• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Akgün
Mustafa Akgün
TÜM YAZILARI

“Rüşvet alan da veren de melundur”

20 Şubat 2023
A


Mustafa Akgün İletişim: [email protected]

 

Türkiye’miz, Kahramanmaraş merkezli bir deprem geçirdi. Buna asrın felaketi denildi. Acısı çok uzun sürecek.

Burada depremle alakalı bazı temel hususları hatırlayalım.

Rüşvet, kul hakkı yemek toplumu çürüten meselelerdir. Yıkılan binaların izni alınırken rüşvet ve kul hakkının yenildiği nasıl da sırıtıyor.

Ahiret gününde herkes bu dünyada yaptıklarının hepsinden hesaba çekilecektir. 

Eğitimde yeni yetişen nesillere Allah öğretilsin, Peygamber öğretilsin, kul hakkının ne olduğu öğretilsin, hesap günü öğretilsin denildiğinde bazı çevreler hop oturup, hop kalkıyorlar. ‘Laiklik elden gidiyor’ diye bas bas bağırıyorlar.

Depremlerde binlerce, on binlerce bina yerle bir oldu.

Binlerce, on binlerce kişi yıkılan binaların altında kalıp can verdi.

Geride gözü yaşlı, içi yanan, acı çeken yüz binlerce, milyonlarca kişi kaldı. Bütün bir millet olarak hepimiz kaldık.

Eğer yapılan binalar kanun ve yönetmeliklere uygun yapılsaydı böyle mi olurdu? On binlerce can gider miydi? Bu on binlerce öleninin katili yıkılacak bina yapan, geçit veren herkestir. 

Fay hattından uzak, zemin etüdü iyi yapılmış, temeli sağlam, kafi miktarda demir ve çimento kullanılmış binalar sapa sağlam duruyor. Onun için TOKİ binaları dimdik ayaktadır.

Japon deprem uzmanlarından Yoshinori Moriwaki bir televizyon kanalında konuşuyordu. Deprem kanun ve yönetmeliklerinin Japonya’da da, Türkiye’de bir birine yakın olduğunu söylüyordu. O zaman Türkiye’de uygulamayı yapan müteahhitler başta herkes sorumlu idi.

Eğitimde Allah, Peygamber, kul hakkı, hesap günü anlatılsaydı böyle mi olurdu? İşin eğitimden kaynaklandığı kolayca anlaşılmaktadır. 

Haram - helal öğretilmeyen, öğretildiği halde uymayan insanlar vurduklarını yanlarına kâr kaldı sanıyorlar. Onlarda ilke şudur:

‘Haram helal ver Allah’ım, garip kulun yer Allah’ım.’

Evet bunlar haram - helal ne bulduysa yediler, yiyorlar.

Kul hakkıyla, beyt’ül malla, rüşvetle, helal kazançla alakalı sayısız hikaye, darbımesel vardır.

Hazreti Ömer’in mum hikayesi malumdur. O hikayeyi anlatarak yüksek makamlara gelmiştir çoğu kimse.

Hazreti Ömer’in geceleyin yanına bir kişi gelir. O kişi hususi iş görüşeceğinden Hazreti Ömer beyt’ül malın mumunu söndürür. Kendi hususi mumunu yakar.

İslâm’da helal kazanç çok mühimdir. Kul hakkı yemenin, haram yemenin hesabı öbür dünyada çok çetin olacaktır. Ahrette hesabın çok korkunç olacağı eğitimde öğretilseydi netice çok daha değişik olurdu. 

Geçmişte toplumumuzda iktisadî ve içtimaî dayanışma sanki bir rüya gibiydi.

Fatih zamanındaki siftah edemeyen esnaf hikayesi bir darbımesel olmuştur. 

Fatih Edirne başşehirken tebdili kıyafetle çarşıda dolaşmaktaydı. Bir dükkana girip, “Yarım batman yağ, yarım batman peynir ve yarım batman bal veresiz” dedi. Dükkan sahibi yarım batman yağı tartıp verdi. Diğer istekler için komşusunu gösterdi: “Sair isteklerinizi de karşı komşudan alasız ağam. O henüz siftah etmedi” dedi. Padişah ikinci dükkandan yarım batman peynir aldı. O esnaf da diğer istek olan balı komşusundan almasını söyledi. 

Fatih Sultan Mehmed Han’ın içinden bir gümbürtü koptu:

“Bu milletteki ahlâkî istikamet yok mu, ona dünyaları fethettirir. Milletin ahlâk-ı sâfiyetine halel getirenleri Allah kahretsin.”

Tarih ince hakikatlerle doludur. 

Endonezya halkı Portekizliler ve Hollandalılar tarafından yüzyıllardan beri sömürülüp duruyordu. Ne zaman oraya Müslüman tüccarlar geldi iş değişti. Müslüman tüccarlar Endonezya halkının mallarını satın alıyor, bedelini de tek bir dinarına kadar ödüyordu. Yerli halk olanlar karşısında yürekten vuruldu. Vahşi kapitalizmin o zamanki temsilcilerinden olan Portekizliler ve Hollandalılardan ayrıldılar. Onlara mal vermediler. Pek çok Endonezyalı da Müslüman oldu. 

Geçenlerde bugün için çok lüks olan bir haber okuduk. 

Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Belediye Başkan Vekili Turgay Gülenç belediye binasının giriş kapısına şu Hadisi yazdırmış:

“RÜŞVET ALAN DA VEREN DE MELUNDUR”

Gelip geçen ibret alsın, rüşvet yoluna sapmasın diye böyle yapmış.

“Yanlış yapan babamın oğlu da olsa gözünün yaşına bakmam” diye de ilave etmiş Başkan.

Çok yıllar önce Ali Nabi Koçak Hoca Sultanbeyli’ye yeni belediye başkanı olmuştu. Bu hadisi kapıya o da astırmıştı o zaman. 28 Şubat sürecinde o yazı kaldırtılmış. 

Abide belediye başkanlarından biri de eski Kütahya Belediye Başkanı Süleyman Canan’dı. Makamında iki telefon vardı. Biri resmî işler için kullandığı telefondu. Diğer hat hususi hattı. Hususi işlerinde kullanıyordu onu.

Sayısız örnekten sadece birkaç tanesidir bunlar. Ola ki ibret alına.

Son not şu olsun:

Hırsızın, rüşvetçinin partilisi olmaz. Onların partisi kasalarıdır.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

fetösavar

chp anadolununu hayırsızıdır... bi hayır gelmemiş, gelmez...

Sadık

Kapıya asmakla olmaz kalplere yazmak gerekir. 
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23