Proje…
Proje…
MUHAMMET KUTLU
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, birkaç gün önce Almanya'da Helmut Schmidt Vakfı'nda yaptığı konuşmada, kayyım atamalarına atıfta bulunarak, “Türkiye'de seçilmiş insanlar görevlerinden alınıyor, onun yerine hükümet kendi yetkilisini kamu görevlisini belediye başkanının yerine atıyor. Türkiye’de, otokrat bir anlayışla üretilen kötü rejimin çıktıları üzerinden uygulamalarıyla bizi köşeye sıkıştırırken, toplumda artan karşılığımız, desteğimiz, onların öfkesini daha çok arttırıyor. Ve bu sefer de kendi ellerindeki gücü, kötü olarak vatandaşın aleyhine, Türkiye’deki demokrasinin aleyhine kullanmaya devam ediyorlar” ifadeleriyle Türkiye’yi elin hansına şikâyet etti biliyorsunuz...
Bu sözlerini okuyunca gayriihtiyari, “siyasi babasına çekmiş” diye düşündüm. “Ekrem İmamoğlu ile baba-oğul ilişkisi gibiyiz. Kendisi CHP’nin evladı olduğu kadar benim de evladımdır” diyen eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da sürekli Türkiye’yi yabancılara şikâyet ederdi…
CHP’de tuhaf bir gen mirası olsa gerek, bu ülkesini dışarıda yabancılara şikâyet etme hastalığı…
Neyse… Almanlar tarafından ilgiyle dinlendiğini gören İmamoğlu bir süre kendisini methettiği konuşmasında, “İstanbul'da çok önemli bir sloganımız var, ‘İstanbul Senin’. Biz yarınlarda bunu şöyle demeyi hayal ediyoruz, ‘Türkiye Senin’” diyerek baklayı ağzından çıkardı.
“Bugün belediye başkanıyken böyle diyorum ama cumhurbaşkanı olunca şöyle diyeceğim” mesajını vererek “2028 Projesi”ni duyurdu.
Proje demişken, bir konuda küresel emperyalist çeteyi tebrik etmek lazım… Zira dünyanın her bölgesinde kendilerine uygun adamları bulmakta çok mahirler…
Bilirsiniz, küresel emperyalist çete dediğimiz, Siyonist ağırlıklı uluslararası şirketlerin, finans kartellerinin sahipleri olan baronlar, öncelikle hiçbir ülkede milliyetçi görmek istemezler.
Ülkesini seven, dinine bağlı, geleneklerine bağlı herkes, Müslüman da olsa, Hıristiyan da olsa, Budist de olsa onlar için tehdittir. Bu yüzden bu kesimden ölesiye nefret ederler…
Hiçbir “projelerinde” vatanına, milletine, dinine bağlı kimselere yer vermezler…
Onlar, “vatan”, “millet”, “din”, “bayrak”, “bağımsızlık” gibi kaygılar taşımayan, her zaman çıkarını gözeten, parayı, gücü seven insanları arayıp bulurlar.
Bu arada aradıkları adayların, etnik kökenlerini de ileride kullanabilmek için tespit edip bir kenara yazarlar…
Aradıkları özelliklere haiz, ortanın üzerinde zekâda gençleri tespit edip yıllarca izlerler. Zaman zaman küçük dokunuşlarla istedikleri istikamette ilerlemelerini, gelişmelerini sağlarlar…
Bunu da tek merkezden yapmazlar. Ellerindeki büyük devletlerin siyasi, diplomatik, ekonomik, istihbari bütün imkânlarını kullanırlar.
Belli bir seviyeye gelen söz konusu adaya, bir gün bir ülkenin diplomatı ile yemek ayarlarlar, başka bir gün başka bir ülkenin bir bakanıyla görüşme yaptırırlar…
Bu arada buldukları aday ya da adaylar sürekli hayatta ve kariyerlerinde yükselirler. Önlerine hiç engel çıkmaz. Su içseler yarar yani…
İş siyasette, devlet yönetiminde önemli noktalara gelme aşamasına ulaştığında ise, yine kendi kontrolleri altındaki medya ve sosyal medya mecralarından parlatmaya başlarlar…
Zaten medya ve sosyal medya denilen şey kendi kontrollerinde olduğu için bunu da çok kolaylıkla hallederler…
Siz haklı olarak geçim sıkıntısından, maaşların düşüklüğünden, piyasadaki fiyatların yüksekliğinden dolayı burnunuzdan solurken, onlar sizi buralardan yakalarlar…
Buldukları aday ya da adaylara sizi yakınlaştırmaya başlarlar… İktidarın hataları gözünüze batarken, küresel çetenin cilalayıp size sunduğu adaylar daha bir şirin gözükmeye başlar…
İktidar hata yaptıkça küreselcilerin adayları gözünüze sokulur, adeta şeytanın damarlarınızda dolaştığı gibi içinize girer, iç içe oluverirsiniz…
Projenin zamanı geldiğinde de “Hacı amcalar”, “Ayşe teyzeler”, dini bütün, vatansever insanlar bile gidip o isme oy verirler. Taraftarı olurlar… Sonra da geçmiş olsun…
Nereden aklıma geldiyse artık şu küresel çetenin şeytani taktikleri…