• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Latif Erdoğan
Latif Erdoğan
TÜM YAZILARI

Rabbani olmak

07 Şubat 2026
A


Latif Erdoğan İletişim: [email protected]

Rabbani olmak

LATİF ERDOĞAN

“Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik vermesinden sonra hiçbir insanın kalkıp insanlara “Allah’ı bırakıp bana kul olun” demesi düşünülemez. Aksine “okuyup öğrenmekte olduğunuz kitap ve yapmakta olduğunuz incelemeler gereğince rabbaniler/ Rabbin halis kulları olun” der. Ve onun size melekleri ve peygamberleri rab edinmenizi emretmesi de (düşünülemez). Müslüman olmanızdan sonra size inkarcılığı emreder mi hiç!” (Al-i İmran, 79-80) 

Rabbani kelimesi, Rabbini bilen ve daima O’na kulluk etme çabası gösteren; ilim erbabı, yani insanları bilgilendiren ve onları iyiliğe teşvik eden; mürebbi, yani insanları eğiten ve topluma yön veren kişi gibi manalara gelir. Bu manalar göz önünde bulundurulduğunda ayette geçen “Rabbaniler olun” cümlesini şu şekilde yorumlamak mümkündür:


Peygamberlerin insanlara ilk ve en önemli çağrısı, Allah’a samimi kul olmak, Allah’a içtenlikle kulluk etmektir.

İlim emanetini üstlenen veya toplumlara yön verme mevkiinde olan kişiler bu sorumluluklarının şuurunda olmalı ve asla aydınlatma, rehberlik etme vazifelerini ihmal etmemelidir.

Ayette ilimle amel arasındaki bağa, bilgi ve aksiyon arasındaki dengeye de dikkat çekilmekte, ilmin ancak hayata yansıtılmakla ve eylem haline getirilmekle salt bilgi olmaktan çıkıp gerçek değerini bulabileceği; kişinin, yaptığı araştırmalar sonunda ulaştığı ve başkalarına talim ettiği neticelerle çelişen söz ve davranışlardan kaçınması yani tebliğ ettiğini aynı zamanda temsil de etmesi gerektiği hatırlatılmaktadır. Nitekim aksi durum bir başka ayette, “Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz?” (Saff, 2) diye eleştirilmektedir.



“Nice peygamberler vardır ki, onunla birlikte rabbaniler savaştılar. Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler, yılmadılar, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. Onların sözü şunu demekten ibaretti: “Rabbimiz, günahlarımızdan ve işimizdeki israfımızdan dolayı bizi bağışla, sebatımızı artır, kafir topluluğa karşı bize yardım et. Bu yüzden Allah onlara dünya nimetini ve ahiret nimetinin de güzelini verdi. Allah muhsinleri sever.” (Al-i İmran, 146- 148)  

Rabbaniler, savaşta dahi kendilerini sorgulama gibi bir öz eleştirinin sahibidirler. Onun için de işledikleri günah veya yaptıkları aşırılıklar sebebiyle başlarına gelebileceğini düşündükleri bela ve musibetten dolayı önce günahlarından ve aşırılıklarından mağfiret talebinde bulunurlar.


Şeriatı fıtriye kanunları gereğince, hiç kimse hakkında ayırım yapmadan verilebilecek haddi aşma cezasından böylesi bir özür dileme ile korunmuş olurlar. Her günah insanı bir cezaya doğru sürükler. Bu cezadan kurtulmanın çaresi de yine tövbe ve istiğfardır.

Rabbaniler, yaptıkları her işte, ayaklarının kaymamasını, sabitkadem kılınmalarını duaya konu edinirler. Ayağın kayması, bazen adaletten, istikametten kopup zulme yönelme olabileceği gibi, bazen de korku verici hallerde korkup mevzii terk etme şeklinde olabilir. Hangi sebeple olursa olsun ayakların kayması felaketle sonuçlanır. Onun için sabitkadem olmak, bir işe atılmak veya harbe iştirak edebilmek cesaret ve atılganlığı kadar önemlidir.



Nitekim, Calut’a karşı savaşa katılan Talut’un yanındaki rabbaniler de aynı duayı ederler, aynı talepte bulunurlar:

“Talut askerleriyle birlikte ayrılıp sefere çıkınca, “Allah muhakkak sizi bir nehirle imtihan edecek; kim ondan içerse benden değildir – eliyle bir avuç alan müstesna- ondan tatmayan da bendendir” dedi. İçlerinden pek azı dışındakiler içtiler. Kendisi ve onunla beraber inanlar nehri geçince “Bugün Calut’a ve askerlerine karşı bizim gücümüz yok” dediler. Allah’a kavuşacaklarını umanlar ise “Nice az birlikler vardır ki, Allah’ın izniyle sayıca çok birliği yenmişlerdir, Allah sabredenlerle beraberdir” dediler. Calut ve askerlerinin karşısına çıkınca da “Rabbimiz bizi sabırla donat, bize sebat ver ve inkarcı topluluğa karşı bize yardım et” diye niyazda bulundular.” (Bakara, 249- 250)


Rabbani olmak önce bir iman işidir. Rabbani olmak dinin bütün emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız uymak ve dini hayata hayat kılmaktır. Rabbani olmak korkusuzluktur. Rabbani olmak beşeri bütün zaafları aşmak ve melekler kutbuna demir atmak, yani her işinde sabitkadem olmaktır. Onun lügatinde dönekliğe, gevşekliğe, yılgınlığa, başkasına boyun eğmeye yer yoktur.

Rabbani olmak, bilmeyi, öğrenmeyi ve bunları bir bir uygulayarak hayata geçirmeyi ilke edinmektir. Onun vazifesi kendi ışığını çevreye de yaymak ve kendine benzer bir toplum inşa etmektir. Problemleri herkesten önce teşhis, çareleri de yine herkesten önce tespit Rabbaniyi başkasından ayıran en önemli özelliktir.


Rabbani, hiçbir toplumun kendisinden müstağni kalamayacağı önemde, tek başına millet olabilmiş kurtarıcı bir şahsa, toparlayıcı öncü bir topluluğa unvandır. O, Uhud’un sonunda, Huneyn’in başında İslam ordusunu dağılıp gitmekten kurtaran birleştirici, toparlayıcı kutsi cazibenin adıdır. Rabbani olmak, “Bizi muttakilere imam kıl”(Furkan, 74) ayetinde yankılanan kabul görmüş duadır.  

Rabbani, toplumların güven ve teselli kaynağı büyük insandır. Şu şartla ki, büyük insanları büyük yapan büyük işler yapmaları değil; ne kadar küçük olursa olsun lüzumlu olanı yapmalarıdır.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23