Sinek aklı karşısında insanın hali!?
Küçücük canlı bir varlık olan sinek, değişime yönelmemiş ve görevlerini hiç aksatmadan varlığını sürdüregelmiştir. İbretliktir, evcildir ve gerçekten değerlidir.
Bu küçücük bal arısı sinek ibret tablosunda muhteşem görüntü vermektedir.
O sinek haliyle devirler ve çağlar sürecinde kendine tahsis edilen görev dışında bir başka hayat tarzına savrulmamıştır. Sisteme leke kondurmadan nesilden nesile “vahyi” dışına çıkmamış tüm benliği ile vahyi çerçevesinde görevini sürdüregelmiştir.
Şimdi onu eylemlerine bakarak dikkat alanına yerleştirip temaşa edelim.
Özellikle Yaratan ve her şeyi aralıksız Yöneten Allah Teâlâ’nın vahyine bağlı kalan bal arısı Mekân edindi, kendine kodları verilerek tahsis edilen yolların dışında yol aramadı. Yemesi, emredilen nimetlerden şaşmadı. Her türlü meyveden en hasını yedi. Yediklerine ârızi maddeleri karıştırmadı. İnsanın yanıltmalarını geçiştirdi.
Bütün bunlarla fıtrat kanunlarının dışına taşmadı. Yine Allah Teâlâ’nın vahyine sadık ve bağlı kalarak yediklerini karnına indirdi. Onu kirletmedi. İnsanlara şifa olarak hazırladı. Yeri altı geninin içine yerleştirdi, ağzını kapatarak koruma altına aldı. Zayiata prim vermedi. Kendine lazım olandan fazlasına tamah etmedi. Çiçek toplamaya giderken bile fazla enerji alıp israfa yol açmadı. Adaletin kulvarından çıkmayarak kendine elzem olmayana saplanmadı. Teröristlik yapmadı.
Neslinin yaratılışından itibaren ana arı başta bütün insanlara, dolayısı ile tüm canlılara edep ve hayâ örneği oldu. Döllenmede bile iffet timsali oldu.
Çalışan arılar aralarında bilfiil çalışmayanları barındırmadılar. Kendi aralarında birbirlerini ötekileştirmediler. Gruplaşmadılar, tefrikaya düşmediler. Zaafa sürüklenip zelil ve perişan olmadılar. İş taksiminde sıkıntıya girmediler. Her bir arı kendi işinden başka hiçbir işe karışmadı. Kovan içindeki düzenin bozulmaması için her arı kendi işini sadakatle harıl harıl yapmaya devam etti. Nöbetçi arılar, görevlerini ısrarla sürdürdüler.
Yediklerini bile kendi ve kendilerinden başkalarının yararına şifa halinde sunmaktan çekinmediler. Bonkörce ikram ettiler. Ortalama altmış bin can arı bir tek can olan ana arı emrine karşı çıkmadılar. Bu kadar olumlu, bu kadar verimli ve böylesi ahenkli çalışmayı küçücük bir sinekte görmek insan hayranlığını zirveleştiriyor.
İşte burada insan haysiyet ve asaletine mütenasip engin bir muhasebe yapmak gerekiyor. Özellikle İslam davasını savunma ve yaşama sevdasında olan müslüman insanların hiç olmazsa “nuha akılları” ile düşünmeleri çok önem arzetmektedir.
Siz, o yerden çıkardığımız rızıklardan yiyin, hayvanlarınıza da otlatın. Muhakkak ki bunda nuha akıl sahipleri için alamet ve ayetler vardır. (Tâhâ:20/54)
Ayeti kerimede mutlak kudret ve mutlak hikmet Sahibi Allah Teâlâ, bütün insanlara hayat sahibi olduğu şuurunu hissettirip hatırlatıyor. İlgilerini çekiyor. Gelen ayette ise insana yalnız yiyip içen canlı değil, paylaşan varlık olduğunu hatırlatıyor.
Hâlâ yerleşip yaşadıkları, gezip dolaştıkları yurtlarında, kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları uyarıp doğru yola iletmeye yetmedi mi? Şüphesiz bunda lüb akıl sahipleri için ibretler vardır. (Tâhâ:20/128)
İnsanlık haysiyetini bu seviyeden yükseltecek sorumlu insanlara bakın neyi hatırlatıyor? Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendileri için onlar ile akledecek kalpleri olsun ve onlar ile işitecekleri kulaklar olsun. Gözler körleşmez; fakat göğüsleri içindeki kalpleri kör olur. (Hac:22/46) Bunlarla muhasebe ve muhakemeyi genişletebiliriz. Kalbi, kabulü ve vahye bağlılığı hususunda bir bal arısına bakın!
Bir de bu sinek karşısında insana bakın! Esselamu aleykum.