• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Hüseyin Acarlar
Hüseyin Acarlar
TÜM YAZILARI
18 Ocak 2021

İnsanlığın Sayısal Lotosu

”…Yeni despotizmin neye benzeyeceğini hayal ediyorum. Birbirine benzeyen, “eşit” insanlar görüyorum küçük ve sıradan hazlar peşinde, hiç dinlenmeden kendi etraflarında dönüyorlar. İçlerini, ruhlarını dolduruyorlar bu hazlar ile. Her biri ötekilerle arasına bir mesafe koymuş, onların başına gelen şeylere kayıtsız, yabancı gibi. Çocukları ve yakın arkadaşları onun için bütün insanlığı teşkil ediyor. Kendi ülkesinin vatandaşları? Hemen yanındalar ama onları görmüyor. Dokunuyor ama neredeyse hissetmiyor. Sadece benliği var ve benliği için var. Elinde bir aile kaldıysa bile artık vatanı yok. Onun bu bireysel hazlarının sürmesini garantileyen devasa bir güç yükseliyor üzerinde…” 

(Alexis de Tocqueville. “Amerika’da Demokrasi” Yetkin Basım yayıncılık.1994)

Batının İlk Rönesans ontolojisi, zaman mekân ve özneyi bütün katmanlarıyla anatomi, optik, matematiksel formüller nirengisinde rakamlarla ölçmeye dayalı merkezî perspektifle dokudu.

Antik Çağ filozofu Pisagor’un “rakamlarla insanlar arasında doğrusal ilahi bir orantı vardır bağlantısı” Rönesans’ta Leonardo di ser Piero da Vinci’nin matematiksel soyutlamanın, mistik ya da entelektüel gücün sembolü olarak altın orana (1,16) açılımıyla; sanattan mimariye, güzellikten edebiyata kadar her alanda rakamları yücelten bir akla tekabül etti. Eskiye dair her şey skolastik denilerek reddedildi. Artık ölçülebilir bir dünya vardı ve mutlak hakikat zannedildi. Onun için John Locke'un bilim tarifi kutsandı.

Hacmi ve ağırlığı ve ölçüme dayalı olan bilimseldi ve hakikatti. Gerisi zinhar yobazlıktı. İngiliz John Locke ‘un bu tarifi bizim akademinin temelini oluşturur. Onun içindir ki bu tornadan geçen üniversite akademiyamız için bunun dışındaki her bilgi ilmi değildir. Ayni bilim insanları (!) garip bir çelişki ile hacmi ve ağırlığı hakkında en ufak bir bilgi sahibi olamadığı ve esasta ölçemediği zekâyı ise kabul eder.

Tıpkı Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi tabelasını hastane girişlerine asıp içerde “ruh yoktur” diyen naif tıbbiyemiz gibi.

Tıpkı güzelliği kilogram ve santimetreler cinsinden ölçüp, kadınları en güzelden en çirkine doğru podyumlarda dizebilme (!) estetik anlayışı gibi.

Güzelliği fehmedemeyenlerin onu ölçmeyi vehmetmesi, sömürge rakamı fazla olan Devleti güçlü saydı ve insanları homo-economicus (ekonomi insanı) ilan etti. Bu Rönesans cebinin şişkinliği ile bütün değer yargılarını resetleyip insanı yeniden formatladı. Şimdilerde ekonomik insan(Homo economicus) , miadını doldurdu. Yeni trend artık sapiense!

Hükümdar adaletinin ilâhî adaletin tecellisi ile aynı sayıldığı dönemlerden burjuvazinin adaletine sığınılan süreç disiplinel topluma evrilmeydi. Kant, Hegel ve öncesinde Goethe hariç bütünüyle neredeyse tüm batılı filozoflar bu süreci kutsadı. Boulogne Ormanı’nı cesetle dolduran Fransız Burjuvazi Devrimi Fransız İhtilali, halkı kandırarak halk ihtilali adına halkı adam etme(!) yolunu keşfetmişti. İhtilal sağ olarak kodlandı.

