• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI

Killigil silah fabrikasının havaya uçurulması ve Nuri Paşa’nın şehâdeti (2 Mart 1949)

02 Mart 2024
A


Halit Kanak İletişim:

2 Mart 1949 Çarşamba günü ikindiden sonra saatler 17.10’u gösterdiğinde İstanbul-Sütlüce korkunç patlamalara sahne olur. Patlamalar iki gün boyunca kesilmez. Ortalık savaş alanına dönmüştür. Patlamanın olduğu ve tamamen yıkılan hacimli binanın bir silah fabrikası olduğu anlaşılır. Üstelik bu fabrika, Osmanlı’nın kudretli Harbiye Nâzırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın öz kardeşi, Afrika Grupları Komutanı, Kut’ül Amâre’de İngiliz Ordusunu teslim alan Halil Paşa’nın öz yeğeni, Kafkas İslâm Ordusu Komutanı, Bakü Fâtihi Nuri Killigil Paşa’ya aittir.

Patlamalar durduğunda yapılan hasar tesbit çalışmalarında Nuri Paşa dâhil 28 kişinin vefât ettiği anlaşılır. Nuri Paşa’ya ait bir ayakkabı teki, not defteri, parçalanmış bir kravat ve onun olduğu iddia edilen bileğinden kopuk bir el bulunmasına rağmen, Paşa’nın cesedine ulaşılamamıştır. Yüzlerce metre etrafa saçılmış ceset parçaları tek tek toplanır. 

Bulunan işçilerin cenâzeleri; İçişleri Bakanı Mehmet Emin Erişirgil, Çalışma Bakanı Reşad Şemsettin Sirer, İstanbul Savcısı İhsan Köknel ve Nuri Paşa’nın eniştesi Orgeneral Kâzım Orbay’ın hazır bulunduğu törenle 7 Mart 1949’da Bayezit Camii'nden kaldırılarak Edirnekapı Şehitliğine defnedilir.

Patlamadan günler sonra Haliç’te bulunur Nuri Paşa’nın parçalanmış vücudu. Bu kez de hükümet cenâze namazı kılınsın istemez. Çünkü günlerce İstanbul bu patlamaya ilişkin âdeta çalkalanmaktadır. Onlarca senaryo ağızdan ağıza dolaşmaktadır. Cenâze namazı için bir araya gelecek kalabalığın ne yapacağı belli olmaz. Bu yüzden Nuri Paşa, bulunduğu şekliyle Edirnekapı’ya mesâi arkadaşlarının yanına defnedilir. 

Bunun için zamanın İstanbul Müftüsü büyük âlim Ömer Nasûhi Bilmen Hoca’dan da, bulunduğu şekliyle elbiseleri ile defnedilmesi konusunda bir fetvâ alınmıştır. Böylece Nuri Paşa’nın şehâdeti tescil edilmiş olur. Çünkü ancak şehitler elbiseleriyle ve cenâze namazı kılınmadan defnedilebilmektedir…

PATLAMAYA GİDEN SÜREÇ VE GELİŞMELER

Nuri Paşa, patlamanın olduğu gün hanımı Mısır Prenseslerinden Misli Melek Hanım’ı Yeşilköy’den Kâhire’ye yolcu etmiş, şoförü kendisini Sütlüce’deki fabrikaya bırakmıştı. Aslında Kâhire uçağı 11.00’de kalkması gerekiyordu. Ancak rötar yapan uçak, saat 15.00’te uçabilmişti. Hanım’ı; üç yıldır görmediği prenses annesi İffet Hanım’ı ve babası Mehmet Ali Bey’i çok özlediğini söyleyerek Mısır’a gitmek istemiş, işlerin yoğunluğundan bu seyahat sürekli ertelenmişti. 

