Vatan ocakları camiler
Okuyucuya not: Bu bir dini yazı değil, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler yazısıdır.
23 Ekim’deki TUSAŞ saldırısından iki gün sonra, Cuma namazı için camiye doğru giderken imamın vaazı uzaktan duyuluyordu ama tam anlaşılmıyordu. Yakınlaştıkça imamın şehitlere rahmet okuduğu ve teröristleri lanetlediği, cemaatinse “Amin” diyerek iştirak ettiği duyuluyordu.
Namazdaki hutbenin başlığı “Vatan Müdafaası Mukaddestir” idi. Hutbe, Peygamberimizin (asm) “Vatanı korumak için bir gün ve bir gece nöbet tutmak, bir ay nafile oruç tutup geceleri nafile namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Mümin nöbet tutarken ruhunu Allah’a teslim etse bile amel defteri kapanmaz. Allah, onu rızıklandırmaya devam eder” hadisiyle başlıyordu.
Sonrasında Malazgirt’te, Çanakkale’de, Milli Mücadele’de bütün imkânsızlıklara rağmen en kesif ordulara karşı vatanın müdafaa edildiği, hiçbir zaman zulme ve zalimlere geçit verilmediği, dün olduğu gibi bugün de yarın da ülkemize ve aziz milletimize karşı kurulan kirli tuzakların boşa çıkacağı, insanlıktan nasibini almamış, hiçbir ahlaki ve insani değer tanımayan dâhili ve harici cinayet şebekeleri, kirli emellerine asla ulaşamayacağı vurgulanıyordu. Özetle, vatanını sevmenin ve korumanın Müslüman olmanın gereği olduğu ayet ve hadislerle anlatılıyordu.
İmamın yukarıda bahsini yaptığımız 25 Ekim 2024 tarihli hutbesi vatanın önemini anlatan ilk hutbe değil. Diyanet İşleri Başkanlığı, hutbeleri kendi web sitesinde de yayınlıyor. Açılıp bakıldığında sadece vatanla ilgili veyahut içinde vatan, memleket, ülke, devlet gibi vatanseverliğe dair kelimeler geçen yüzlerce hutbe var. Siteye yüklenmemiş hutbelerde de arama yapmak mümkün olsaydı sayı binleri hatta on binleri bulur.
Hutbelerin yanı sıra hemen her imam namazdan hemen önce verdiği vaazda veyahut hutbenin devamında bilhassa terör olaylarının yaşandığı dönemlerde terörü lanetler ve vatan sevgisine dair sözler sarf eder. İmamlar bazen konuşmalarına zulüm gören diğer Müslüman toplumlarını da eklerler. Mesela son dönemde Gazze için çok dualar ve katil İsrail için çok beddualar edilmektedir.
2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre 15 milyon vatandaş Cuma namazı kılarmış. Rakamın son 10 yılda pek değişmediğini farz edersek nüfusun beşte biri (sadece erkekler kıldığı için erkeklerin yaklaşık beşte ikisi) haftada en az bir kez camilere uğruyor. Yani 15 milyon insan belli aralıklarla vatanın kudsiyetini sürekli olarak imamlardan duymuş oluyor. Dahası cephedeki askerler ve dünyanın diğer diyarlarında zulüm gören Müslümanlar için el açıp dua ediyor. Din ve devlet düşmanları içinse beddualara “Amin” diyor. Aynı anda 15 milyon insan… Bir kere değil defalarca…
Geçen cumaya geri dönersek, o gün farkına vardım ki camiler halk arasında vatan/millet sevgisinin canlı kalması gibi bir vazife de görüyorlar. Bu vazife normalde okullarda öğrencilere kitap yoluyla ve öğretmenlerin telkiniyle yapılır. Ancak öğrencilik bitti mi bilinçlendirme de biter. Fakat camilerde çocuklardan 80 yaşındaki vatandaşa kadar vatanperverlik aşılanmaya devam edilir. Böylelikle halka sadece imani konular ve ahiret inancı değil ülkeye sahip çıkmanın kıymeti de öğretilmiş olur.
Dolayısıyla camiler bir ibadethaneden, imamlarsa bir din adamından daha fazlasıdırlar. Vatan savunması bağlamında bir okul gibi insanları eğitmekte, bilinçlendirmekte ve sevdirmektedirler. Belki de doğal olarak, yani hiçbir talimat alınmadan ortaya çıkan bu görünmez vazife sayesinde ülkenin bütünlüğüne sahip çıkma güdüsü ve halk arasındaki kardeşlik daha da pekişmiş oluyor.
Doğrusu sürekli olarak ibadet amaçlı ziyaret ettiğimiz camilerin böyle bir özelliğinin olduğundan çoğumuz farkında değiliz. Belki de Diyanetin bizzat bu hususta bir farkındalık oluşturması iyi olacak. Bu sayede, şayet birisi Diyanetin bütçesi şu kadar derse camilerin bu pek kimsenin fark etmediği faaliyeti de anlatılsın. Kim bilir kaç kişi hutbeler ve vaazlar sayesinde ülkesine düşmanlık beslemekten vazgeçmiştir veyahut dağa çıkıp askere kurşun sıkmamıştır. Üstelik bu paha biçilemez hizmet ücretsiz yapılmaktadır.
Şayet bir gün savaş çıkarsa imamın arkasında saf tutan halk devletinin arkasında da duracaktır. Vatan için kendi canını, çocuğunu, malını ve kendine ait başka ne varsa feda etmekten çekinmeyecektir. Çünkü ona camilerde böyle öğretildi.
Son olarak cami müdavimlerinden vatan haini çıkmayacağı sonucuna da varabiliriz. İstisnalar elbette olacaktır (ki onlar bu hainliği başka yerlerden edinmiştir) ama vatan sevgisini imandan bilen bir cemaat kendi devletine ve milletine zarar vermez. Asıl korkulması gerekenler camiler üzerinden dini değerlerle değil milli değerlerle savaşanlardır. Camileri korumalı ve sahip çıkmalı. Var olsun camiler.