• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
TÜM YAZILARI

Duygu alanımızı inşa etmek

13 Ocak 2026
A


Hüseyin Öztürk İletişim: [email protected]

Duygu alanımızı inşa etmek

Hüseyin Öztürk

İnsan kulaktan beslenir derler. Kulaktan göze, gözden kalbe inen beslenme, kişiyi doğruya ve güzele sevk ediyorsa mesele yoktur.

Eğer kulağa geleni, göz geldiği gibi görüyor, görüleni kalp herhangi bir irdelemeye tabi tutmadan olduğu gibi besliyorsa, o kulağa da göze de kalbe de yazık.

Günümüzde her sabaha, akla hayale gelmedik hadiselerle uyanıyor ve bize ne sunuluyorsa, olduğu gibi algılayıp, bir de posta müvezziliği (dağıtıcılığı) yapıyorsak; kulağımız, gözümüz ve kalbimiz başkalarında kirada demektir.

Geçtiğimiz gün, Prof. Dr. Sadettin Ökten hocamızın; memleket ve millet sevdasıyla donanmış pırıl pırıl gençlerden oluşan doktora ve yüksek lisans öğrencileriyle icra ettiği Osmanlı Musiki Tarihi üzerine programa katıldım.


Sadettin hocamızın insan ve medeniyet kavramı ölçüsünde, kişinin ruhunu olgunlaştıran; iyiliğe, güzelliğe, doğruya sevk eden musikinin her türlüsüne dair müktesebatı oldukça geniş ve “işte müzikten bu anlaşılmalı” dedirtiyordu.

Konuşmasının bir yerinde bugünkü yazı başlığı zihnime yerleşti: “Duygu Alanımızı İnşa Etmeliyiz”. Harika bir tespitti.

Öyle müzik çeşitleri var ki, kişiyi meyhaneye de götürür, camiye de. Tercih; kulak, göz ve kalbin sahibine aittir. Geçelim.


Bizim medeniyetimizde, taşı bile insanla konuşturan ruhlar vardır. Taşı konuşturan usta, öncelikle ruhunu imar etmiş demektir.

Bir toplumun düzenli yahut düzensiz hayatı, insanların duygu alanlarının nasıl inşa edildiği ile ilgilidir. Şehirler de kurumlar da bu inşa insanlarıyla yönetilir.

Ancak bugün garip ve hazin bir çelişki girdabındayız. İnsanı anlamaya çalışmıyoruz, onu sadece çalışması gereken robot olarak görüyoruz.

Duygu alanları ihmal edilmiş, sadece çalışıp-çalışmadığı ile ölçülen, bu yüzden de yorgun kimselerden başarılı sonuç beklemek, kişilerin kendilerini aldatmaktan öte geçmez.

İnsanın duygusal bir varlık olduğunun unutulması, maddecilik hastalığının belirtisidir. Bu sebeple duygu çöküşünün, idrak kaybına sebep olduğu görülemez.

Bu manada yıllardır eksikliğimiz, insan ve sermaye yetersizliği değildir.


Esas kaybımız, dünyaya hangi amaçla geldiğimizi unutarak, duygu alanımızı inandığımız değerlerle inşa edememek veya inşa edilmesine müsaade edilmemesidir.

İnsan robot bir mekanizma değildir. His, duygu, düşünce merkezli bir varlıktır. Duyguları felç edilmiş insanlardan idrakli ve akıllı iş ve başarı beklenemez.

Modernite insanın matematikle yönetilmesini emreder. Maalesef sır bu yüzden matematiksel başarılar mükâfatlandırılmaktadır.

Yalnız nedense bu başarıdaki insanın; duygusal bir varlık olduğu unutulup, kişinin hız ve haz çağına heba edildiği görülmemektedir.

Ezcümle:

İnsan kalmayı unuttuğumuz şu zamanda hepimizin kulağına, gözüne ve kalbine üflenen; “Hangi yolla olursa olsun daha çok kazan daha çok tüket” mesajıdır.

Ve haliyle şunu unutmaktayız. Duygu alanlarımızı inşa etmeyi!

Bugünün fotoğrafı şudur: Büyüyen şehirler, büyüyen kurumlar ve küçülen insanlar...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23