlerini, ülkelerinin Siyonizm ile olan suç ortaklığını lanetliyorlar.

O "dinsiz" dediklerimiz, insanlığın namusunu yere düşürmemek adına mitingler düzenliyor, üniversite kampüslerini zalimlere dar ediyorlar.

Peki ya biz?

Peki ya o koca, o heybetli(!) İslam dünyası nerede?

İki milyara yakın Müslüman’ın yaşadığı o geniş coğrafyalardan, birkaç cılız kınama mesajı, kınamaktan öteye geçmeyen içi boş bildiri ve diplomatik mırıldanmalar dışında ne ses çıkıyor?

Koca ve utanç verici bir hiç!

Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" diye buyururken, bugün İslam alemi ne yazık ki topluca bu dilsiz şeytanlık zilletine boyun eğmiş durumdadır.

Kendi kardeşinin, kendi ümmetinin masum evlatları enkaz altından kopmuş beden parçalarıyla çıkarılırken, hastane morgları dolduğu için minik bedenler soğutmalı araçlarda bekletilirken, yeri göğü inletmesi gereken Müslümanlar derin bir uykuya, ölümcül ve kahredici bir sessizliğe gömülmüş durumda.

Siyonist füzeleri Minab'da okulu vururken sadece 168 körpe fidanı hayattan koparmadı; aynı zamanda İslam dünyasının izzetini, şerefini ve vahdetini de o enkazın en dibine gömdü.

Ruz-i mahşerde o kız çocukları sadece o füzeleri ateşleyen Haçlı-Siyonist koalisyonundan değil; aynı zamanda onların feryadına kulak tıkayan, sıcak koltuklarından kalkıp meydanları doldurmaktan aciz olan, zulmü sadece izlemekle yetinen o sessiz yığınlardan da davacı olacaktır.

Minab'daki o okul bahçesinde tozlar içinde kalan pembe sandaletler, sadece zalimlerin kanlı yüzünün değil, aynı zamanda suskun ümmetin de silinmez utanç vesikası olarak tarihe kazınmıştır.

Bu gaflet uykusundan uyanmak için daha kaç masumun kanının dökülmesi, daha kaç kız okulunun vurulması gerekiyor?

Allah'a emanet olun ...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23