Sonunda Nuri Paşa hanımını yalnız göndermeye karar verir. Çünkü bu arada İsrail devleti kurulmuş, Arap-İsrail Savaşı başlamıştı. Nuri Paşa’nın silah fabrikasına talepler had safhaya çıkmıştı. Nuri Paşa özellikle Suriye ve Mısır’dan almış olduğu yüklüce havan topları, uçak bombaları ve patenti kendisine ait olan 9 mm.’lik tabanca siparişlerini yetiştirmek istiyordu. Türkiye Tekel İdâresinin vermiş olduğu 8 milyon adet kapsül siparişi de işin cabasıydı.

Bunun için de Yahudilerden tehdit dâhi almıştı. Ama; ömrü Libya Çöllerinde, Kafkas Dağlarında, Balkanlar’da savaşarak geçmiş, Birinci Dünya Savaşının her türlü ortamında bulunmuş, üstelik İstiklâl Madalyası sahibi Nuri Paşa için Yahudilerden gelen tehditler çok önemsiz şeylerdi. Aldırmadı üretime devam etti. Ancak tehditlere kulak asmayan Nuri Paşa’ya bu kez hükümet üzerinden Suriye ve Mısır’a silah satışı yapmaması noktasında ikâz geldi.

Nuri Paşa bu ikâza da kulak asmadığı gibi, Birleşmiş Milletler’in Suriye ve Mısır’a koyduğu silah ambargosuna rağmen (BM aynısını hep yapıyor) hem sevkiyatlara, hem üretime devam etti. Bu da başta Yahudiler olmak üzere emperyalist devletlerin dikkatini çekti. Mâdem Nuri Paşa durdurulamıyordu öyleyse farklı yöntemler denenmeliydi. Öyle de yaptılar. Fabrika bir daha üretim yapamayacak şekilde Nuri Paşa dâhil havaya uçurulacaktı. 

Patlamanın olduğu gün, fabrikada işçi olarak çalışan birkaç Mûsevî vatandaşın işe gitmediği söylenir. Nuri Paşa ise doğrudan havaalanına hanımını Kâhire’ye yolcu etmeye gitmişti. O’nun havaalanı dönüşünde fabrikada yangın çıkartılacak, yangın zâten barut ve kimyevi maddelerle dolu fabrikayı havaya uçuracaktı. Plan işlemeye başladı. Uçağın rötar yapması işi geciktirse de, ilerleyen saatlerde eylem başarıyla uygulandı.

Nuri Paşa, mesâiye devam eden 105 işçi ile çalışırken ilk yangının çıktığını haber alır. Fabrikadan hızla uzaklaşması gerekirken, bilhassa O, hassas malzemelerin olduğu kısımlara koşarak işçileri bölgeden uzaklaştırmış, pek çok kimsenin hayatını kurtarırken, kendi hayatını fedâ etmişti.

TBMM’de bazı milletvekilleri hükümete soru önergesi vererek, "Bu fabrikanın nasıl ve kimler tarafından havaya uçurulduğunun" açıklanmasını ister. Soru önergeleri Milli Savunma Bakanı Hüsnü Çakır, Çalışma Bakanı Reşad Şemseddin Sirer ve Başbakan Şemsettin Günaltay tarafından cevaplanmış, Milli Savunma Bakanı Hüsnü Çakır 18 Mart 1949'da gerçekleşen meclis görüşmelerinde şunları söylemiştir:

“Bu zâtın (Nuri Paşa’nın) son 1948 senesi zarfında Suriye için, Mısır için ve Pakistan için sipariş müsaadesi istediği doğrudur. Suriye ve Mısır için, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu memleketlere silâh ve mühimmat sevk edilmemesi yolundaki kararına binâen, Bakanlıkça kabul edilmemiştir. Yalnız Güvenlik Konseyinin Pakistan hakkında bir kararı olmaması hasebiyle Pakistan için senenin son ayında böyle bir sipariş müsâdesinin kabulünde bir mahzur görülmemiştir.”

