Paralelciler şimdi hangi damardan girecekler?
Paralelciler öyle görülüyor ki epeyce kan kaybettiler ve kaybetmeye devam ediyorlar. Ancak bu işin burada bittiği sanılmasın. Kanserli vücut, son kanserli hücre vücuttan alınmadan kanser sona ermez. Bunun tamamen sona erdirilmesi gerekmektedir.
Paralel faaliyetler, bu kabil faaliyetlerin sadece son bölümüdür. Hak ile batıl mücadelesi kıyamete kadar süreceğine göre daha nice oyunlar oynanacaktır. Ehl-i Sünnet ve’l-cemaat inancında olan Müslümanlar üzerinde oynanan sadece son oyundur bu paralel faaliyetler.
Bu işin devam edeceğinin işaretlerini tarihe şöyle bir bakarak anlamak mümkündür. Benzer hadiseleri kronolojik olarak şöyle kaydetmek mümkündür:
Abdullah ibni Sebe (doğum ve ölümü hakkında kesin bilgi yoktur) bu hususta Kur’an ve Hadislere dayalı İslâm itikadını bozmaya çalışanların ilklerindendir. Hıristiyanların aslen Yahûdi olan Aziz Paulus’unu iyi takip etmiştir. Hz. Osman zamanında birtakım fitne ve kaosun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Abdullah ibni Sebe de Yemenli bir Yahûdidir. Bilindiği gibi Şiîlik ve Alevîlik İslâm inancı içinde kalıp kalmama hususunda ikiye ayrılmaktadır. Şiîlik ve Alevîliğin Kitap ve Sünnete bağlı kolları vardır. Bunların ehl-i sünnetle bir meseleleri yoktur. Bununla beraber İslâm’ın temel inanç sistemi dışında kalan kolları da vardır. Abdullah ibni Sebe ve arkadaşları işte Kitap ve Sünnet dışı inancı ortaya çıkaranlardır.
İran çevresinde ortaya çıkan Hasan Sabbah (?-1124) İslâm bir yana normal insanlığın bile kabul edemeyeceği sapıklığın içindedir. Psikopat bir yapıya sahiptir. Avladığı kişilere uyuşturucu, içki ve kadın yoluyla yalancı cennet yaşatmıştır. Elde ettiği fedailere her istediğini yaptırmıştır.
Hasan Sabbah ve yolunu takip ettirenler Selçuklulara ciddî zararlar vermiştir. Adamlarına birtakım siyasî cinayetler işletebilmiştir. O siyasi cinayet örneklerinin başında Alparslan’ın ve Veziri Nizamü’l-Mülk’ün şehid edilmesi gelmektedir.
Barzam Kalesi kumandanı Yusuf Haşhaşîlerdendi. Ve Alparslan’a karşı bozguncu davranışlarda bulunuyordu. Alparslan Kumandan Yusuf’u zararsız hale getirmeye karar verdi. Alparslan Barzam Kalesini kuşattı ve aldı. Ancak Haşhaşî Yusuf, Alparslan’a kalleşçe yaklaştı ve hançerledi. Şehid olmasına sebep oldu.
Daha sonra meşhur Selçuklu Veziri Nizamü’l-Mülk de Haşhaşîlerce şehid edildi.
Muhammed Abdülvehhâb (1703-1787/1792) İslâm ilimlerine iyi vakıf olan birisiydi. İngiliz Casusu Hempher onu yönlendirmiştir. Müslümanlar arasında tefrika çıkarmak isteyen İngilizler böylece M. Abdülvehhâb vasıtasıyla bir projelerini daha gerçekleştirmişlerdir. Yeni kurdurdukları mezhebin hem Ehli Sünnete hem de Şia’ya ters düşen yönleri vardır. Dolayısıyla Müslümanlar arasında bir başka tefrika sebebi olmuştur.
