Bahar içeri dolmada şimdi
Bahar içeri dolmada şimdi
İDRİS GÜNAYDIN
14-4-2026 tarihinde Giresun Espiye İlçesi Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumunda yapılan mahkumlar arası hafızlık icazet merasimine Giresun Valisi Sayın Mustafa Koç, Giresun Başsavcısı Sayın Zeynel Abidin Akkiraz, Giresun Müftüsü Sayın Selçuk Kılıçbay ve çok sayıda resmi zevat katıldı. Merasimde Başsavcımız Zeynel Abidin Akkiraz veciz bir konuşma yaptı.
Bu konuşmadan bir kesit sunuyorum:
“Bugün burada dikenlerin güle çevrilmesine şahitlik ediyoruz. Gördüğünüz üzere cezaevimizde de güller açıyor. Cezaevimizin faaliyete geçtiği 2019 yılından bu yana bugünkü hükümlülerimiz ile birlikte 4 hükümlümüz hafız oldu. Bunun yanı sıra dikkate ve takdire şayan bir diğer husus; Sayın Adalet Bakanımızın paylaştığı bilgiler uyarınca Türkiye genelindeki ceza infaz kurumlarında toplam 174 hükümlü ve tutuklunun hafızlığını tamamlayarak belge almaya hak kazanmış olmasıdır. Bir başarı tablosu içerisinde 4 hafızın kurumumuz bünyesinden yetişmiş olması ve halen on hükümlü ve tutuklunun hafızlık eğitimine devam etmesi bizler için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu başarıların elde edilmesinde emeği geçenlere canı gönülden teşekkür ederim.
Ne gariptir ki, özgür hayatımızda bizler buna nail olamazken, bir arkadaşımız tutsak hayatında bu şerefe nail oldu. Hani Üstad Necip Fazıl: ‘Zindandan Mehmed’e Mektup’ şiirinde diyor ya, ‘Garip pencerecik, küçük daracık; Dünyaya kapalı Allah’a açık’.. İşte huzurlarınızdaki bu arkadaşımız da dünyaya kapalı olan bu yerde, bu din kardeşimiz Mevla’sını buldu, yüce bir makama erişti, numune-i imtisal şahsiyet oldu. Kur’an’ın canlı bir nümûnesi, hafızı kelam oldu.
Kur’an-ı Kerim Allah’ın kelamı ve nurudur. Ve bu nur nerede kiminle olursa onu nurlandırır. Malumunuz ilk vahiy Nur dağında iken geldi. O dağ bir anda “Cebeli Rahme” oldu. Sonra Mekke’de inmeye devam etti “Mekke-i Mükerreme” oldu. Hicret’ten sonra Yesrip’te inmeye devam etti “Medine-i Münevvere” oldu. Ramazan ayında indi, on bir ayın sultanı oldu. Kadir Gecesinde indirildi, bin aydan daha hayırlı bir gece oldu. Peygamber Efendimize indirildi, iki cihan serveri, hatemül enbiya Hz. Muhammed Mustafa oldu. Alemlere rahmet oldu, Kur’an-ı azimüşşan oldu, diğer hak kitaplardan ve dinlerden üstün oldu. Şimdi de huzurlarınızda Ömer kardeşimizin nurlanmasına şahitlik ediyoruz. Bunu layıkı veçhile yaşadığı müddetçe o da münir bir şahsiyet olacak inşallah. Nitekim bir şiirde de belirtildiği gibi “Ümmeti eşref olanlar Hafızı Kur’an olur. Hafızı Kur’an olanın hafızı da Kur’an olur…”
Bu konuşmanın neresinden dinlersen dinle; bizi tarif ediyor. Bizi anlatıyor, bu ümmeti anlatıyor.
Bu zamanda bu, denize atılan taşların suları sekmesi ile oluşan dalgalar anlaşılmayacak belki, ama gün gelecek bu dalgalar kıyıları dövecek, küfrün azgın azgınlığını silkeleyecek.
Bugün için diyoruz ki, yıllar öncesinde bir şiirin sona eriş cümlesi gibi: “bahar içeri dolmada şimdi”..
Devamı yazdır.
Bu faaliyetler birer devrim niteliğinde.
İmam-ı Azama sormuşlar: “Bir insan on kişi öldürse. Babasını da öldürüp kafatasıyla şarap içse, annesiyle de zina etse, sonra da pişman olup tövbe etse bu kişi için kurtuluş var mı?”
“Yoktur diyemem” demiş. “Merhametlilerin en merhametlisi Allah. Kulunun samimiyetine bakar.”
BAKALIM KİMDE KALACAK?
Türkiye adeta kripto yabancılarla yerli Müslümanlar elindedir. Birileri Batıya doğru çekerken birileri de Doğuya doğru çekmektedir. Batı zalimliği, inkarcılığı ile Doğu imanı boğuşmaktadır.
Son günlerde “Araplaşıyoruz, Müslümanlaşacağız derken Arap kültürüne batıyoruz” diyenler epey çoğaldı.
Maksatları böyle bir tehlikeye dikkat çekmek değil. Ortada, bu yönde tehlike de yok, lakin bir bahane üretecekler ya. Kendi gittikleri istikameti unutturup bizi aşağılamak.
Yemezler.
Bu dediğiniz tehlike ise, o dün de vardı. Osmanlı; İslam’ı Moldova’dan mı öğrenmişti? Selçuklular İskandinav ülkelerinden mi? Önceki Müslüman devletler nereden esinlendiler? Alaska’dan mı?
İslam ilk Arap Coğrafyasına geldi. Araplardan gelen din... Kültür, bazı cahil cemaat ve tarikatların inanç profillerinde var. Din ile kültürü ayıramayan ve mahareti kendinden menkul çevrelerde.
Biz Araplar gibi çölde yaşamayı fazilet sayanlardan değiliz. Manda yoğurdunun piyasası için çalışırız da deve sütünün piyasası için değil. Dolayısı ile o iddianız ayakları yere basan bir iddia değil.
Arapların siyasi algıları, eğitime karşı olan vurdumduymazlıkları da bizi ilgilendirmez. Hz. Muhammed (A.S) Arap’tı ama Arap’ın üstünlüğü iddiasını tuz buz etmişti.
Hakeza Kur’an da…
Ne o günün Arap’ı anladı bunu, ne bugünün Türk’ü… Kabilecilik sevdası insanlık için bir imtihandı fakat maalesef insanlık bu imtihanı kaybetti vesselam.