• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Yavuz’un çok önem verdiği Koçhisar zaferi 4 Mayıs 1516

06 Mayıs 2023
A


Halit Kanak İletişim:

“Koçhisar zaferi, Yavuz Sûltân Selim Hân’ın Memlük seferi sırasında kazanılan önemli bir zaferdir. Bu zaferle Güneydoğu Anadolu’da Akkoyunlu topraklarına sahiplenmeye çalışan Safevî direnişi tamamen kırılmış, sökülüp atılmıştır…”

23 Ağustos 1514’te şu anda İran topraklarında kalan Çaldıran’da Şâh İsmail’in Safevî Ordusunu hezimete uğratan Yavuz Sûltân Selim, yaklaşan kış sebebi ile önce Amasya'ya, oradan da Mısır Seferinin hazırlıklarını yapmak için İstanbul'a döndü.

Fakat İran topraklarını boşaltmış olmasına rağmen, barış imzalanmadığı için cephede ordu bırakmak gerekiyordu. Yavuz da öyle yaptı. Bayburt ve Kemah’ta Safevî’lere karşı başarı gösteren Bıyıklı Mehmed Paşa’yı bölgede bıraktı.

Diğer taraftan Çaldıran’da yenilgiye doymayan Şâh İsmail de, Osmanlı Ordusunun bölgeyi boşaltmasını fırsat bilerek, eniştesi olan Ustaclu Kara Han komutasındaki bir orduyu, Safevî Garnizonunu kovarak şehri Osmanlıya teslim eden Diyarbakır halkı üzerine sürerken, Nur Ali Halife komutasındaki ikinci bir orduyu da Tunceli taraflarına gönderdi.

Bıyıklı Mehmed Paşa önce Tunceli’ye yönelerek Ovacık Tekir Yaylasında ani bir baskınla Nur Halife ve ordusunu ortadan kaldırdı. Bölgenin İdaresini Pir Hüseyin’e bıraktıktan sonra Bayburt’a çekilmişti ki, Ustaclu Kara Han’ın Diyarbakır’ı kuşattığı haberini aldı.

Durum böyle olunca Bıyıklı Mehmed Paşa’ya Diyarbakır’a geç talimatı geldi. O da Bayburt’tan ayrılarak Diyarbakır’a yöneldi. Yetmedi, Karaman Beylerbeyi Hüsrev Paşa da yardım için bölgeye gönderildi. Hüsrev Paşa, Bıyıklı Mehmed Paşa ile buluşmadan önce Harput’u da alarak Osmanlı Topraklarına katması memnuniyetle karşılandı.

Ayrıca bölgede önemli bir şahsiyet olarak halkın gönüllerinde yer almış, ilim ve gönül ehli İdris-i Bitlis’i Hazretleri de Kürt aşiretlerinden topladığı beş bin kişilik bir kuvvetle eylül başlarında Kara Köprü civarında Bıyıklı Mehmed Paşa’ya katılmış bulunuyordu.

Diyarbakır kuşatmasındaki Ustaclu Kara Han ise hem Bıyıklı Mehmed Paşa’nın, hem de Hüsrev Paşa’nın üzerine geldiğini duyunca, kendisinden üstün durumda olan Osmanlı Ordusu ile çarpışmayı göze alamayarak Mardin’e çekildi. Ancak, Diyarbakır’a uğramadan peşine takılan Bıyıklı Mehmed Paşa’dan kurtulmak için bu seferde Mardin’den çıkarak Sincar’a çekildi.

Bu arada Bıyıklı Mehmed Paşa Yavuz’dan gelen bir fermanla Diyarbakır Vâlisi olarak atandığını öğrendi. Fakat kasım ayı da gelip çatmıştı. Emrindeki bir takım Kürt Beyleri de ayrılmak isteyince Mehmed Paşa kışlamak üzere Diyarbakır’a döndü. Sincar’a kaçan Kara Han ise Osmanlı kuvvetlerinin çekildiği haberini alınca kuvvetleriyle tekrar Mardin'e geldi. 

Bu harekât cephenin kaderini belirleyeceğinden iki komutan da oldukça temkinli davranıyordu. Osmanlı ordusu Diyarbakır'da, Safevi ordusu da Mardin'de karargâh kurup beklemeye başladı. Ancak Şâh İsmail boş durmadı, eniştesine yardım için bir taraftan Bağdat Vâlisi Kangırıl Sûltân ve Çuka Sûltân gibi önemli komutanlarını gönderirken, diğer taraftan Hemedan Vâlisi Yegan Bey’i de Mardin’e sevk etti.

1516 yılı bahar ayı gelince Bıyıklı Mehmed Paşa da harekete geçmek istedi. Önce iki bin kişilik bir süvâri birliğini Çerkez Hüseyin Bey komutasında Ustaclu Kara Han’ın üzerine göndererek Safevî Ordusunu üzerine çekmek istedi. 

İdris-i Bitlis’i Hazretlerinin karşı çıkmasına rağmen birlik yola çıktı ancak Kara Han’ın tuzağına düşerek büyük zayiat verildi. Bıyıklı Mehmet Paşa bu duruma çok üzüldüyse de ok yaydan çıkmıştı. Diyabakır'da önemli sayıda kuvvet bırakarak Ustaclu Kara Han'ın üzerine yürüdü.

İki ordu Mardin’in 15 km, güneybatısındaki Koçhisar yakınlarında Dede-Kargın sahrasında karşılaştı. Tarihler 4 Mayıs 1516’yı gösteriyordu. Sahrada güneş iki mızrak boyu yükselmişti ki, Ustaclu Kara Han’ın komutasındaki Safevî sol kanadı, Hüsrev Paşa’nın komuta ettiği Osmanlı’nın sağ kanadındaki sipahi birliklerine çok sert şekilde taarruza geçti.

