Asrın felaketi
Asrın felaketi
MUSTAFA CEYLAN
Deprem...
Coğrafyamızın değişmez gerçeği, yerin altındaki o korkutucu uğultu.
Ancak gelin görün ki, bizi asıl korkutan yerin altındaki hareketlilik değil, yerin üstüne inşa ettiğimiz o "mezarlık adayları" olmalı.
Japonya’da 7 şiddetindeki depremde kahve fincanı bile devrilmezken, bizde neden binalarımız karton evler gibi yerle yeksan oluyor?
Mesele sadece jeoloji mi, yoksa sosyoloji mi?
Gelin, neşteri biraz daha derine vuralım.
Yıkımın bu denli büyük olmasının temelinde, demirden, çimentodan çalınması kadar, vicdandan çalınması yatıyor.
Bir binanın temeline atılan betonun kalitesi, aslında o müteahhidin, o denetçinin, o imzayı atanın vicdan kalitesidir.
Depremin yıkıcılığı, sarsıntının büyüklüğüyle değil, o binayı yapan ellerin kirliliğiyle ölçülüyor ne yazık ki.
Görüyoruz; üç kuruş daha fazla kâr etmek için nervürlü demir yerine düz demir kullananları, deniz kumuyla harç karanları, kolon kesip dükkan genişletenleri...
Bu binalar depremden yıkılmıyor efendiler!
Elbette kadere imanımız tamdır.
Bu yıkımlar bize şunu gösteriyor...
Fay hatlarını değiştiremeyiz ama ahlak hatlarımızı onarmak zorundayız.
Zemini güçlendirmeden önce, o inşaatı yapan zihniyeti, güçlendirmeliyiz.
Yoksa biz daha çok ağlar, daha çok "Sesimi duyan var mı?" diye bağırırız karanlıklara...
Unutmayalım; deprem öldürmez, ihmal öldürür, hırs öldürür, ahlaksızlık öldürür!
Allah'a emanet olun ...