Menderes idam edilince uçan binlerce kuş neyin nesiydi?
Menderes idam edilince uçan binlerce kuş neyin nesiydi?
MUSTAFA ARMAĞAN
Bundan 64 yıl önce canice idam edilen Başbakan Adnan Menderes’in idamı sırasında ve sonrasında yaşananlarla ilgili bazı ilginç şahitlikler var. Mesela DP Bolu milletvekili Reşat Akşemsettinoğlu şöyle anlatır:
“Menderes’in (…) İmralı’ya getirildiğini öğrendik. Daha sonra eli tomsonlu bir yedek subay yanımıza geldi. Bize pencerelere yaklaşmamamızı, dışarı bakmamamızı ve arkamız pencerelere dönük oturmamızı söyledi. Bu arada bulunduğumuz yere birkaç nöbetçi bırakıp gitti. Bir şeyler olacağını anladık. İçimiz birden korkuyla doldu. İdam sehpasının bir binanın arkasında, bize 30-40 metre uzaklıkta olduğunu öğrenmiştik. Biz görmüyoruz ama buraya birtakım insanların hızlı adımlarla gidip geldiklerini, telaşlı konuşmalar olduğunu arkamız dönük olmasına rağmen hissediyoruz. O sırada göremediğimiz idam sehpasının bulunduğu yerden bir ses yükseldi. Biri Menderes hakkında verilen kararı okuyordu. Kararın okunması tam 20 dakika sürdü. Saat tam 13.23’te birden bir “Allah” nidası işitildi. Olanca metanetime rağmen yerimden fırlayarak, “Arkadaşlar, bu Menderes’in sesidir, yanılmama imkân yok. Onu da idam ettiler” dedim. Hepimiz birden donduk, kaldık…”
Bundan sonra hem hazin, hem de hayret verici bir anekdot anlatır:
“Menderes’in dudaklarından “Allah” kelimesinin çıkmasından 5-10 dakika sonra müthiş bir hadise meydana geldi. Hava birden kapandı ve dehşetli bir yağmur başladı. Yağmur 15 dakika sürdükten sonra yeniden güneş açtı. Bu tabiat olayı da bizi idamlar kadar etkiledi…” (Yıllarboyu Yakın Tarih Dergisi, Sayı: 6, Eylül 1978, s. 27.)
Reşat Bey Belçika’da çıkan Türk Sesi Dergisi’nde aynı sahneyi daha geniş anlatmış:
“Dışarıda hava birdenbire kararmıştı. Adeta etraf seçilemez hâle gelmişti. Koğuşta dahi birbirimizi seçemez olmuştuk. Saat tam 13.23’te Allah sesi bir anda etrafa yayıldı. Bu ses Menderes’in sesi idi. İki dakika sonra saat 13.25’te semadan tufan hâlinde bir yağmur sağanağı indi. Bu sağanak sanki ağaçları, binaları, insanları, eşyaları, gökten sürükleyip getiren bir seldi. İmralı’da bulunan karaağaçların dallarında tüneyen on binlerce kuş, yağmurun şiddetinden dolayı yerlerinden fırlayıp havaya süzülmüşler ve etrafı büsbütün karartmışlardı. Bu hadise hepimizi şaşkınlık içinde bıraktı. İlahi bir halin tezahürünü görmemek kabil değildi. Öyle tahmin ediyorum ki bu yağmurun yağdığı ve toprağı suladığı sırada, büyük vatan evladı Menderes’in, aziz ruhu, bulutların arasına süzülmüş ve mübarek cesedini bu yağmur suları gasletmişti. Sonradan öğrendiğimize göre hâkim, savcı ve subay maskesi altında Menderes’in idamını seyretmeye gelen katiller, yağmurun bu şiddeti karşısında çil yavrusu gibi etrafa kaçarak Menderes’in son anlarını görmek zevkinden mahrum kalmışlardı.”(Turhan Dilligil, İmralı’da Üç Mezar, Dem Yay., 1989, s. 92-93.)
Ardından Çingene cellat Üsküdarlı Kemal Ayson, yağlı ilmiği Menderes’in boynuna geçirdi. Menderes bir an etrafına acı acı baktı. Bu onun son bakışı oldu.
Herkes yazmıştı idamları ama Necip Fazıl’ınki kadar unutulmayan bir yazı yoktur herhâlde (Son Posta, 10 Şubat 1962). Üstad, iki gardiyanın ağzından, kendi üslubunu katarak belki de tarihteki en etkili idam tablolarından birini çizmiştir.
İdam gömleği giydirildikten sonra etrafı asker dizili yolda sehpaya doğru giderken Menderes birden durmuş ve ufuklara doğru son kez bakmış. Gözlerini daire şeklinde dünya mesafeleri etrafında gezdirdikten sonra hafifçe iç geçirmiş. İmralı’ya geldiğinden beri tek kelime etmeyen Menderes idam sehpasına çıkmış. Hocaların dinî telkinlerinden sonra cellat ipi sertçe boynuna geçirirken sabık Başvekilin ağzından “Dur!” sözü çıkmış, “bir dakika.”
Devamını Üstadın üslubundan okuma ayrıcalığını almayayım elinizden:
“Ve Menderes’in dudakları yalnız kendi gönül kulağına ve Allah’a hitap ederek kıpırdamaya başlıyor.
Bir, belki iki veya üç dakika okuyor. Ne okuduğu belli değildir, tek kelimesi duyulmamıştır fakat Allah’ına yöneldiği besbellidir.
Tam bir teslimiyet içindedir.
Tamam!
Havada sallanmakta…
Hava erlerinden bir kaçı bayılıyor.
Burada şahidi konuşturuyorum, şöyle anlatıyor:
“Hava açıktı ve ortalıkta bir kuş bile yoktu… Tam da Adnan beyin can verdiği anda, darağacının üstünde küçük, binlerce kuş peydahlandı, ortalık toz, duman oldu. Manzarayı görenler etrafa kaçıştı. Ben gördüklerimin dehşetinden düşecek gibi oldum.” (Dilligil, age, s. 95-100.)
Menderes Yassıada’ya yeni geldiği günlerde avukatı Burhan Apaydın’la görüşürken ona “İdamdan korkmuyorum” demiş ve şunu eklemişti:
“Ben Anayasa ihlali iddialarından, idamdan korkmuyorum. Beni tarihe mürtekip (hırsız) olarak geçirmek istiyorlar. Sizden bunu önlemenizi rica ediyorum.”
Allah cc. Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın mekânlarını cennet eylesin.