• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

Bir zamanlar Diyarbakır ve Cizre Kürt-Türk kardeşliğinin sembolüydü

30 Kasım 2025
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

Bir zamanlar Diyarbakır ve Cizre Kürt-Türk kardeşliğinin sembolüydü

MUSTAFA ARMAĞAN

Dokuzuncu padişah Yavuz Sultan Selim Han Kürtleri Osmanlı Devleti ile bütünleştirmek için hususi bir proje yürütmüş ve Osmanlı Devleti asırlar boyunca onun başlattığı onu çöküş demlerine kadar başarıyla yürütmüştü. 

Kürt beğlerinin Osmanlı Devleti ile ilişkileri esasen Sultan II. Bayezid zamanında başlamıştı. Ama açık ve cepheden münasebetler için Yavuz Sultan Selim devrini beklemek gerekecektir.

1514 yılında Yavuz’un Çaldıran’da Safevi Şah İsmail’in yenilmezliğine son vermesi üzerine rahat bir nefes alarak Osmanlı’ya yaklaşmaya başlayan Kürt aşiret reis ve beğleri otorite boşluğundan yararlanarak Diyarbekir’i ele geçirmişti. (Şehre ismini veren Bekir aşireti Araptı.) Şah İsmail de pes etmeyip Karahan Beği Diyarbekir’i geri almak için gönderince Kürt beğlerinin önünde tek seçenek kalmıştı: 


Osmanlı Devleti’nden yardım istemek. 


İşte Osmanlı-Kürt ilişkilerinde düğüm noktası bu işbirliği, yani ortak Diyarbekir savunması olacaktı. 

Bıyıklı Mehmed Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerine kapılarını açan Diyarbekirliler Safevilerin dağlık bölgelere yerleştirdiği Şah İsmail’in görevlilerini temizlemeye uğraştı. Böylece Kürt beğleri daha önce Safevîlere kaptırdıkları pek çok kaleyi geri alabildi. Ne de olsa bölgede arkalarını yaslayabilecekleri bir büyük güç vardı artık. Osmanlı Devleti’nin şemsiyesi altına girmişlerdi.

Olaylar şöyle gelişti:

Bitlisli Şeref Han’ın yazdığıŞerefnâme adlı esere bakılırsa Çaldıran sonrasında Yavuz Sultan Selim İstanbul’a dönmeden önce bölgedeki Kürt beğleri İdris-i Bitlisî’yi kendisine yollayarak Safeviler tarafından ellerinden gasp edilmiş toprakları üzerindeki veraset haklarını yeniden tanımasını istedi. Sadakatleri karşılığında Şah İsmail’in Diyarbekir’e vali tayin ettiği Karahan’ı kovmaları için içlerinden birini beğlerbeği atamasını rica ettiler. 



Ne var ki o zamanın Osmanlısında devlet işlerinde vefa olmazdı; liyakat, ehliyet ve güven esastı. 

Yavuz Sultan Selim, Bitlisli İdris Beğ’in tavsiyesi doğrultusunda hareket etti ve beğlerden birini değil, güvendiği adamlarından Bıyıklı Mehmed Paşa’yı Kürt beğlerinin başlarına tayin etti. Ve Osmanlı birlikleri Kürt aşiretlerinin askeriyle el ele vererek Karahan’ın kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. 

Bölgede Osmanlı hakimiyeti tesis edilmişti. Şimdi sıra bu hakimiyeti kalıcı bir barış ortamına çevirmeye gelmişti. 

Nihayet o fırsat ertesi yıl zuhur etti. 

İdris-i Bitlisî, Yavuz’un verdiği yetkilere dayanarak Safevilere karşı Osmanlılar ile işbirliği yapmış olan Kürt beğlerini vali olarak atamış, üstelik onlara, valiliğin babadan oğula geçmesi gibi benzeri pek görülmemiş bir ayrıcalık dahi tanımıştı. Oysa Akkoyunlular ile Safeviler tam tersine bir politika takip etmiş ve bölgeye, ellerinden geldiği kadarıyla Türk kökenli valiler atamış, onlar eliyle Kürtlerin nüfuz ve gururlarını kırmayı amaçlamışlardı. Osmanlı Devleti’nin kendine güven farkı ve kapsayıcı devlet vizyonu bir kere daha ortaya çıkıyordu.


Osmanlılar Şah İsmail ile hesaplaşma sırasında kendilerine yardım eden Kürt beğlerini ödüllendirmekle kalmamış, Sünni Kürtlere geleneksel aristokratik ayrıcalıklarını yeniden tanıyarak onları rahatlatmış ve devlete olan bağlarını sağlamlaştırmıştı.