Sonra söz alan Başbakan Şemsettin Günaltay da şu açıklamayı yapmıştır:

“Umumi ve süratli bir teftişin ağır ve ezici mesuliyetinden vareste bırakılan bir kısım memurlar da tamamiyle lâkaydiye (umursamazlık) sürüklenmişlerdir. Bu hâdiseye el koymuş olan adalet teşkilâtı vazifesini ifa edecek ve fâciaya sebep olanları meydana çıkararak şüphesiz cezalarını verecektir. Fakat bunun hâricinde bâzı dairelerde, kânûnların kendilerine tahmil etmiş olduğu (yüklemiş olduğu) vazifeleri hakkiyle ifâ etmeyenlerin veya ihmal edenlerin bulunduğu anlaşıldığından bunlar hakkında bakanlıklarca esaslı ve ciddî tetkikler yapılacaktır. Lâkaydi gösterenlerin, vazifelerini ihmal edenlerin meydana çıkarılmasını arkadaşlarımdan rica ettim. Bu hususta tetkikata başlanmıştır. Şüphesiz bunlar da cezalarını göreceklerdir. Aynı zamanda bu mahiyette bulunan müesseseler de sıkı bir surette teftiş edilerek gerekli şerâiti hâiz olmayanların faaliyetlerine son verilecektir.”

Bâzı milletvekillerin ısrarı sonucu Başbakan bu açılamalarla yetinilmeyeceğini bildiğinden, gizli oturum ister. Konu, Nuri Paşa’nın cesedinin Haliç’te su üzerine çıktığı gün olan 23 Mart 1949’da kapalı celsede yeniden gündeme gelir. 16 Ocak 1949’da kurulan 18. Hükümetin Başbakanlık makâmında bulunan ve TBMM kurulduğundan beri milletvekili olan Şemsettin Günaltay ağır adımlarla kürsüye gelir. Konuşmasını bitirdiğinde yaptığı açıklamalar kayıtlara devlet sırrı olarak girer.

Ve o güne kadar İsrail’in kuruluşunu tanımayan ülkemiz bu patlamanın ardından İsrail’i tanıma kararı alır. Üstelik tanıma kararı, 23 Mart’ta yapılan Nuri Paşa ile ilgili gizli celsenin bir gün sonrasında ve Nuri Paşa’nın defnedildiği gün alınır. Tanıma; İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde Dışişleri Bakanı Necmeddin Sadak’ın himayelerinde 24 Mart 1949 tarihli ve 35970/115 sayılı Dışişleri Bakanlığının yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nun aldığı karar gereği gerçekleşir, 1 Nisan 1949’da resmî gazetede yayımlanarak yürürlüğe girer. 

Böylece 18. Hükümet İsrail’i 1 Nisan 1949 tarihinde resmen tanımış, ardından hükümetin el değiştireceği meşhûr 14 Mayıs 1950 seçimlerine 126 gün kala 7 Ocak 1950 tarihinde de Telaviv’de temsilcilik açarak resmi ilişki başlatılmış olur... 

SAVUNMA SANAYİMİZDE ÖNEMLİ ADIM...

Nuri Paşa, Mondros Mütârekesinin imzalanmasıyla çağrıldığı İstanbul’da İngilizler tarafından 1919’da tutuklanmış, Batum’a gönderilerek hapsedilmişti. Paşanın Batum’da cezaevinde olduğunu haber alan Azerbaycan Türkleri her şeyi göze alarak yüksek güvenli hapishâneden çok sevdikleri Paşa’yı kaçırırlar. Paşa, Erzurum’a Kâzım Karabekir Paşa’nın yanına gelerek Millî Mücâdeleye katılır. 

Nuri Paşa iyi bir asker olması nedeniyle silahlara aşırı bir düşkünlüğü vardı ve İstiklâl Savaşı döneminde Rus ve Ermenilerden ele geçirilen silahları ve malzemeleri Kars ve Erzurum'da mevcut imalathânelerin yanı sıra kurduğu atölyelerde canla başla çalışarak kullanılır hale getiriyordu. Bu konuyla ilgili ağabeyi Enver Paşa'ya 1 Nisan 1921'de yazdığı mektupta Erzurum’da iş ocağı nâmıyla metruk makineleri tamir ettirerek büyük bir imalathâne tesis ettirdiğini yazmıştı.

