Dâhili ihanet olmazsa harici taarruz hedefine ulaşamaz(1)
Dâhili ihanet olmazsa harici taarruz hedefine ulaşamaz(1)
MUSTAFA ÇELİK
Müslümanlar Tarihi; kahramanlarla dolu olduğu gibi, hainlerle de doludur. Kahramanları kadar hainleri olan bir milletiz. Dünyanın ruhu, mazlumların umudu, zorbaların kâbusu olan Hilafet-i Şer’iyye’nin yokluğunda Müslümanın Müslümana yaptığı kötülüğü düşman Müslümana yapmıyor. Müslümanlardan Müslümanlığa sığınma devrini yaşıyoruz. Ömür boşa tüketiliyor. Çünkü ümmet dışarıdakilerden fazla içerideki hainlerle uğraşıyor.
İçimizdeki sefihler ve aldatılmışlar yüzünden; başımıza musibetler, belalar yağmadan içimizdeki hainlerin safından ayrılmalıyız.
“Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler.” (Bakara Sûresi/ 13-14)
Yolların ayrılış noktasındayız. Ümmet ve hilafet düşmanlarını dost, dostlarını düşman gören gözlerin köreldiği kapkaranlık bir fitne asrındayız! Tüm ömrünü kurttan korkarak geçiren koyun dost bellediği çobanın eliyle kasap bıçağına teslim edilir.
Dünya bir imtihanlar salonudur. Dünyada sahip olduğu her şey kendisine emanet olarak verilen insanoğlu bu emanetlere riayeti ölçüsünde ya ‘emin’ ya da ‘hain’ sıfatını kazanır.
Bilindiği gibi, “La ilahe” demeden Müslüman olunmaz. Ama “La ilahe” der ve orada kalırsak da Müslüman olamayız. Devam etmeliyiz. “İllallah” demeliyiz. Bir yanlışa “hayır” diyorsanız, yerine doğruyu ikame etmeniz gerek. Yaptığınız ve Yapacağınız doğrular yoksa yanlışa kahretmekle sadece kendinizi tüketirsiniz.
Hainlerin en tehlikeli olanları, münafık karakterli olanlardır. Akıllıların para ve uçkur bağımlısı, kaşığı belinde dolaşan, kaz gelecek yerden tavuk esirgemeyen ahlaksızların ümmetin harim-i ismetine sızmalarına engel olmak cihad cümlesindendir. Hz. Hüseyin (ra) ve ehl-i beyt, meşru çizgiden fersah fersah sapan Yezid’e karşı kıyam etmiş ve Kerbela’da ailesi ile beraber şehid edilmiştir. İmam Azam Ebu Hanife (rh.a.) önce, meşruiyetini kaybeden Emevi halifesi Hişam bin Abdulmelik’e karşı Abbasi kıyamını desteklemiştir. Sonrasında Abbasi halifesi Mansur da zalimleşince Ebu Hanife (rh.a.), Mansur’a da karşı durmuş ve neticede şehid edilmiştir. Tarihi sergüzeştte, devlet yönetiminde İslam’ın çizdiği sınırların dışına çıkanlara karşı el ile mücadelenin yanında, doğrudan dini ifsad eden devlet yönetimleri ile ulema, dil ile de mücadele edilmiştir. Örnek olarak Ahmed bin Hanbel (rh.a.), Abbasi halifesi Me’mun’un “Kur’an mahlûktur” ifsadı ile mücadele etmiş ve zindanda şehid olmuştur. İmam Rabbani, Ekber Şah’ın “telfik-i edyan” ifsadına karşı mücadele etmiş ve yıllarca zindanlarda işkence görmüştür. Saray Mollalarını dışarıda tutarsak tarih boyunca Varis-i Enbiya olan ulema, dâhildeki hainlere asla geçit vermemiştir!
Emperyalist ülkelerin İslâm topraklarında kendi plan ve projelerini icra etme imkânını bulmalarının sebebi, içimizdeki hainlerdir. ABD eski Dışişleri bakanı Henry Kissinger şöyle der: “Amerika iki sebeple güçlüdür. Ülkesindeki vatan hainlerini bulur öldürür. Diğer ülkelerdeki vatan hainlerini bulur kullanır.” Kendi içlerindeki hainleri idam, bizdeki hainleri bulup kahraman ilan edenler, hainlerimizden sermaye edinenlerdir. İçimizdeki hainlerin kaydı tutulmazsa, kahramanlarımızın geleceği tehlikedir!
İçeride çürümüşseniz dışarıdan edindiğiniz sermaye size yük olur. En zayıf düşman bile gözünüzde büyük olur. Hırsız içeride ise anahtarı değiştirmenizin faydası yoktur. Dede Korkut der ki; “Kahpe içerden olunca kapı kilit tutmaz oğul, halkın içinde bozgunculuk yapan haindir oğul.”
Müslümanları Batı değerleri, çıkarları ve güvenliği için risk ve tehdit oluşturmayan bir “İslâm anlayışı” etrafında dönüştürmeye ve değiştirmeye çalışanlar, bu ümmetin hainleridir. Emperyalist Batı’nın yerli işbirlikçileri, İslâm topraklarındaki kötülüklerin bekçileridir.
Batıyı sevenler ve savunanlar, içimizdeki hainlerdir. Batının savunulacak, sevilecek ve sevdirilecek bir yanı ve yönü yoktur. Firavun’un, Nemrud’un, Karun’un gerçekleştirdiği kıyımlar, Batılı emperyalist ülkelerin yaptıkları soykırım ve katliamların binde biri kadar değildir. Batı’sı da, teröristi de, yerli işbirlikçisi de tüm dünyadaki hainler Müslüman olmamızdan, Müslüman kalmamızdan mazlumların hamisi olmamızdan rahatsızlık duyuyorlar. Mazlum ve mağdur coğrafyalar, Batı’nın Firavun’dan, Nemörud’dan ve Karun’dan daha beter olan vahşi yüzünü görmemize sebep olmaktadırlar.
Hainlerin olduğu yerde kahramanlara duyulan ihtiyaç daimidir. Dünya değiştiğinde kapının nereye açıldığını bilmeyen, hainler ile kahramanlar arasında açıkta kalır. Köle olmak için zorbalardan randevu alır. Bütün zamanlarda ve zeminlerde zalimlikler aşağılanmayla başlarlar. Hayatta aşağılanmaya sevdalı olanlar, köleliklerini garantileyenlerdir. Zulmü ve zalimleri içine sindiren köle gelir, köle gider. Hürriyetin bedeline katlanmaktır gerçek hüner!
Kim demiş mü’minsin, Âmentü esaslarından inkâr ediyorsan kaderi. Hayatta unutulmayan şey, haksız yere çile çekenlere tanıklık etmek zorunda kalan askersiz kalmış kahramanın kederi!