• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

Hilâl uğruna saflarımızda savaşan Venezuelalı Binbaşı

04 Ocak 2026
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

Hilâl uğruna saflarımızda savaşan Venezuelalı Binbaşı
MUSTAFA ARMAĞAN

ABD Devlet Başkanı Donald Trump’ın darbe yaptırıp devlet başkanı Nicolas Maduro’yu yakalatıp ülke yönetimine el koydurduğu Venezuela aslında dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi ama aynı zamanda en fakir ülkelerinden biri. Petrol rezervi tam 303 milyar varil ile Suudi Arabistan’ın önünde. 

Nasıl oluyor da dünyanın en yüksek petrol rezervine sahip ülkesi en fakir ülkelerinden biri olabiliyor? diye soruyorsanız uluslararası siyaseti az takip ediyorsunuz demektir. Petrolü olan ülkeler (mesela Meksika ve Libya) darbeler ve müdahaleler yoluyla düzenli olarak istikrarsızlaştırılır ki petrol geliri başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin kasalarına oluk oluk akabilsin.


Madem Venezuela gündemimize girdi, biz de Osmanlı tarihinde Venezuelalı bir subayın macerasını anlatalım.   

Aslında Osmanlı tarihine adını yazdırmış bir başka Venezuelalı subay daha vardır: 3 Temmuz-23 Eylül 1786 tarihlerinde Türkiye’yi gezip notlarını kitaplaştıran General Miranda Venezuela tarihindeki kahramanlardan biridir. İşte birazdan hayatını okuyacağınız Venezuelalı Binbaşı da ülkesinde “20. yüzyılın Miranda’sı” diye tanınmaktadır. 

Tarihin derinliklerinde, resmi anlatıların kalın ağaçlarının koyu gölgesinde kalmış öyle kahramanlar vardır ki, onları gün yüzüne çıkarmak boynumuzun borcudur. 



İşte bunlardan biri Birinci Dünya Savaşı’nın çetin cephelerinde ay yıldızlı Osmanlı bayrağı altında çarpışan Latin Amerikalı bir şövalyedir. İsmi Rafael de Nogales Méndez. Biz ona Haydarpaşa Garı’nda kendisini karşılayan müdürün dediği gibi “Nogales Bey” diyelim, çünkü o, hilâlin gölgesi altında tam dört yılını geçirmiş, vatan müdafaasında Türk askerinin yanında ter dökmüş, emek vermiş bir dosttur.

Düşünün ki, bu adam Venezuela’nın zengin bir ailesinden geliyor. Almanya’da eğitim görüyor, Sultan 2. Abdülhamid’in de yakından takip ettirdiği 1898 İspanya-ABD Savaşı’nda yaralanıyor, Alaska’da altın arıyor, Rus-Japon Savaşı’nda İngilizlere casusluk yapıyor, Meksika Devrimi’ne katılıyor... Yani hayatını savaş meydanlarında geçiren tam bir maceraperest. 

Nogales Bey 1914 yılında Birinci Paylaşım Savaşı patlak verince Belçika ve Fransa ordularına katılmak için başvuruyor ama talebi reddediliyor (Fransa asıl orduya değil, ancak ‘Yabancılar Lejyonu’na katılabilirsin diyor, o da kabul etmiyor). 

Kendisine ulaştığı Alman generali Colmar von der Goltz’un, Türkiye’de verilen isimle Golç Paşa’nın tavsiyesiyle İstanbul’un yolunu tutuyor. Çanakkale muharebelerinin başlamasından kısa bir süre önce, Ocak 1915’te başkentimize ayak basıyor.



Osmanlı ordusu o sırada ciddi manada subay kıtlığı çekiyor. Bakılıyor ve Nogales Bey’in zengin tecrübe bagajı tabiatıyla göz dolduruyor: Hemen kendisine yüzbaşı rütbesi veriliyor ve doğru Kafkas Cephesi’ne, Üçüncü Ordu’ya gönderiliyor. Ardından Van Kuşatması’nda, Irak’ta, Filistin-Sina cephesinde Türk erleriyle omuz omuza savaşırken görüyoruz Nogales Bey’i. 

Bu arada binbaşılığa terfi ediyor ve çeşitli cephelerde başarılara imza atıyor Nogales Bey. Osmanlı Devleti tarafından İftihar ve Şefkat nişanlarından başka iki harp madalyasına ve Mecidî nişanına layık görülüyor. Hatta Alman İmparatoru II. Wilhelm de kendisine Demir Haç madalyası vermiştir. 

Bizim Nogales Bey

Kendi kaleminden dökülen Hilâl Altında Dört Yıl adlı harp hatıraları 1924 yılında Buenos Aires’te basılıyor. Nogales Bey kitabında Türk askerini öve öve bitiremiyor: “Bu insanlar ölümü hiçe sayarak çarpışıyor, cesaretleri inanılmaz” diyor mesela. 


