İran, yanlışlarından vazgeçmeli…
İran, yanlışlarından vazgeçmeli…
MEHMET KOÇAK
İran 1979 yılında gerçekleşen “İslam İnkılabı”ndan sonra “Büyük Şeytan” ilan ettiği Amerika ile “şeytanlar topluluğu” olarak adlandırdığı diğer Batılı ülkelerle işbirliğine gitme yönünde açık-gizli önemli ve bir o kadar da şaşırtıcı hamleler gerçekleştirdi ve de gerçekleştirmeye devam ediyor.
ABD’nin İran karşıtı suçlama, tehdit, dayatma ve şantaj politikaları değişmezken, geçen süreç içinde değişen şartlar, ABD ve İsrail’in ağır siyasi baskı ve farklı boyutlarda değişen saldırılarıyla sürdürülen ‘asimetrik savaş’ karşısında İran’ın ABD, İsrail ve Batılı ülkeleri hedef alan eylem ve söylemlerinin değiştiği ve teslimiyete varan bir uzlaşı arayışına dönüştüğü görülmektedir.
İran’ın 40 yıldır finanse ettiği, eğitip yapılandırdığı komşu İslam ülkelerindeki Şii silahlı örgütlerin ABD desteğiyle İsrail tarafından düzenlenen operasyonlarla çökertilmesi, ayrıca ABD öncülüğündeki Batının ekonomik yaptırımlarıyla zayıflayan ekonomisi, İran’ın söylem ve intikam yeminlerini inkar edercesine değişime mecbur kaldığı ise bir diğer gerçektir.
Böylece İran, ABD, İsrail ve Batı güçlerine karşı, devrimi güçlü gösterme ve emrindeki vekil Şii örgütlerin güvenini kazanma adına yapılan meydan okumalarının içi boş ve slogandan ibaret olduğu gerçeği ortaya çıkmış oldu.
*
İran’ın geçmişten gelen restleşme ve meydan okuma politik tavrına (7 Ekim 2023) Hamas’ın AKSA Tufanı operasyonu ve sonrasında ABD ve İngiltere öncülüğündeki Batı’nın sınırsız desteğiyle İsrail’in Ortadoğu’yu teslim alan vahşeti karşısında sadece tehdit ve intikam yeminlerini içeren söylemlerini değiştirmekle kalmadı.
İran, aynı zamanda BM Genel Kurulu başta olmak üzere uluslararası düzeyde ve diplomatik alanlarda ABD, İsrail ve Batılı ülkelerle karşı karşıya gelmeye çalışan yeni bir politika benimsedi.
İran, dini lideri Rehber ve Cumhurbaşkanı ile diğer siyasi yetkililer konuşmalarında İsrail, ABD ve diğer Batılı ülkeleri hedef alan ağır suçlamalarda bulunurken, bu sefer ‘Büyük Şeytan’ ABD, ‘Küçük Şeytan’ İsrail ve ‘Şeytanlar Topluluğu’ olarak tanımladığı AB ile yakın ilişkiler ve yeni bir diyalog başlatmaya yönelmesi aslında ‘Humeyni Devrimi’nin fikren tükenişi anlamına gelmektedir.
Daha dün, BM Genel Kurullarında İran temsilcisi konuşurken, ABD, İsrail ve AB üyesi çoğu ülke salonu terk ederlerdi. Aynı şekilde onlar konuşurken İran heyeti salonda bulunmazdı.
Yıllarca Batı’nın işbirlikçisi olarak Türkiye’yi suçlayan İran, şimdi düşman ilan ettiği ve meydan okuduğu ABD ile Umman’da aynı masada müzakereler için buluşmuş oldu.
Elbette bu yaşananlar tesadüf olarak görülemezdi. Gizli birtakım ilişkilerin ve verilen tavizlerin tezahürü olduğu anlaşılmaktadır.
Ayrıca süreç içinde yaşana gelen gelişmeler dikkate alındığında “Karşındaki kişiyi yenemeyeceksen, dediklerini yapmak, varlığını sürdürmeni sağlayabilir” anlayışıyla hareket etmeye mecbur kaldığı anlamına gelmektedir.
“Bükemediğin eli öpeceksin” atasözü boşuna söylenmemiş demek ki:
“Büyük lokma ye büyük söz söyleme” atasözünü İran dinleseydi ve Şii imparatorluğu hayali uğruna İslam dünyasında fitneye sebep olan girişimlerden sakınsaydı bu hale düşmezdi…
*
ABD, İsrail ve diğer Batılı emperyalist ülkeler karşısında İran’ın güçsüz kalması veya onlar tarafından terbiye edilmeye kalkışılması bizi bir Müslüman olarak üzmektedir.
Elbette Batı emperyalizmine karşı İran’ın yanındayız ve de yanında olmalıyız.
Ancak, İran’ın mezhebi ne olsa olsun, tüm Müslümanlar kardeştir ve “Müslümanın Müslümana kanı, malı, ırzı haramdır” hadisi şerifine uygun, Müslümanları bölen değil, kucaklaştıran yeni bir anlayışla yanlışlarından vazgeçmeli.
Ayrıca, İran’ın komşu ülkelerindeki Şii silahlı örgüt yapılanması yanlışından dönmesi hem kendisi hem bölge hem de İslam dünyasının huzur, güven ve barışı için önemli bir gelişme olacaktır.
“Dini, mezhep olan veya mezhebi, din olan” bir İran yerine gerçek İslam prensiplerine bağlı tüm Müslüman dünyasıyla barışık, uzlaşıcı ve dayanışma içinde olan yeni bir İran görmeyi arzu ediyoruz…