FETÖ yas tutsun karalar bağlasın
Cumhuriyet tarihimizin en önemli olaylarından biriydi, kendilerine atılan İngiliz iftirası karşısında yek vücut olup devlet ve milletin bütünlüğüne ahd ü peymanlarını bir kez daha hem de en gür seda ile haykıran aşiret reislerinin, aşiret temsilcilerinin, kanaat önderlerinin tepkilerini, dik duruşlarını resmeden o eylem, o karşı hamle.
Bu hamleyi düşünen ve gerçekleştirenlerin teker teker her birini tebrik ediyor, muhabbetle kucaklıyorum. Bu hal, azim ve niyet varlığını sürdürdüğü müddetçe, Güneydoğuda oynanmak istenen her türlü nifak oyununun ters yüz edileceğinden hiç kuşku duymuyorum.
Söz konusu birlik ve beraberlik ruhunun resmedilişinin, ülkemizin iç ittifakının bir garantisi olduğu kadar, Fırat Kalkanı Harekatının olumlu sonuçlarını hızlandırması bakımından da çok önemli ve çok yönlü işlev göreceği kesindir. Kürt- Türk kardeşliğinin bin seneyi aşan tarih mirasının nice bin yıllar daha istikbalde de devam edeceğinin bir işareti, bir delili olması bakımından da bahis konusu hamleyi resmeden fotoğraf, aksini iddia edenleri ya da bu birlikteliğin devamı hususunda tereddüde düşenleri susturacak ve ikna edecek tarihi bir referans olma özelliğini de hep koruyacaktır.
Birinci Balkan Savaşı bizi Avrupa’dan sürgün etmeye matuf başlatılan bir Haçlı seferiydi. Birinci Dünya Savaşı ise bizi haritadan silmek için yapılmıştı. Milli iradenin şahlanacağını hesap edemediler ve Kurtuluş Savaşı vesilesiyle bizi haritadan silmeye güç yetiremediler..
Bir kader okuyuşuyla bakıldığında, Allah bu mazlum ve mağdur milletin ahını, Birinci Balkan Savaşına mukabil İkinci Balkan Savaşıyla, Birinci Dünya Savaşına mukabil İkinci Dünya Savaşıyla kat kat aldı. Ama düşman hıncından ve hain emelinden bir şey kaybetmedi. İkinci Dünya Harbinden sonra Amerika ile İngiltere rol değiştirdi. Fakat, Amerika’nın stratejik aklı yine hep İngiltere oldu. Ortadoğu’nun bütün yeraltı zenginliklerine özellikle de petrol ve doğalgazına kendilerini dünyanın efendisi kabul eden Batılı ülkeler sahip olmak ve sahip kalmak istiyorlardı, şimdi de aynı şeyi hem de daha pervasızca istemekteler. Önlerine çıkan her engeli yıkıp geçeceklerinden emindiler, şimdi de eminler.
Önlerindeki tek pürüz Türkiye. Onu haritadan silmedikçe rahat etmeleri mümkün değil. Ne ki, Çanakkale ortada, Kutul- Ammare ortada, Kurtuluş Savaşı ortada, Ege denizine döktüklerimizin öyküsü hâlâ düşmanlarımızın beyinlerinde kazılı duruyor.
FETÖ, devleti ele geçirmişken darbeye girişmesi, tamamen Türk devletini yok etmeye matuf bir hareket. İstedikleri, göstermelik, piyon bir devlet. Fakat, Kurtuluş Savaşını akıl edemeyenler, 15 Temmuz Gecesi destan yazan milli şahlanışı da akıl edemediler. Ya da nasıl olsa bu milleti uyuşturduk, milli reflekslerini dumura uğrattık, onu hareket edemez hale getirdik, diye düşündüler, düşlediler. Nitekim bu düşünce, bu düşlerine düştüler ve kendi oyunlarında boğulup gittiler.
Uçak düşürme krizini hem Rusya hem de Türkiye ucuz atlattı. Darbe teşebbüsü, bu krizin gerçek müsebbiplerini de deşifre etti. Uçağı düşüren pilot FETÖ’cü çıktı. Uçak düşürmenin bir Amerika oyunu olduğu anlaşıldı.
Bu sebepledir ki FETÖ’cüler, Türkiye ile Rusya’nın her türlü kriz atraksiyonlarını aşarak yeniden uzlaşması ve dev projelere imza atmaları karşısında şaşkına döndüler, karalar bağladılar, yas tuttular. İsrail ile aramızın normalleşme sürecine girmesi karşısında da aynı hayal kırıklığını yaşamışlardı. Aşiret liderlerinin devlete sadakat mesajları, sınır ötesinde kaydedilen askeri ve diplomatik başarılar da onları aynı köksüz ruh haline sevk ediyor. Çünkü bütün bu hamlelerle hem Türkiye’nin başarı dairesi gün güne genişliyor hem de FETÖ’nün kullanılma adına varlık gerekçeleri bir bir istirdat edilerek kuşatma çemberi daraltılıyor.
Gülen’in manevra alanı oldukça daralmış durumda. Bu sebeple, göstermelik bir lider değişimi söz konusu olabilir. Bu yeni lider hem redd-i miras yapar hem de hükümete doğrudan ve açıkça zeytin dalı uzatır. Tabii ki, artık bu tür sahtekarlıklara karnı tok olmayan bir muhatap bulabilirlerse..
Nasıl ki bir hukuk devletinden bahsediyorsak aynı ölçek ve önemde bir devlet hukukundan da bahsetmemiz lazımdır. Bireysel düşünüldüğünde elbette haklı olanın güçlü olması gerekir. Fakat mesele devlet alanına çekildiğinde haklılık güçlülükle yer değiştirir. Devletimizi güçlü kılmanın çaresi ise bütün bir millet olarak ona omuz vermekten geçer. Güçlü devlet, kendisine ihanet eden bir haini bir başka devletten isterken arzda bulunmaz rica eder. Ricası kabul edilmediği zaman da kendi iç hukukunu devreye sokar ve meseleyi kökünden halleder. Bana böylesi güçlü günlere yaklaşıldı gibi geliyor..