Osmanlı’nın cazibesini, çok milletli bir imparatorluk olarak yabancıları nasıl çektiğini gösteriyor Nogales Bey. Kendisi Hıristiyan olmasına rağmen Türk/Müslüman tarafını seçiyor, çünkü adaleti ve yiğitliği burada buluyor.

Nogales Bey kitabında Doğu Anadolu’daki Ermeni olaylarına da değiniyor. 


1915’te Van’da, Diyarbakır’da gördüklerini, yaşadıklarını anlatıyor. Yerel aşiretlerin aşırılıklarından, sivil kayıplardan bahsediyor –savaşın kaosunda bunlar ne yazık ki acı birer gerçek. Ama aynı satırlarda Ermeni çetelerinin Müslüman köylerini nasıl yakıp yıktığını, Rus ordusuyla işbirliği yaparak Osmanlı’yı arkadan vurduğunu da açıkça yazmaktan çekinmiyor. Nogales Bey’e göre Van’daki Ermeni isyancılar iyi silahlanmış, yarı otomatik mavzerlerle donatılmış; Müslüman halka karşı vahşet uyguluyor. Tehcir işte bu ihanet ve savaş şartlarında devletin bekası için alınmış zorunlu bir tedbir. 

Nogales Bey İttihatçıların hatalarını eleştirse de genel tabloyu çarpıtmıyor: Karşılıklı bir trajedi, emperyalist oyunların kurbanı olmuş masumlar...


Bugün Ermeni diasporası bu anıları çarpıtarak “tanıklık” diye sunuyor. Oysa kitabı baştan sona okuyan bilir: Nogales Bey Türk askerinin yanında yer almış, onun cesaretine hayran kalmış biridir. 

Savaş bitince Nikaragua’da gerillalar ile el ele Amerikalı işgalcilere karşı çarpışıyor, diktatörlere asla boyun eğmiyor. Nihayet 1936 yılında Panama’da vefat etmiş ve naaşı sonradan Venezuela’ya nakledilmiştir.

Neden Nogales Bey’i daha çok anmıyoruz? Çünkü Osmanlı’nın yabancı dostlarını, hilâl altında çarpışan ecnebi kahramanları gizlemeyi tercih ediyor resmi tarihimiz. Oysa bu Venezuelalı şövalye, bir kitabımın adında “insanlığın son adası” demeyi tercih ettiğim Osmanlı’nın ne denli güçlü bir çekim merkezi olduğunu kanıtlıyor. 


İşte bir misal:

“Nogalis’in pek çok kahramanlığından birisi de Ermeni komutanı Aram Manukyan’ın 30 bin kişilik birliğini, 12 bin Türk askeriyle bozguna uğratması idi. Türkiye-İran hududunda Kotur mevkiinde iki Rus birliğini durdurması da kayda değerdi. Hilal Altında Dört Yıl adlı hatıratında Ermeni çetelerinin “sivil, savunmasız Türkleri gördükleri her yerde hunharca katlettiklerini” yazan Nogales’e göre Osmanlı ordusu, bazı iddiaların aksine, sivil Ermenilere saldırmamış ve hatta Ermeni askerlerine karşı da savaşmamıştı. Çünkü Rus Ordusu’na katılan Ermenilerin Rus olarak görülmesi gerekirdi.” (Mehmet Serez, “Osmanlı Ordusunda Venezuelalı subay…”, Yedikıta, Ağustos 2011, s. 22)


Gariptir, Fransa veya Belçika hizmetine girmek isteyen Nogales Bey’i Osmanlı hizmetine girmeye teşvik eden kişi Bulgar generallerinden Mihail Savov’dur ve şu sözlerle tarihimize girmesini temin etmiştir:

“Fransızlar ve İngilizler Latin Amerika halklarının düşmanlarıdır. Asya ve Afrika’nın yoksul insanlarını da eziyorlar. Onlar için ne diye savaşacaksın? Sana Türk Ordusu’nda savaşmak yakışır, onlar senin kardeşlerindir.”

Evet, Venezuelalı bir ‘kardeşimiz’ vardı ve 90 yıl önce bu dünyadan göçtü. 

Gerçek tarih, unutulanları dirilten tarihtir.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

MUZAFFER...

ELİNE SAĞLIK HOCAM ALLAH C.C RAZI OLSUN ÖMRÜNÜZ BEREKET VERSİN İNŞALLAH AMİN, CENABI HAK C.C, MÜKAFATINI VERMİŞTİR, TÜRK ORDUSU BUDUR İŞTE, DÜNYAYA NAMI YETER......

Ferhat Çelik

Her yerde kahramanlar var.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23