Savaştan sonra bunu geliştirmek istedi. Yakaladığı ilk fırsatta Zeytinburnu’nda 1933’te döküm, demir eşya ve soba yapmak üzere bir tesis kurdu. İsmi de “Zeytinburnu Demir Eşya Fabrikası” olarak konmuştu. Resmî olarak bu tip mâdeni eşyalar üretiliyor olarak görünse de asıl üretimi, Millî Savunma Bakanlığı’nın verdiği izinle yapılan tahrip kalıbı, gaz maskesi, tabanca, tüfek mermileri ve 81 mm.’lik havan topu mermisi gibi askeri malzemeler üzerine idi. 

Ayrıca, Atatürk’ün talebi üzerine 1934’te Yavuz Zırhlısının 34 adet topu için kanat emniyetli tapa üretimine de başlar. “Yavuz”; İngilizler’in, parasını kuruşuna kadar ödediğimiz “Sûltân Osman” ve “Reşâdiye” gemilerine el koymasından sonra, onların yerine abisi Enver Paşa’nın Almanlardan satın alarak donanmamıza kazandırdığı (tıpkı Patriot’lar verilmeyince S-400’leri aldığımız gibi) iki gemiden biridir. (Bu zırhlı gemi Atatürk’ün nâşını İstanbul’dan İzmit’e taşıyacaktır). Nuri Paşa işte bu Yavuz’un ihtiyaçları için severek kolları sıvamıştır. Başarılı olduğunda arkasından dağ topları için 24 bin tapa siparişi gelir. O da yetmez diğer gemiler için 11.000 mermi tedariki istenir. Nuri Paşa ürettikçe en iyisini yapma gayretine giriyordu. Bir müddet sonra da Türk Hava Kuvvetlerinin envanterinde olan Alman Heinkel uçakları için ilk parti 3719 adet uçak bombası yapımı işlerini alır.

Bu arada yeni fabrikasını Sütlüce’de “Sütlüce Metal Eşya Fabrikası” adı altında çoktan açmıştır bile. Türkiye’nin ilk özel savunma sanayi şirketi olan bu fabrika, ülkenin silah endüstrisinin öncüsü olmuştur. Yeni binaların ilâvesiyle 400 tezgah ve zaman zaman 500 kişiye ulaşan işçi sayısıyla, tamamen yerli silah ve mühimmatlar üretiliyor, bu mühimmatlar da Türkiye Cumhuriyeti’nin yanı sıra birçok devlete satılıyordu. Ayrıca Pendik’te bir lojistik merkezi kurdu, İzmir-Karaburun’da bulunan civa mâdenini işletmesini kiralayarak hammadde tedarikini sağladı.

Ürün çeşidine el bomba üretimi ile çizimini kendi yaptığı ve ismini verdiği “N” harfinin ortasına koyduğu ayyıldızımızla amblemini oluşturduğu yarı otomatik 9 milimetre çapında ve “Nuri Killigil Tabancası” diye bilinen silah kalite açısından döneminin çok ötesinde olmuştur. Hâlen İstanbul-Harbiye Askerî Müzede sergilenen bu tabanca İtalyanlar tarafından kopyalanarak 1980’li yıllara kadar üretilmiştir.

Nuri Killigil’in bu başarıları, Türkiye’nin millî ve yerli bir savunma sanayisi olmasını istemeyenleri oldukça rahatsız etti. Bir müddet sonra da baskılar gelmeye başladı. Engellenmek istendi. Ama o bu işe yüreğini koymuştu, baskılardan yılmadı. Üretime devam etti. 

İkinci Dünya Savaşından sonra şekillenen coğrafyalarda ortaya çıkan bağımsızlığını kazanan yeni devletlerden birisi olan Pakistan Ordusunun ihtiyaçlarını gidermeye çalıştı. Başta İngiltere olmak üzere emperyalist güçlerin Ortadoğu’ya saatli bomba gibi kurup bıraktıkları İsrail’e karşı savaşan Filistin, Suriye ve Mısır’a bol miktarda cephâne gönderdi. İsrail’in kurulduğu topraklar ne de olsa 30 sene öncesine kadar Türk toprağıydı, kurtarılmalıydı.