Karşısında Karl Marx’ın “makbul işçi” tarifi türedi. Proletarya diktası ve sınıfsız toplumu, işçi sınıfı sayısal olarak güçlenerek yüceltecekti. Düzene yanaşık herkes devrim muhalifi olarak öldürülmeyi hak ediyordu (!). Tıpkı Fransız ihtilali gibi. Tarih bunu sol yumrukla kodladı…

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde saçının rengiyle, ölçülebilen kafatasıyla, sayıların çok olduğu Nazi hayali Führer Hitler’in “Üçüncü Reich (imparatorluk)” faşizmi olarak kodlandı…

Birincisi Kutsal Roma Cermen İmparatorluğuydu.
İkincisi Otto von Bismarck'ın 1871′de Alman şansölyesi olması ile başlayan ve II. Wilhelm'in I. Dünya Savaşı'ndaki yenilgisiyle sonuçlanan, Prusya önderliğindeki Alman İmparatorluğuydu.

Ve bir diğer Alman sosyolog Max Weber olanı biteni açıklıyordu:

“Hangi politik sınıfın muzaffer olacağı önemsiz. Bizi bekleyen bahar çiçekleri değil soğuk, karanlık bir kutup gecesi. Hiçbir şeyin olmadığı yerde sadece imparator değil proletarya da kaybeder. Ahlâkî kaygıların yerini teknik/ticarî kaygıların aldığı bir dünyada yaşıyoruz. Vicdanların, inançların, kahramanlıkların ve manaların yok olduğu bu dünyada akıl yok artık, hesap var”. (Meslek dersleri/the vocation lectures)

Adaletin yerine kâr/zarar hesabı. Yani yine rakamlar…

Yeryüzünde sayısal olarak ne kadar sapiens varsa hizmet ettiği sürece kavm-i necibe o kadar karlı ve değerli olacaktı. Ve bir kutsal kavram (!) yöntemi izhar ediyordu. Globalleşen köy; dünya ve Küreselleşme ya da birleştirerek yeni bir kavram glokaziasyon…

Farklı dil, din ve kültürlerin yok edilerek glokazisayon asimilasyonun taşıyıcı kolonu popüler kültür ikonlarıyla pazar genişlemesi; giyim, yemek, müzik, sinema, televizyonun içi içe yansıtılabildiği özgür dünya (!) yani dijital dünya.

Tek tip ve kontrol edilebilir ve korkutulabilir ve dönüştürülebilir tek dünya devleti ve tek dünya toplumu tüketim kölesi insanlık...

İnsanlığın Para ile kurduğu bu sapık ilişki finansının ruhban sınıfı dijital dünyanın gücünü elinde tutan şirketler. Birer tüketim nesnesine dönüştürülmüş doyumsuz kölelerin (tüketicilerin) insanî değerlerinin yerine, firmaların çıkarlarının aldığı rakamlardan kurulu hesap dünyası. Ne kadar çok ölçme o kadar rakam, o kadar para.

Devleti oluşturan unsurların; kamunun, yerel idarelerin, üniversitelerin, güvenlik ve yargının “otonom” halde internet üzerinden şirket devletlere bağımlı olması bütün devletlerin önünde en büyük tehlike.

Milleti zihinsel illüzyonlarla teslim alan, Devletleri ve iktidarları ekonomi sopasıyla acımasızca döven, Devletlerin en büyük düşmanı, terörizmin en dik, en pervasız en alası bugün bu soysuz düzen, sapiens düzeni. İnsani değerler (merhamet, yardımlaşma, birlikte yaşama ve birlikte üretme gibi) Doğa, sağlık ya da adalet gibi ölçülemez değerler ile rekabette kaybeden değerler olacaktır. Kamunun hizmet üretimi gittikçe sayısallaşan, ölçülebilir hedeflere indirgendikçe bu kurumlar insanî biçimde düşünme / yargılama /doğruyu seçme yetilerini kaybedecek, yerini gösterge tabloları alacak. Rönesans diye anlatılan dönemin yani modernizmin sonucu bu veledi zina…

Oysa Matematikte ölçme en ve boy ve rakamlardan ibaret değil -Pisagor’a atıfla- önemli olan derinliktir. Derinlikten yoksun her ölçme yuları elinde tutana göre şekil alır.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

NE ÖNEMİ VARKİİİ

Sözde genel başkanın partisi taciz ve tecavüzü meşrulaştırmış. Terörü ve terörizmi de meşrulaştırdılar sözde il başkanları üzerinden sırada ne var
  • Yanıtla

DELİ EMİN

Dinime imanıma benim aklıma gelmişti resimli radyo. Hele bir düşünün kahrolsun bağzı şeyler insanlığın sayısal lotosu dahada geliştirile bilir üzerine kitap yazılır 90-60-90 değilsen kadın değilsin hatta insan bile değilsin farzetki 90-60-90 sende var kaç santinsin inanıcın ne zekan ne kadar daha neler neler
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23