Avrupa’nın özgürlük maskesi düşüyor!
Avrupa, yıllardır “özgürlükler kıtası” kisvesiyle dünyaya demokrasi ve insan hakları dersi vermeye kalkarken, kendi evinde inanç özgürlüğünü ayaklar altına alıyor.
Son örnek Fransa.
2024 Yaz Olimpiyatları’nda Müslüman kadın sporcuların başörtüsüyle müsabakalara katılması yasaklandı.
Sporda bile inancını yaşamaya çalışan kadınlara tahammül edemeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Fransa bu konuda ilk adımı atan ülkeydi.
2004 yılında, ilkokul ve liselerde başörtüsünü yasaklayarak laikliği bahane etti, özgürlüğü katletti.
Ardından Belçika, Kosova, Almanya, Hollanda ve Avusturya gibi ülkeler de bu yasak kervanına katıldı.
Dikkat edin, bazıları nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan ülkeler…
Ama yine de kendi genç kızlarına başörtüsünü yasaklıyorlar.
Ne acı, ne utanç verici!
Peki neden?
Gerçekten laikliği korumak için mi?
Yoksa Batı'nın kadını “özgürleştirme” adı altında kendi hayat tarzına mahkûm etme arzusu mu?
Bugün Avrupa’da bir kadın istediği gibi soyunabilir ama örtünemez.
İşte Batı'nın ikiyüzlülüğü tam da burada saklı: “Sen ancak bizim gibi olursan özgürsün.”
Hani çokkültürlülük?
Hani inançlara saygı?
Bu manzara bizlere yabancı değil.
Türkiye de bir zamanlar bu karanlık tablonun içindeydi.
AK Parti iktidara gelmeden önce bu ülkede başörtülü kadınlar üniversite kapılarından çevrildi.
Kamu kurumlarında çalışmaları, hatta hastaneye başörtülü girmeleri bile sorun edildi.
İkna odaları, turnikelerde başörtüsünü açmaya zorlanan genç kızlar…
Bunlar bu ülkenin hafızasında acı izler bıraktı.
Ama Türkiye bu utanç dönemini geride bıraktı.
AK Parti iktidarıyla birlikte, başörtüsü yasağı tarih oldu.
Genç kızlarımız artık üniversitelerde, kamu kurumlarında, öğretmenlikte, yargıda ve hatta Meclis’te özgürce yer alabiliyor.
Bu sadece bir hak değil; yıllarca gasp edilmiş bir onurun iadesidir.
Türkiye, Batı’ya özgürlük dersi vermeye başladıysa, bu o karanlık günlerin ardından gelen cesur reformlar sayesindedir.
Avrupa’ya bakınca, kendi geçmişimizi hatırlamamak elde değil.
Ama biz o sınavı verdik.
Avrupa ise hâlâ sınıfta kalıyor.
Başörtüsüne karşı yürütülen bu çağ dışı kampanyalar, kadınların değil, faşizan zihniyetlerin özgürlük kılığına bürünmüş yüzüdür.
Avrupa’nın yapması gereken, başörtüsünü yasaklamak değil; kadının kendi iradesine saygı göstermektir.
Avrupa'nın yapması gereken, kendi içindeki bu çelişkiyle yüzleşmek ve artık inanç özgürlüğüne tahammül etmeyi öğrenmektir.
Yoksa, özgürlük nutukları sadece gürültüden ibaret kalacaktır.
Allah'a emanet olun ...