Cizre beğlerini bilir misiniz?

25-26 Kasım günlerinde Cizre’de bir kitap fuarı düzenlendi. Değerli Cizre kaymakamı Ahmet Vezir Baycar’ın gayretiyle düzenlenen fuarda bir söyleşim oldu ve akabinde kitaplarımı imzaladım. 28’inde başlayan Melaye Cezerî Sempozyumu’na farklı ülkelerden bilim adamlarının yanı sıra Eski Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkanı Mesud Barzani’nin de katıldığını biliyorsunuz. Bu demektir ki kritik bir mevkide yer alan Cizre terörsüz Türkiye sürecinde yeniden canlı bir bölgesel merkez olarak kendisini gösterecek.  

Öte yandan Osmanlı Devleti’nin farklılıklara ne kadar açık ve çoğulculuğa ne kadar müsait bir zemin oluşturduğunun belgesi olarak Cizre Beğliği çarpıcı örnek olarak zikredilebilir.


Aynı zamanda tarihçi olan ve Eyüp Sultan’da eskiden kendi ismini taşıyan ama sonradan Piyer Loti’ye tahsis edilen bir tepede mezarı bulunan İdris-i Bitlisî gelen talep üzerine Çaldıran’dan sonra İmadiye, Hizan, Bitlis ve Cizre’deki Kürt beğleriyle görüşerek onlara da Osmanlı hakimiyetini kabul ettirdi, hatta Bohtan emirliğinin “hükümet-i Cezire” olarak dahi adlandırıldığı oldu. Çünkü Cizre emirliği Safevilerle ilişkilerde daima Osmanlı tarafında yer almıştı. Bir başka deyişle bu emirlik Osmanlının gözünde güvenilir bir “partner”di.

Şah İsmail’e karşı mücadele vermiş olan Cizre beğlerinden Emir Şeref Beğ’in âdil idaresinden sonra –ki menkıbeleri asırlarca Cizre’de dilden dile söylenmiştir- anlaşmak için Şah Ali Beğ, Şah İsmail’in yanına gidecek ama hapsedilecek ve canını zor kurtaracaktır. Osmanlıdan başka sığınacağı melce kalmayan Şah Ali Beğ de Bitlis Emiri aracılığıyla himaye talep edince Osmanlı ona müşfik kanatlarını açacak ve arkasından diğer Cizre Kürt beğlerinin Osmanlıya hizmetleri gelecektir. (Bu satırların yazarı Cizre doğumludur ve bebekliğinde kaldığı taş ev bugün Şah Ali Beğ’in ismini taşıyan Ali Bey Mahallesi’nde olup halen ayaktadır.)


Mesela Emir Muhammed Beğ, Lala Mustafa Paşa’nın Şark seferine katılacak ve Kafkasya’da Osmanlı uğruna şehid olacaktır. Onun oğlu Sultan III. Murad devrinde İstanbul’a gönderilecek ve Cizre Beği olarak geri dönecek (1578), müthiş bir şahsiyet olan Çerkes Osmanlı kumandanı Özdemiroğlu Osman Paşa’nın destanî Kafkas seferine katılacaktır. 

Böylece 1627 yılına kadar devam eden Cizre Beğliğine Sultan IV. Murad devrinde son verilerek bölgede merkezi devlet nüfuzu ve asayişi sağlanacak, o tarihten Bedirhan Beğ’in isyan ettiği 1821 yılına kadar beğliği aynı aileye mensup Şeref, Mansur ve İsmail hanlar ile Abdullah ve Seyfeddin beyler Diyarbekir’e bağlı bir emirlik olarak yöneteceklerdi. 


Şah Ali Beğ ve bölgedeki 30 Kürt beğinin Yavuz Sultan Selim’e gönderdiği mektuptan bir parçayla veda edelim:

“Bizim beldelerimiz Kızılbaş (Safevi) diyarına yakındır, komşudur, hatta karışıktır. Nice yıllar bu mülhidler evlerimizi yıkmış ve bizimle savaşmıştır. (…) Ümitvarız ki padişahtan yardım gelirse Arap ve Acem Irak’ı ile Azerbaycan’dan o zalimlerin elleri kesilir. (…) Eğer padişahın yardımı bu Müslümanlara yetişirse hem uhrevi sevap hem de dünyevi faydalar elde edileceği muhakkaktır….”

Cizre tarihiyle resmi tarihe meydan okumaktadır.     

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23