Ormanın tapusu baltanın küpüsü
Ormanın tapusu baltanın küpüsü
İdris Günaydın
Bu söz Karadeniz’de yaygınlaşmış, meşhur olmuş bir sözdür. Eskiden, tapu ve kadastro köylerde ölçüm yapıp, her kesin bahçesini, ormanını kendisine vermezden önce köylerde orman kanunları geçerliydi.
Orman çoğunlukla devletin olmasına rağmen, insanlar diledikleri kadar yer tutarlar, uyduruk bir tapu ile hak iddia ederler daha da ileri giden olursa baltanın küpüsü ile yani kesmeyen yüzü ile karşısındakini tehdit ederdi. Kardeşleri çok ise veya oğulları çok ise yani arkası kuvvetli ise dilediği kadar ormanı zapt ederdi.
Bu durum 1970’li yıllara kadar sürdü. O yıllarda tapu kadastro ölçüm memurları geldi ve belli bir miktardan fazlasını devlete yazdı. Lakin “ormanın tapusu baltanın küpüsü” tekerlemesi bugün yine geçerliliğini koruyor. Nerede? Yaylalarda.
Yaylalardan tapu kadastro ölçümü geçmediği için uyduruk bir imza ile bu iş hallediliyor.
Meğer bu söz, uluslararası hukuka girmiş bir sözmüş. ABD’nin haydutluğu tam da bu sözü hatırlatıyor.
Bu kadar utanmazlık olur mu? Sahi nerede adalet, demokrasi, insan hakları? İnandım mı şimdi arap krallarının demokrasiyi kendilerinin istemediğine? Meğer ABD’nin bir oyunu imiş. Kendi işlerine öyle geliyormuş. İnandım mı şimdi, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasındaki haksızlığı kim takar?
Yarın Çin Tayvan’a saldırırsa kim der ki Çin haksızdır? Nasıl olsa orman kanunu. Ormanın tapusu baltanın küpüsü…
Bu nasıl dünyadır? Bu dünyanın nizamı tanklarla mı helikopterlerle mi, uçaklarla mı, silahlarla mı sağlanacak? İnsan hakları nerede? İnsanlık nerede?
Filozofun yıllar önce söylediği: “Demokrasi büyük balıkların yırtıp geçtiği, küçük balıkların takılıp kaldığı örümcek ağı” olmaya devam mı edecek?
Bu haksızlığın intikamını kim alacak? Hesabını kim görecek?
Dünyada var olan varlıklardan Allah’tan başka bunun hesabını soracak kimse yok ama Allah da bizden şuur ve gayret bekliyor. Tüm dünya ABD’ye gitmek için can atarken Allah bu devletin belasını niye versin? İnsanlık celladına aşık.
Ne büyük acziyet içindeyiz görüyor musunuz? Hilafetin ne maksatla nasıl kaldırıldığını daha iyi anlıyoruz. Bu İngiliz ve İsrail milleti nasıl olduysa iş birliği yapmışlar, İngiliz milletler topluluğunu çeşitli adlar altında dünyaya egemen kılmışlar. İsrail’in de aklını, beynini, sermayesini yanlarında bilmişler. Dünyanın geri kalanı sürü… Kendini devletten sayıyor. Hayır, sen dolgu malzemesisin. Afrika’yı süpürecek, Asya’yı süpürecek, Avrupa’yı süpürecek birileri lazım: sen varsın işte. O kadarsın…
Bugün hilafet makamının ihyasının ne kadar gerekli olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Yüz yılın başında, Osmanlıca dünya dili iken neden Fransızca ila Osmanlıcanın taca yuvarlanıp İngilizcenin dünya dili yapıldığını daha iyi anlıyoruz.
Hatta içimizde bu kadar satılmış beynin yetişmiş olmasını da daha iyi anlıyoruz. Çünkü ABD’nin yaptıkları senin benim zoruma gider ama ikinci vatanı olarak orayı bilenleri hiç enterese eder mi? Asla.
İran’ı sevmedim; vur, Venezuela’yı sevmedim; vur. Irak’ı-Saddam’ı sevmedim; vur… Dünyayı ben yöneteceğim.
Hayır, açık açık söyle. Kimden utanıyorsun? Petrolü ben yiyeceğim de.
Haktır; bunca uyuyan insanın yaşadığı bir dünyada erken uyanmış olanların yemesi içmesi haktır. Kime ne anlatacaksın?
Hangi ülke geleceğinden emin olabilir ki? Yarın aynı şeyin Türkiye’nin başına gelmeyeceğinden kim emin olabilir ki? Zaten getirmek istemediler mi? Türkiye’nin o gece banka ATM’leri önünde kuyruk olmayan yiğitleri olmasaydı şimdi nerede olurduk?
Mandacılar yok mu? Kendini vaktiyle İngiliz at arabasına koşanların çocukları def olmadılar, hâlâ aramızdalar.
Dünya medyasının çok azı cesur. Gerisi korkarın korkağı.
Bu ülkeyi yönetmek cinlerle dans etmekten farksız vesselam.