“Kıldan ince kılıçtan keskin”(6)
Günümüz müslümanın kabullenmekte çok zorlanacağı net ve ciddi vakıalar vardır. Birkaç yüzyıl sürecinde, dava adına verilen hizmetler “İSLAMΔ değildir.
Müslümanların her biri ÇİL yavruları gibi ayrı ayrı debelenip ileri doğru gitmektedirler. Sıratı mustekîm denilen ana caddeden ayrılmış, çaresiz, güçsüz ve darma dağınıktırlar. İslam gibi büyük davayı yüklenemeyecek kadar yetersizdirler.
Allah Teâlâ’nın uyarısına bir bakın; “Şu emrettiğim sistem, benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Başka yol olan sistemlere uymayın. Sizi Onun yolundan saptırıp parçalamasınlar. İşte Allah, ittika edip toparlanırsınız diye, size bunları öğütlüyor.” (En’am:6/153) Bu kadar ağır ve ciddi uyarıyı umursamayanlar çoktur.
Müslümanların ve cinlerin peygamberi için Rabbimiz nasıl bir müeyyide koyuyor bir bakalım; “Eğer o Peygamber, bazı sözler uydurup bize isnat etmeğe kalkışsaydı, elbette onu sağ tarafından yakalardık. Sonra O’ndan şah damarını keserdik.” (Hakka:69/44-46) Nasıl bu, “kıldan ince kılıçtan keskin” değil mi?
Bu, “Kıldan ince kılıçtan keskin” deyimi korkunç tehdit etkisi yapar. Sonra Demokles’in kılıcı gibi “taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmaz.” Gözleri görmez, kulakları duymaz ve kalpleri ürpermez kitlelerin üzerine dökeceğini bocalama yapar.
Her halde bu ağır ifadeleri her kes kaldıramaz. Fakat karmaşık ve çok sesli melodilerle din hizmeti verme teşebbüslerini de; kulun da, mülkün de, “dinin” de mutlak Egemeni Allah Teâlâ kabul etmez. O hükümranlığında kimseyi kabullenmez.
Hele dinlerini tanınmaz hale getirip yüzlerce “DİN” modeli ihdas edenler hakkında Kitabımızın yaptığı uyarıya bir mümin dinleyişi ile kulak verelim;
“Ey Resûlüm dinlerini paramparça edip çeşitli gruplara ayrılanlarla sen hiç bir şeyde ilgili değilsin. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra Allah, onlara yaptıklarını haber verecektir.” (En’am:6/159) Şimdi de Allah Teâlâ’nın vereceği habere yoğunlaşarak ibret ve hikmet gözü ile bakmaya çalışalım ve kavrayalım;
“İndirdiğimiz apaçık hükümleri ve hidayet sistemini, insanlara biz Kitap’ta açıkça beyan ettikten sonra, onları gizleyenlere Allah lânet eder ve bütün lânet edebilenler de, onlara lânet ederler.” (Bakara:2/159
Bütün bunları kesin beyyineler halinde ihtiva eden yegâne düstur da Kur’an’ı Kerimdir. Kur’an’ı Kerimin beyanları Allah Teâlâ’ya aittir. Allah Teâlâ bu Kitabı insanlara göndermiştir. İnsanların ve cinlerin Peygamberi Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bu Kitabın ilk muhatabıdır. Ondan sonra gelmiş ve gelecek bütün “mümin müslümanlar da” Kur’an’ı Kerimin beyanlarından sorumludurlar.
“Gerçekten biz sana ‘Kitabı’ hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hüküm veresin. Sakın hâinlerin savunucusu olma.” (Nisa:4/105) Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’nın emirleri “böylece kıldan ince kılıçtan keskindir.” Onun emirlerini hiç kimsenin ihmal etme ve savsaklama yetkisi yoktur.
Buna rağmen müslümanlar büyük davanın her meselede hikmetle donatılmış hassas hükümlerini hatırlamak istemiyorlar. Bu, hikmetlerle donatılmış hassas hükümler şeri’attır. Şeri’at, hak ile bâtıl arasında mesafenin niteliğini belirler. Bu netlik ya haktır, ya bâtıldır. Hak ile bâtıl arasındaki mesafe soğan zarının inceliğinden de incedir. İslam’ın hükümleri çok hassastır. Şeri’atın hassas hükümlerini, kendi beşerî mülahazalarına engel görüp Kur’an’ı “arkalarının ötelerine atanlara” Allah Teâlâ’nın cevabı çok hazindir ve çok korkunçtur; “Ve mâ lizzâlimine min ensâr” (Âl-i İmrân 3/192) açın bu ayete bakın, görün!
Kim isterse selamet, YAŞAMAZ hiç NEDAMET. Esselamualeykum