Özellikle Mısır’ın Türk Kralı Fâruk’un talepleri için mesâilerini artırdı. Kral Fâruk’un babası Kral Fuad Osmanlı Türk Devletinde Sûltân II. Abdülhamid döneminde Viyana Askerî Ataşemiz olarak görev yaptığı gibi, Abdülhamid Hân’ın yâverliğini de yapmıştı. Kral Fâruk hem babası tarafından, hem de Annesi Nazlı Hanımefendi’nin Türk olmasından dolayı Nuri Paşa tarafından çok tutuluyordu. Nitekim Nuri Paşa da Mısır Prenseslerinden biriyle evliydi. 

(Cepheden cepheye koşmaktan evlenmeye fırsat bulamayan Nuri Paşa son olarak ağabeyi Enver Paşa’ya İnebolu’dan yazdığı mektubunda bu konuya değinmiş, her ne kadar Karcıbaşılar’dan Hamide Hanım’ın kızını beğendiğini ifade etse de sonuçta Misli Melek Hanım ile evlenmiştir.)

Diğer taraftan yurt içi taleplere de yetişiyordu. Millî Savunma Bakanlığı 21 Ağustos 1941 tarihli kararnâmesi ile ordunun ihtiyacı olan 10 bin adet tabancanın Nuri Paşa’nın fabrikasından alınmasına karar vermiş, Nuri Paşa 24 ayda bu silahları parti parti bakanlığa teslim etmiştir.

Millî Savunma Bakanlığı ayrıca, 7,5/30 cm.lik Krupp Sahra Toplarına ait 60.000 şarapnelin mermiye çevrilmesi için 94 ton pirinç çubuğun Nuri Paşa’ya verilmesini onayladığı gibi, 5 Ağustos 1944 tarihinde çıkardığı kararname ile Nuri Paşa’ya fiyat farkı verilmesini kararlaştırmıştır. Paşa da bu mermileri Türk Silahlı Kuvvetlerine yine zamanında teslim etmeyi başarır. 

Şehâdetinden iki yıl önce 1947 yılında babası Hacı Ahmet Paşa’yı (sivil paşa) kaybeder. Babasını Beşiktaş’ta Yahya Efendi Dergâhı’nın haziresine dünürü Şehzâde Süleyman Efendi’nin yakınına defnederler. (Enver Paşa’nın hanımı Naciye Sûltân da orada medfûndur.) Türk Savunma Sanayii’nin öncüsü Nuri Paşa’yı ve onda emeği olan başta ağabeyi Enver Paşa olmak üzere bütün ailesine ve hocalarına binlerce rahmet olsun…

"Nuri Paşa at belinde, Türkiye’den Kars’tan gelir.

Azerbaycan diye diye, yenilmeyen arslan gelir.

Dalgalanan Türk Bayrağı, istiklâlden haber verir.

İslâm'ın şanlı tarihine, zaman er oğlu er verir.”

NOT: Bugün saat 14.00’te Edirnekapı Şehitliğindeki kabri başında Türk Dünyası Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi tarafından anma proğramı yapılacaktır. Sevenlerine duyurulur.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Okur

Dönemin patlama ile ilgili devlet raporu ve tanık ifadelerine göz attım. Kanaatim odur ki fabrikada iş güvenliği tedbirlerinin eksik oluşu. Sabotaj ihtimali düşük gözüküyor. Ayrıca merhum Killigil aynı dönemde patlayıcı ürettmediğini bildirip işçilere fazla prim ödemeyi azaltmak için sigorta şirketine beyanda bulunmuş. Sonuç olarak tedbir eksikliği ve ihmal kaza nedeni... Doğrusunu Allah bilir. Yine de Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun!

MUZAFFER .

ELİNE SAĞLIK, ALLAH CC RAZI OLSUN HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFA SAV KOMŞU EYLEYE AMİN, EL FATİHA...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23