• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Dinin magazinleştirilmesi din düşmanlığındandır/1

23 Mart 2022
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Allah’tan gelmiş olan dinin bir manası ve bir de maksadı vardır. Din manasız ve maksatsız değildir. Manasından ve maksadından arındırılmış din, Allah’ın dini değildir. İnsanlara Peygamberleri vasıtasıyla dini öğreten Allah’tır. Din Allah’a öğretilemez. Rabbimiz uyarıyor:

“(Ey Muhammed!) De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Hucurat Sûresi/ 16)

İslâm topraklarında tahrif ve tahrip edici, saptırıcı etkenlerin tesiri altındaki süreçlerde Müslümanların İslâm anlayışlarında büyük bozulmalar meydana gelmektedir. Gerek din, iman ile sağlaması yapılmamış geleneğin, gerekse modern kirlenmelerin yaygınlaşmasına ve yer tutmasına yol açan temel etkenlerin en önemlilerinden birisi de, Kur’an’dan ve sünnetten kopuk ve bütünlükten yoksun bir ibadet algısının ortaya çıkması, sonuçta da ibadet kavramının eksen ve anlam kaybına uğramasıdır. 

Münkir ve müşrik medyanın İslâmi olmayan bir format aracılığıyla seyirciye İslami olanı anlatması mümkün değildir. Ramazan Ayı medyanın reyting garantisi gözüyle baktığı bir aydır. Zira haber kanallarında uzmanların tavsiyeleri alınarak hazırlanan haberlerde verilen bilgiler belli maddi gücü olan dindarlara yöneliktir. Televizyonda dini program veya haberlerde Ramazan Ayı dini önemi olan bir ay, insanı arındıran bir zaman dilimi, bireyin manevi yolculuğunda ona destek olan ibadetleri barındıran kutsal günler olarak mı yer almakta, yoksa kapitalizmin her şeyi kullandığı gibi Ramazan’ı da televizyonda bir istismar aracı olarak mı kullanmaktadır? Ramazan Ayı’nda gerçekleştirilen ibadetlerin kişinin yaşamına, davranışlarına nasıl etki edebileceği, oruç tutmanın kişinin çevresine yönelik davranışlarını nasıl şekillendirebileceği gibi konular mı tartışılmakta, yoksa Ramazan Ayı’nın bir yeme içme ayı olduğu, ardından gelen bayramın bir tatlı festivali olduğu, Teravih namazını hangi imamın daha hızlı kıldırdığı gibi konular mı kendisine yer bulmaktadır? Bu sorular cevaplandırılmalıdır. İslam’a göre halk değil, halka göre İslam’ın esas alındığı popülizmin de buna bağlı olarak hurafeciliğe çanak tutan, araştırmadan, incelemeden, eleştiriden uzak, şabloncu bir Müslümanlığın da İslâm diye ekranlarda arz-ı endam et(tiril)mesi, dinin magazinleştirilmesidir. Dinin magazinleştirilmesi, din düşmanlığındandır.

Genelde İslâm coğrafyasında, özelde ise ülkemizde; “reytingi ve sosyal rağbeti izzet sanan, fanatizmi ihlas zanneden, dini zahire ve şekle indirgeyen, her dünyevi sorun için şipşak bir dua icat eden, duanın sayısını da itinayla belirleyen, gül suyuna üflenmiş ayetlerle kurtuluş reçetesi sunan tele-vaizler” Allah’tan gelmiş olan dinin mana ve mahiyetine ihanet etmektedirler.Altını çizerek diyoruz ki; dini magazinleştirenlerin, onu birtakım heveslerin ve çıkarların aracı yaparak bundan kazanç bekleyenlerin, Allah’ın dinine veda etme süreçleri başlamıştır. Yozlaşmış ve bozulmuş toplumlar, önemsiz şeyleri büyütürler, önemli şeyleri de gündemden düşürürler.

Magazin, ‘içi boşaltılan kavramlar’ şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Âhireti olmayan dünya merkezli medya, fazla sayıda izleyici kitlesine ulaşabilmek için kendisini ‘reyting’ canavarının kollarına bırakmış, konusu ne olursa olsun, her türlü yayını öncelikle cazibeyi artırma aracı olarak kullanmaktan medet umar hale gelmiştir. Medya, basit bir haberi bile, birbirinden çarpıcı görüntüler desteğiyle sunarak bu canavarın iştahına yem taşımaktadır.

Bir bilim adamımız bu anlayışı, ‘gerçek dünyayı nedensellik ilişkilerinin dışında yapılandıran, olguları bağlamlarından koparan’ bir olgu olarak tarif etmektedir ki, bu tespite katılmamak mümkün değildir.

Bir başka bilim adamı Groombridge ise televizyon üzerine yaptığı bir yorumda bu aracın ‘kendine özgü’ yayın anlayışını şu çarpıcı sözlerle ortaya koymaktadır:

‘Televizyon şu ilke üzerinde hareket eder: Eğer hareket varsa kaydet; hareket yoksa iletilecek bir şey de yoktur... Eğer dramatik bir olay varsa, bunu rapor et; dramatik değilse dramatikleştir; eğer bu da yapılamıyorsa, sorun çok da önemli değildir.’

Şahidlik makamında ifade etmek gerekir ki, günümüz Türkiye’sinde Groombridge’nin ileri sürdüğü ilkeden çok daha ölçüsüz bir medya ile karşı karşıya bulunuyoruz. Bunun en çarpıcı örneklerinden birisi ise ‘dini magazinleştirme’ pervasızlığıdır. Son yıllarda hemen her Ramazan ayında, bu pervasızlığı sinir sistemimizin dayanabildiği ölçüde yaşamaktayız. Hayatın bütün alanlarını kuşatıcı bütünlüğünden koparılmış ve içi boşaltılmış parça ibadetler, bizi dinimizden edinmek için hazırlanmış hain projelerin sonuçlardır. Suret-i haktan görünen hainlerin sayesinde ibadetler anlam ve eksen kaybına uğradılar, içleri boşaltıldılar. Şurası bir hakikattir ki; deruni anlam ve gayelerini yitiren ibadetler, giderek bir forma ve şekle indirgenirler. Ruhsuz kalmış cesetlere dönüşürler.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

///

Dinler kötülüğe karşıdır iyilik emreder, lakin içi boşaltılan kavramlar yüzüzden insanlar kötülük yapar oldular, inançlarını kaybedenler oldu. Gitmeyin kardeşim gitmeyin, herkesin arkasından gitmeyin.

haydar önal

Sayın mustafa çelik garip bir insansın şu tv yayınlarını İSLAM dinini katmadan eleştiri yap. Yada islam dini gerçekten anlayıp İslam dini bize şöyle yapmamızı tavsiye ediyor de! Unutma İslam dini bir tavsiye dinidir. İnsanları yanlış yönlendirme,kin,nefret tohumları ekme adalet seni yakalamasa dahi Yüce Allah seni bir gün muhakkak yakalayacaktır, unutma Allah' ın adeleti kesindir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23