Vuslata kurban olmak
Vuslata kurban olmak
REFİK TUZCUOĞLU
Bugün arefe…
Şehirlerin o bitmek bilmeyen, yorucu ve mekanik gürültüsü yerini yavaş yavaş tatlı bir telaşa, uhrevi bir sükûnete bıraktı bile. Arefe gününün o kendine has esintisi, çocukluk hatıralarımızdan süzülüp evlerimizin içine dolarken, aslında bizi unuttuğumuz bir asaletle, yani kendi özümüzle yeniden tanıştırıyor.
Yarın bayram…
Takvim yapraklarında sıradan bir gün yahut bir tatil fırsatı değil; dağılan dikkatimizi toplamak, katılaşan kalplerimizi yumuşatmak ve sökülen toplumsal bağlarımızı yeniden dokumak için verilmiş ilahi bir mola.
Kurban, kelime kökü itibarıyla 'yakınlaşmak' demektir. Bu eylem zahirde bir koçun kurban edilmesinden ibaret görünse de ehl-i irfan için bâtında, nefsin dünyevi arzularıyla yüzleşip onları Yaradan'ın rızası uğruna feda etmek anlamını taşır.
Hazreti Mevlânâ, bu derin hakikati o muazzam üslubuyla şöyle özetler: "Nefis öküzünü kurban edebilirsen, ayağını gökyüzünün başına basabilirsin." Yani asıl mesele, içimizdeki o doymak bilmeyen 'ben'liği, kibri, dünyaya nimetlerine olan marazi tutkunluğumuzu feda edebilmektir. Yarın sabah teşrik tekbirleri getirilirken, aslında nefsin tasallutundan kurtuluşumuzu ve Hakk'a teslim oluşumuzu ilan edeceğiz .
Zira kurban olmak, Ehl-i İrfanın penceresinden bakıldığında bir yok oluş, bir tükeniş yahut kaybediş değildir. Aksine, fani olanı terk edip asıl varlığa karışarak sonsuzluk deryasında yücelmek, en yüce mertebede yeniden var olmaktır. Bıçağın altına yatırılan kendi bencilliğimiz, hırslarımız, ve tükenmek bilmeyen dünyalık arzularımız olmalıdır.
Bu teslimiyetin en büyük şahikası şüphesiz Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in kıssasında gizlidir. Hz. İbrahim, en sevdiğini, canından bir parçayı feda etme imtihanından geçerken, bize evrensel bir soru bırakmıştır: Sizin İsmail’iniz ne? Uğruna ilkelerimizden vazgeçtiğimiz, kurban edemediğimiz makamımız mı, şöhretimiz mi, banka hesaplarımız mı, yoksa kibrimiz mi?
Şimdilerde müze haline getirilen bazı eski dergâhlarda gördüğümüz tasavvuf geleneğinde geçmişte yaşatılan bu muazzam teslimiyetin çok zarif, somut bir sembolü vardır: ‘Tığbend’. Erenler yoluna adım atan bir talibin beline kuşandığı bu yünden ip, sıradan bir kuşak veya aksesuarı tamamlayan bir parça değil. O ip, doğrudan Hz. İsmail'in teslimiyet anında bağlandığı kurban ipini sembolize eder. Tığbendi kuşanan derviş, aslında Hakk'ın huzurunda şu sessiz yemini eder: "Ben de bu hakikat yolunda, nefsimi ve benliğimi Hakk’ın rızası için tıpkı İsmail gibi feda etmeye hazırım." Esasında bayram, içimizdeki bu sahte "İsmail"leri bulup, onları asıl Sahibine feda etme cesaretini gösterme günüdür. Nitekim Hac Suresi'nde açıkça buyrulur: "Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; O'na ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır."
İşte bu sarsılmaz takva, divan edebiyatımızın sultanı Fuzûlî’nin dizelerinde en naif, en âşıkane halini alır. Fuzûlî, kurbanı senede bir gün kesilen bir adak olmaktan çıkarır, her nefeste yaşanan bir sevdaya dönüştürür:
"Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem îd için Dembedem, saat-besaat ben senin kurbanınam."
Bu manevi kurbiyetin, yere, toprağa ve insana değen muazzam bir sosyal boyutu da vardır. Allah’a doğru yükselen bu yakınlık, yeryüzünde komşuya, yetime, yoksula uzatılan sıcak bir elle taçlanır. Bayram günleri, nefsani bir rahatlama, dünyevi bir haz yahut sırf içimize kapandığımız bir tatil zamanı olarak görülemez. Bayram, ancak toplumla paylaşıldıkça asıl manasını bulan müşterek bir sevinçtir. Yeryüzündeki tüm mazlumları, darda kalmışları ve kapısı çalınmamış garipleri kendi vicdanımıza "zimmetli" görmedikçe, bayramın hakiki ruhunu idrak edemeyiz.
Kurban payı dediğimiz şey, sadece bir yardım paketi değildir; modern çağın bizi kendi küçük ekranlarımıza hapseden soğuk duvarlarını yıkan sıcacık bir mektuptur. O paketin içinde görünmez bir mesaj vardır: "Seni görüyorum, yalnız değilsin, biz büyük bir aileyiz." Cimriliğin, istiflemenin ve bencilliğin panzehridir kurban. Gurur hırkalarının çıkarıldığı, yetimlerin başının okşandığı, aile büyüklerinin duasının alındığı bayram sofraları, toplumumuzun en sarsılmaz psikolojik güven alanlarıdır.
Yarın sabah doğacak bayram güneşiyle birlikte, içimizdeki sahte İsmailleri, sevgisizliği, kibri ve tahammülsüzlüğü kurban etmeye niyetlenelim. Kurbanımız makbul, sadakat ve adanmışlığınız İbrahimce, teslimiyetiniz İsmailce olsun.
Gönüllerin birleştiği, ruhların arındığı, sevgi dolu bir bayram dilerim.