Kötülerin gölgesi olmaz
Kötülerin gölgesi olmaz
HÜSEYİN ÖZTÜRK
Yazının başlığı, bozkırın baba tezenesi Muharrem Ertaş’ın sözlerini yazdığı ve okuduğu, oğul Neşet Ertaş tezenenin de seslendirdiği ve tanıttığı Kırşehir yöresine ait “Dinek Dağı Yeni Geldim Gurbetten” isimli türküden.
İnsanı insan eden irfani değerleri taşıyan türküler, esasında bu toprakların birer destanıdırlar ve söz gücünün ortaya koyduğu dersler niteliğindedir.
Türkünün güftesi, günümüzdeki kaypaklığa, menfaatlere göre dönen fırıldaklıklara, vefasızlıklara, ihanetlere, hırslara, tamaha ve bilumum gayri insaniliğe pes diyor. Söze bakalım:
“Dinek dağı yeni geldim gurbetten,
Başım halas bulmaz kazadan beladan,
Adama kemlik mi gelir Mertoğlu mertten
Kötülerin gölgesi olmaz dalı olmaz.
•••
Yiğit olan ata biner atlanır,
Yiğit olan her cefaya katlanır,
Yiğit gölgesinde yiğit saklanır
Kötülerin gölgesi olmaz dalı olmaz.
•••
Meydanda deşinir yiğidin atı,
Her nere gitse de söylenir methi,
Altına batırsan iyi olmaz kötü,
Aslı kara demir mücevher olmaz”.
Bu zaviyeden önce siyasetteki fırıldaklıklara bakalım. Hangisinde mertlik, yiğitlik, adam gibi adamlık var? Kim kimlerle hangi çıkarlar için yol yürüyor? Kim kimi aldatıyor, kim kimden nemalanıyor? Bunun gibi soruları çoğaltmak mümkün.
Siyasette, dünyalık ganimetler fırtınasının estiği meydanda. Özellikle muhalefete bakalım, memlekete dair tek dertleri var mı? Var olan dertlerinde de çıkardan başka ne var?
Bunu görmemek için kişinin yahut kişilerin aptal olması lazım. Gerçi günümüzde aptala yatmak da siyasi bir eylem haline geldi. Hatta belki de rakipsiz bir eylem denilebilir.
Muhalefet kanadında da iktidar kanadında da nice fırıldak kimseler; mert insanları, doğru insanları, yiğit insanları aldatıyor, kandırıyor ve yükünü tutuyor. Bunlar da bilinip durulmakta.
Esasında bu vaziyet sadece siyasette değil, hayatın bütününde, hem de neredeyse saat başı yaşanmaktadır. Aileden tutun da sokağa çıktığımız andan itibaren çarşıda, pazarda, işte böyle nice fırıldaklıklarla karşılaşmaktayız.
Bu vakıayı da dillendirmeli ki, mert olan devlet yöneticilerimiz, kötülerin gölgelerine dikkat etmeli, işi, gücü, enerjiyi, memleketi, milleti, kötülerin ‘olmayan gölgesine’ bırakmamalı.
Ezeli olanla bağını koparan kişiler, nerede olursa olsun, bulundukları her yerde ihanete meyillidirler, çünkü aidiyet ve mensubiyet duyguları kalmamış demektir. Bu bir arazdır.
İşte böylelerinin gölgesi olmaz. Gölgesi olmayanın aslı da olmaz. Gelin görün ki, olup bitenlere baktığımızda ülkenin gündemini gölgesi olmayan kötüler belirlemektedir.
Tabii bu arazın bir adı da nankörlüktür. Malum “nan”, Farsça “ekmek” demektir. Önüne körlük geldiğinde “nimete körlük” anlaşılır. Nimete körlük ise; Allah’ın verdiği tüm nimetlere karşı inkâr, şirk, isyan içinde olmak demektir.
Nankörlük, gözünü gerçeklere kapatıp, dünyayı karanlık gördükten sonra sadece kendisinin aydınlatacağına inanma hastalığıdır ve tedavisi imkânsızdır. Bunlardan korunalım.