Tayyip Erdoğan’ın liderliği meşru mu?
Tayyip Erdoğan’ın liderliği meşru mu?
İDRİS GÜNAYDIN
Bu sorunun iki şekilde cevabı vardır: Bir İslam’a göre; iki demokratik devlete göre.
Demokratik devlete göre Tayyip Erdoğan seçimle iş başına gelmiş ve yönetmeyi annesinin ak sütü gibi hak etmiş bir liderdir. Hatta öyle hak etmiştir ki, hem genel, hem yerel, hem de referandum ciheti ile defalarca bu soruyu halka sorarak iş başına geldi. Onun kadar Türkiye’de bu makamı hak eden biri geldi mi?
Yalnız bir durum var. Tayyip Erdoğan dindar bir kişiliğe sahip. Türkiye ise laik. Yani devlet, hiçbir dine ne uzak ne de yakın. Bir anlamda Allah’ın dini veya filozofun dini ayırt etmiyor. Bu durumda Allah’ın dinine yakın olan bir başkanın filozofun uydurması bir idare biçiminde başkan olması meşru mu?
Mesela İngiltere, Türkiye’den daha dindar ve daha Allah’a yakın. Gürcistan da öyle. Batıl da olsa, kendisine Ehli Kitap dediğimiz bir dinin, o din ile bütünleşmiş bir devletin idarecisi.
Türkiye ise din ile ilgisi olmayan, tüm dinleri kapının önünde tutmuş bir devletin temsilcisi. Ne kadar acı değil mi?
İngiltere’nin iğvası ile veya dayatması ile halifeliği kaldırdı.
Türkiye’yi laik devlet yaptık. Halbuki o İngiltere ne Anglikan kanunlarından vazgeçti ne de krallıktan... Eğer aklınızı başkasına kiraya verirseniz öyle yaptırırlar adama!
Tabii, bu konu daha önce tartışılmış ve sorunun cevabı verilmiştir. Benim yeniden sormam, dikkat çekmem içindir.
Türkiye devleti laik, yani dinî olmayan bir devlettir ama halkı Müslümandır. Zaten Müslüman halk da kendine idareci seçmektedir. Tayyip Beyi de bunun için seçmiştir. Eğer bugünkü hükümet kendisi gibi inanmayanların giyimine, inancına karışsa, müdahale etse, o zaman onların da kendi idarecilerini seçme hakkı doğar. Aynı ülke içinde bu olmaz. Bu kargaşa sebebi olur.
İyi ki bu ülkenin çoğunluğu Müslümandır. Yoksa dünyada Müslümanlık adına güven telkin eden bir ülke bulunamayacaktı. Diğer İslam Ülkelerinin durumu ortada.
ÇOK İZLENEN BİRİNİN ŞARLATANLIĞI
Bir meşhur kişi var. Kırdığı ceviz kırkı geçti. Lakin saf dindarlar da onun içtiği sudan içmiş olmalı ki, onu dinlemeye geliyor. Bu kişi son konuşmalarından birinde diyor ki: “Efendi hazretleri bizi kabirden idare ediyor. Hatta gelip eşi ile cimada dahi bulunuyor.”
Allah Allah, ne menem iş?
Bunun sonunun nereye gideceği, herhangi başka bir kişinin öldükten sonra karısının birinden çocuk sahibi olması halinde, bu benim ölmüş kocamdan demesi ihtimalinde ne yapılacağı, düşünülmüş müdür?
Bu ne korkunç bir iftira! Ne korkunç bir hurafe!
Hani Ehli Sünnet akaidi?
Ayeti Kerime: “Beni anın ki ben de sizi anayım” diyor. Neden önce efendinizi araya koyup sonra beni anın demiyor?
Ayeti Kerime: “Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar” diyor. Efendilerini, gavslarını araya koyan, onları bana aracı kılan erkekler ve kadınlar demiyor.
Ayeti Kerime: “Bana dua edin ki size vereyim” diyor da gavsınıza, efendinize rica edin, benden istesinler de size vereyim demiyor.
Bu kişiler Kur’an mealini okumayı küfür kabul ediyorlar. Elbette, haklılar. Çünkü Kur’an ile birlikte mealini de okuyanı kandıramayacaklar. Allah orada aracı, ricacı istemeyecek, bunu görecekler. O zaman bu insanları nasıl kandıracaklar? Şimdi yol onların, meydan onların. Uydur uydurabildiğin kadar.
Allah’ımız bir Müslümanın ne ile ve nasıl olgunlaşacağını göstermiş. Beş vakit namaz, bir ay oruç, nisaba ulaşabiliyorsan zekat, gücün yetiyorsa ömründe bir kez hac ve zikir... Ardından cihat ve iyi insan olmak, çalışmak.
Allah neyi eksik bıraktı da siz kalanı tamamlıyorsunuz? Allah diyemez miydi, öğlen namazı şu kadar sevaptır. Kim kılarsa şu kadar huri verilir demeye?
Allah (haşa) bilememiş midir; sabah namazı kılan kişiye cennette şu kadar sofra kurulur, bu kadar yemek yer demeye? Allah haşa, bunları demekten aciz miydi?
Gençlerimiz deist veya ateist olmayacak, ama bu ağızlar bir dursa...
Vesselam.