• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

İslâm tarihinde bir demokrasi tecrübesi

16 Nisan 2026
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

İslâm tarihinde bir demokrasi tecrübesi

MUSTAFA ARMAĞAN

Namık Kemal ve Ali Suavî’nin “demokrasi” ve “parlamenterizm”i, İslâm’ın temel terimlerinden birisi olan “Şûrâ” ile  karşılamalarından beri İslâm ve demokrasi tartışmaları gündemimizden hemen hiç eksik olmadı.

Hele 1908’deki Meşrutiyet tecrübesine İslâmcısı, Batıcısı, milliyetçisi, hemen bütün aydınların iştiyakla, adeta her türlü kötü gidişin panzehiri gibi istiğrak halinde katılmaları Cumhuriyet döneminde ancak 1950’de bir yenisi yaşanacak olan büyük bir coşku seline dönüşmüştü. Sonra kesintiler… Ve nihayet İslâm’ın demokrasiye açık olup olmadığına ve demokratik bir yönetimin İslâm’ın bünyesinde kendisine yer bulup bulamayacağına ilişkin teorik tartışmalarla yeniden 1860’lara dönmüş olduk.


Aslında sadece teorik düzeyde sürmüyor tartışmalar. Daha hayatın içinden veya İslâm tarihinde yaşanmış tecrübelerden hareketle İslâm’ın demokrasiyle zaten bağdaşık bulunduğu yolunda görüşler serdeden düşünürlerimiz de çıkmaya başladı. Bir de, İslâmî olmayan bir yönetimde Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasındaki ilişkilerin mahiyetine ilişkin yeni yaklaşımlar ortaya konulmuş bulunuyor. Mesela bir süre tartışılan “Medine Vesikası” bunlardan biri.

Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında Medine’de gerçekleşen “bir arada yaşama” tecrübesinin günümüze bir model olarak aktarılmasını içeriyordu Ali Bulaç’ın formülü.

Bugün yine İslâm tarihinden pek fazla göze ilişmeyen bir demokrasi tecrübesinden söz edeceğim. Osman Nuri Ergin’in yeni harflerle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları’ndan çıkan Mecellei Umûrı Belediyyesi’nin ilk cildinde yer alan bir bilgiye göre, Endülüs Müslümanları böyle bir demokrasi tecrübesini velev ki kısa bir müddet olsun yaşamışlar.



Ergin’in, Ziya Paşa’nın Endülüs Tarihi adlı eserinden aktardığı bilgilere göre hicri 422, miladi 1030 tarihinde, yani bundan tam 968 yıl önce Endülüs Emevîlerinin başında bulunan II. Melik Hişâm, tâc ve tahtını terk edip inzivaya çekilir. Bunun üzerine Kurtuba’nın ileri gelenleri toplanıp ahâlinin büyük hürmet gösterdiği güvenilir bir zât olan Cevher b. Muhammed’i tahta geçirirler. Endülüs’ün gerileme döneminde hükümdar olan Cevher b. Muhammed, ‘Nasıl iyi bir idare kurarım?’ diye düşünür ve halkın katılım ve konsensusuna (mutabakatına) dayalı bir idare kurar. Belki çok parlak bir dönem olmamıştır onunkisi; ancak yaptığı hizmetler ve takip ettiği idare tarzı, büyük takdir toplamıştır ahâliden. Çünkü o, hangi işi yapacak olsa ahâlinin muvafakatını almayı prensip edinmiş, böylece daha önce benzeri görülmeyen bir demokratik idarenin örneğini vermiştir.


Yeni bir “usûli hükûmet” kurmuş olan Cevher b. Muhammed, reisi kendisi olmak üzere Kurtuba ahâlisinin erkânından bir meclis teşkil ederek hükümdarlık hukuku ile devlet işlerini o meclisin oylarına tevdi etmiştir. Bir konuda kendisine başvurulduğunda işi, sadece bir üyesi olarak bulunduğu bu meclise havale eder, neticede oradan ittifakla çıkan kararı icra edermiş. Böylece, diyor Ziya Paşa, o, kendisinden önceki sultanların dûçâr olduğu vartalardan nefsini muhafaza etmiştir. Hatta Emevîler zamanında o kadar meşhur olan sarayda ikametten bir süre uzak kalmayı tercih etmesi de bu mütevazı yöneticinin tedbirlerindendir. Bu suretle hem hizmetçilerden, hem de saray teşrifatından mühimce bir miktar para tasarrufu mümkün olmuştur.


Osman Nuri Ergin, bu hadiseyi naklettikten sonra bir de ilginç yorumda bulunuyor. Bu tecrübe, diyor, velev ki az müddet pâyidâr olmuş olsun, ilk meşveret meclisi’nin (yani parlamentonun) “Avrupa’da İngilizler tarafından teşkil edilmeyip Endülüs’te İslâmlar cânibinden vücûda getirilmiş olduğu” ortaya çıkar. Ergin, cüretkâr bir adım daha atarak, “Endülüs’ün İngiltere’ye kurbiyeti” (yakınlığı) ve Avrupalıları birçok hususlarda aydınlatmış ve ikaz etmiş olmaları hasebiyle parlamento fikrinin “İngilizlere İslâmlardan intikal etmiş olduğuna bîlâtereddüd hükmolunabilir” diye konuya noktayı koymaktadır.

Tartışılabilir son söyledikleri Ergin’in şüphesiz. Ancak zikrettiği örneğin ilginçliği de ortada değil mi?


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23