• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Ceylan
Mustafa Ceylan
Mustafa Ceylan
TÜM YAZILARI

Küresel eşkıya kan peşinde

28 Şubat 2026
A


Mustafa Ceylan İletişim:

Dünyanın tescilli terör devleti ABD, İslam coğrafyasını kan gölüne çevirme ve Siyonist rejimin güvenliğini sağlama misyonuna hız kesmeden devam ediyor.

Washington yönetiminin hedef tahtasında uzun süredir olduğu gibi yine İran var; ancak bu kez sahnelenen oyun çok daha sinsi, niyet çok daha karanlık.

Trump yönetimi, Tahran'ı vurmak ve rejim değişikliğiyle bölgeyi tamamen dizayn etmek için ipe un sermeye, işi kasten yokuşa sürmeye devam ediyor.

Kısacası küresel emperyalizm, "üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek" niyetinde.

Sürecin başına dönelim...

Neydi bütün bu yaygaranın kopma sebebi?

Güya İran’ın nükleer silah üretme ihtimali!


Fakat Amerikan basınına sızan Cenevre görüşmelerinin perde arkası, maskeleri bir kez daha düşürdü.

Tahran yönetimi, önceki gün masada nükleer silahtan vazgeçtiğini resmen bildirip uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'lardan yüzde 1,5 gibi tamamen zararsız bir seviyeye çekmeyi önerince, ABD'nin asıl yüzü ortaya çıktı.

Washington bu kez utanmazca, "Nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla, tıp veya enerji sanayi için bile kullanamazsın" dayatmasına girişti.

Bununla da yetinmediler; ülkenin savunma bel kemiği olan balistik füze üretiminin de tamamen durdurulmasını istediler.


Bu, bir müzakere şartı değil; bağımsız bir devlete çekilmiş küstahça bir teslimiyet fermanıdır!

Masada ABD adına kimler var?

Donald Trump’ın özel elçileri Steve Witkoff ve Jared Kushner.

Özellikle Kushner isminin Siyonist İsrail ile olan organik bağı ve "Yüzyılın Anlaşması" safsatasıyla Filistin'i nasıl peşkeş çekmeye çalıştığı herkesin malumu.

İşte bu isimler aracılığıyla Tahran'a sunulan şartlar, kabul edilmesi imkânsız birer ültimatomdan ibaret.

ABD’nin talepleri öylesine akıl dışı ki:


Fordow, Natanz ve İsfahan’daki üç ana nükleer tesisin derhal imha edilmesi,

Eldeki tüm zenginleştirilmiş uranyumun ABD’ye teslim edilmesi,

Süreli bir anlaşma değil, süresiz ve kalıcı bir boyunduruk sözleşmesi.

Tahran'ın tesislerini sökmeyi ve uranyum stokunu yurtdışına vermeyi haklı olarak reddetmesi, ABD'nin tam da aradığı "bahane" zeminini oluşturuyor.

Artık şu gerçeği net olarak görmemiz gerekiyor: Buradaki asıl mesele İran'ın nükleer kapasitesi falan değil.

Asıl mesele, ABD siyasetini parmağında oynatan Siyonist lobinin arzularını yerine getirmek ve Terör Devleti İsrail'in karşısında durabilecek her türlü askeri/teknolojik potansiyeli iğdiş etmektir.

Trump yönetimi, kendisini yönlendiren Yahudi lobisinin kuklası senatörleri memnun etmek adına, her geçen gün çıtayı biraz daha yükselterek Tahran'ı sınırlı da olsa vurmayı çoktan kafasına koymuş durumda.

Küresel emperyalizmin bu zorbalığına ve bitmek bilmeyen şantajlarına karşı uyanık olmak zorundayız.

Zira bugün kendi nükleer programı üzerinden "teslim ol ya da vurulursun" tehdidine maruz kalan Tahran'a dayatılan bu senaryo, sessiz kalındığı takdirde yarın İslam coğrafyasındaki diğer bağımsız devletlerin de kapısını çalacaktır.

Allah'a emanet olun ...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23