Yine İran çevresinde ortaya çıkan Mirza Ali Muhammed (1817-1892) Bahâîlik yolunu başlatmıştır. O da İslâm’ın dışında bir itikat sistemi ortaya çıkarmış, birtakım sapık inanç esasları ortaya koymuştur. Kendini geçmiş peygamberlerin gerçek temsilcisi olarak kabul ediyor ve yayıyordu. Sapık fikirleri sonunda kurşuna dizilerek idam edildi.
Mirza Ali Muhammed’den sonra yolunu müritlerinden Bahâullah (1844-1921) devam ettirdi. Kendisine Ruslar, İngilizler, Yahûdiler ve masonlar destek veriyorlardı. Bahaullah, Mirza Ali Muhammed’in sapık fikirlerine daha yenilerini ekledi. Tâbilerine kıble olarak kendisine yönelmelerini söylüyordu. Muhtelif batı ülkelerine seyahatler yaparak mensuplarının sayısını artırmaya çalıştı. Bugün başta ABD olmak üzere batı ülkelerinin bazılarında belli bir varlıkları bulunmaktadır.
Mirza Gulam Ahmet Kâdiyânî de (1839-1908) Hint Müslümanları arasında tefrika çıkarmıştır. İngilizlerin Hint Müslümanları arasına tefrika sokmak için kullandığı ajanlardan biridir. Getirdiği inanç sistemi Müslümanların cihad duygusunu dumura uğratmakta, Hint Müslümanlarını İngilizlere karşı yapacakları mücadeleden alıkoymaktaydı. Kâdiyânî aynı zamanda kendini peygamber olarak da ilan etmiştir.
Ölümü çok ibretlidir. Öleceği sırada koleraya yakalanmış, ağzından pislikler gelmiş ve tuvalette ihtiyaç giderirken ölmüştür.
Pakistan Meclisi 1950’li yıllarda Kâdiyânîliğin İslam dışı inanış sistemine sahip olduğunu karar vermiştir.
Haşhaşîler, Alparslan gibi, Nizamü’l-Mülk gibi zamanının devlet büyüklerini bile öldürebildiklerine göre bugünkü halefleri paralelcilerin yaptıklarına şaşırmamak gerekmektedir. Yargı, emniyet başta olmak üzere can alıcı devlet kuruluşlarına sızmayı başarmışlardır. İletişim Başkalığında çöreklenerek adeta ülkenin sinir sistemine sahip olmuşlardır. Hattâ Cumhurbaşkanlığının bazı birimlerine bile tırmanabilmişlerdir. Onların bu başarısı devlet kuruluşlarındaki birimlerin amirleriyle sıkı sıkıya ilişkilidir. Eğer birimin başındaki kişi bu hususta hassasiyete sahip değilse, sancı çekmiyorsa Paralelciler orada başarı göstermekte zorlanmamışlardır.
Bugün Paralel faaliyetler elbette bitmedi. İslâm düşmanları Müslümanlara zarar vermek için elbette başka damarlar bulacaklar, bu damarlardan girmeye çalışacaklardır.
Bir denizaltıda su küçücük bir delik veya yarık bulduğu zaman hemen sızacaktır. Ve denizaltıyı batıracaktır. Bunun için hiçbir alanı boş bırakmaya gelmez. Bunların en ufak boşluklardan bile nasıl hulül ettiği ortadadır.
İslâm ümmeti 14 asırdan beri bugünkü kadar bir cahillik yaşamadı. Bu durum bozguncuların işini çok kolaylaştırmaktadır. Onun için bu bozguncu çalışmalar Müslümanları kolayca ifsad edebilmektedirler.
Halbuki Müslümanlar sadece Akait kitaplarını iyi okusalardı bu bozguncu çalışmaları kolayca anlarlardı. Onlara geçit vermemiş olurlardı. Çünkü bunlar önce Müslümanların akaitlerini bozuyorlar, sonra diğer ifsadlarına devam ediyorlar.
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. Bu olanlardan sonra hep teyakkuz halinde olmamız gerektiği ortadadır.
Girmek isteyecekleri yeni damarlara dikkat etmek zorundayız.