Hemen akabinde Kangırıl Sûltân ile Hüseyin Bey de Osmanlının sol kanadına bindirme yaptı. Bu kanadı savunan aşiretlere komuta eden Pir Hüseyin geri çekilmek istedi ancak aşiret beylerinin gayretleriyle toparlayarak atağa geçti. 

Diğer taraftan; başta Hüsrev Paşa'nın kanadı da zor durumda kaldıysa da çabuk toparlanarak Ustaclu’yu çembere almayı başardı. Karahan’ın her çemberi yarma girişimi tüfekli yeniçerilerin ateşiyle geri püskürtülüyordu. Ortalık toz dumana bürünmüş yeniçerilerin tüfek sesleri, kılıç-kalkan seslerine karışmıştı.

Her iki taraf da üstünlüğü ele geçirmek için canla başla vuruşuyordu. Bu durumda taarruz planları da altüst olmuştu. Öğlene doğru Osmanlı ordusundaki askerlerin daha düzenli ve kazanmak azminde oldukları göze çarpıyordu. Hem daha az zayiat veriyorlar, hem de karşı tarafa göz açtırmıyorlardı.

Bu durumda Ustaclu son kez kuşatmayı yararak çıkmak istedi. Olanca gücüyle ileri atılmıştı ki, başından yediği bir kurşunla atından yuvarlandı. Ardından başı kesilerek mızrakla teşhir edilince Safevî ordusunda çözülme başladı.

İkindiye doğru kesin zafer elde eden Bıyıklı Mehmed Paşa, Ustaclu Kara Han ile Çuka Sûltân’ın başlarını Mısır seferi için yolda olan Yavuz Sûltân Selim’e gönderip bir nevî tekmil verdi. Ve yarım kalan Mardin kuşatması için Mardin’e yöneldi. Ancak Yavuz, Bıyıklı Mehmed Paşa’yı Memlük seferine çağırdı.

Bölgede artık Safevî tehlikesi kalmadığı için Mehmed Paşa kuşatmada bir miktar asker bırakarak 3 Ağustos 1516'da Malatya ovasındaki padişahın ordusuna intikal etti.

24 Ağustos 1516’da Merc-i Dâbık zaferinde Osmanlı Ordusunun sol kanadında Vezir Yunus Paşa’nın komutası altında Yavuz’un Kayınbabası Kırım Hân’ı Mengli Giray’ın iki oğlu Saadet ve Mübârek Giray’larla birlikte üstün yararlılıklar gösterdi. Sûltân Kansu Gavri yenilgiye uğratılınca Bıyıklı Mehmed Paşa Halep’ten ayrılarak yeniden Mardin’e döndü.

Mardin’deki son durum şöyleydi. Şehir halkının anahtarları teslim etmesiyle Mardin alınmış, ancak şehri savunan Ustaclu Kara Han’ın kardeşi Süleyman Bey de, garnizonunu çok daha sağlam iç kaleye çekmiş savunmasına devam ediyordu.

Bıyıklı Mehmet Paşa'nın da kuşatmaya yeniden katılmasıyla çatışmalarda şiddetlendi. Yeni gelen toplar peş peşe patlıyor surlarda gedikler büyüyordu. Kale fazla dayanamadı ve 7 Nisan 1517’de düştü.

Bu kuşatmanın başarıyla sonuçlanmasının ardından Safevilerin bölgedeki hâkimiyetleri bitti ve akabinde Urfa, Rakka, Sincar, Cizre gibi kaleler savaşmadan teslim oldu. Hasankeyf ile Musul garnizonları ise zor kullanılarak teslim alındı.

Bu seferlerde ele geçirilen yerler Osmanlı Türk himayesinden bir daha çıkmadı. 16'ncı yüzyılda kısa süreliğine Musul kaybedilse de hemen geri alındı ve I. Dünya Savaşı’na kadar da bizde kaldı. Hâlen kadim Türk şehri olarak varlığını sürdürmektedir.

Bıyıklı Mehmed Paşa; âdil, disiplinli, tedbir sahibi bir devlet adamıydı. İran Sarayında casuslar bulundurur ve Safevîler’in her hareketini devamlı şekilde takip ederdi. 

Diyarbakır halkı tarafından şehrin fâtihi olarak anılan Bıyıklı Mehmed Paşa’nın Diyarbakır’da inşa ettirdiği bir camisi vardır. Kubbesinin kurşunla kaplı olmasından dolayı Kurşunlu Cami olarak bilinir. Bu caminin imam, hatip, müezzin ve müstahdemlerinin maaşlarını ve çeşitli giderlerini karşılayabilmek için ayrıca bazı vakıflar da tahsis etmiştir.

24 Aralık 1521 tarihinde vefât edince bu caminin haziresine defnedilmiştir. Mekânı cennet olsun inşaallah..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Osmanlı olmasaydı...bizde böyle diyelim

onlar görevlerini yaptı,şehitlerimizin can verdiği topraklara şimdi cehape özerklik verecekmişşş ! ne işimiz var Suriyede diyen kılçık adam ve avanesi, İslamın nurunu taşıyamaz..ne varsa Osmanlıda vardı,, onuda hazmedemediler, İSlamın son kalesi rakıcılara teslim edildi..Ah Osmanlı

... 550 yol önce defetmiştik, haydi bugün bir daha!

memlükler en sonunda yapıp safevi...larla iş tuttular; bu durumda Yavuz Sultan Selim jilet gibi kazıdı tümünü birden; aha yoksa Türkiye de tümüyle  kemaldi şimdi ha!
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23