Savaşı Erdoğan çıkardı, net!
Türkiye’de bir savaş varsa bunun müsebbiplerinden biri Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Çok namüsait bir mahiyette tezahür eden olaylara karşı millete ve milletin devletine kasteden düşmanlar, “bütün dünyada” emsali görülmemiş bir “galibiyetin” mümessiliydiler.
Cebren ve hile ile vatanın köşe başları tutulmuş, Çankaya’ları zapt edilmiş, bütün “dershanelerine” girilmiş, ordularına sızılmış ve bazı köşeleri bilfiil işgal edilip, illegal hendekler kazılmıştı.
Bütün bu şeraitten daha vahim olmak üzere memleketin dâhilinde “halkın verdiği oylarla seçilmiş” olanlara karşı “jakoben elitler” tarafından hıyanetlerde bulunuldu. Hatta bu jakobenler şahsi menfaatlerini müstevlilerin, dış güçlerin, plancıların siyasi emelleriyle tevhit etti. Bu öyle bir tevhit ki balçığa sürsen kirlenir!
Bu şartlar içinde milleti ve milletin devletini “savunan adam”lar ortaya çıktı ve savaş başladı. Bu savaş millet içindi, onu başlatan Menderes, Özal ve Erbakan, netice için kefen giyip yola düşen Erdoğan’dı!
Dünyanın en işlek havaalanı adayı olan İstanbul’a 3. Havalimanı projesi, 3. Köprü Projesi ve Yavuz Sultan Selim nezdinde İmparatorluğa vefa, HES’ler, kendi öz kaynaklarıyla savaş teknolojisine geçiş; insan hakları alanında başörtü serbestisi, Milli Güvenlik Dersleri’nin kaldırılması, ant dayatmasının tarihe karışması, Kürt kavminin baskı altındaki kültürüne getirilen özgürlük alanları olmasaydı savaş çıkmayacaktı! Özellikle insan hakları alanında bazı kadir bilmezlerin “Sanki bunlar lütuf mu, tabii ki verecek” efelenmesi ayrı bir konu! Evet, bunlar lütuf değil, ama bunları daha önce kimse serbest bırakmamış, tam aksine bastırdıkça bastırmıştı!
Ülkeyi “elitler” kendileri kurdu sandılar, onu koruduklarını düşündüler; oysa ülkeyi kuran ve koruyan irade Müslümanlarındı. Bu irade -güya yine bu iradeyi korumaya çalışanlar tarafından- 92 yıl ve öncesinde sekteye uğratıldı. Barış günlerinde vatanın arsalarını parsellemeye çalışanlar, savaş zamanı “Bu vatan sizin, savunun” naraları atıyorlar. Bunları iyi analiz etmek gerek!
“CHP, M.KEMAL’DEN VAZGEÇERKEN..!”
Mümkün mü? Rant kapısı açılana kadar ve Ulu Önder sözü yeniden prim yapana kadar mümkün. Peki, CHP niçin geçici bir süreyle de olsa M.Kemal’den cayma eğilimi gösterdi bir bakalım:
Çoğu kimsenin Atatürk’e hakaret maksadı taşımadığını, sözlerin sadece eleştiri olduğunu, şahsıyla kimsenin bir problemi olmadığını gördü. Ama bunu çaktırmıyor, çünkü ülkede “Kemalizm”in statükocu problemi çözülünce ileride gündem değiştirici konuları kalmayacak.
“LGBT yürüyüşünde Toma’nın üstüne çıkan adam Atatürkçü ise biz değiliz” diyen bir cenah var. Mahmut Tanal faktörünü iyi okumak lazım! Yıllarca Atatürk’ün “oluşturulmuş” karizmasından bahsettiler ama CHP’nin başındaki Kılıçdaroğlu’nun karizması asfalta yapışmış sakız gibi, jiletle kazıyamazsın. Yani karizma olayı CHP’de şu anda pek bir şey ifade etmiyor.
“Cumhuriyet’i biz kurduk onu yükseltecek sizsiniz” sözü gerçekten CHP’lilere söylenmiş olabilir mi? Şöyle bir bakınca mümkün değil! Son Kemal, ilk Kemal’den vazgeçti. Çünkü onu ilk en yakın arkadaşı İnönü terk etti.
CHP’lilerin neden “Atam atam sen kalk da ben yatam” dediğini anladım! Atam izindeyiz deyip “yıllık izin” kullanmaya çalışan zihniyet, elbette yatmaktan yana ihsas-ı rey kullanır.
“DEMİRTAŞ’A SAZ ÇALDIRANLARA, BAHÇELİ RÖPORTAJ VERİYORSA…”
Zihnimde deli sorular! Devlet Bahçeli, PKK’ya karşı en çok mücadele edilen böylesi bir dönemde niçin Ak Parti ile beraber en azından “PKK bitirilene kadar” bir azınlık hükümetine destek vermedi? Bahçeli’nin destek vermesi için Türkiye’nin milli menfaatleri mi önemli yoksa illa bir sol parti mi lazım? Hürriyet Gazetesi’ne mübarek Ramazan ayında röportaj verip, “Çay içti mi içmedi mi?” tartışmalarına da vesile olan Bahçeli; röportaj yaptığı hem de aynı kişilerin “Demirtaş’ın eline saz verdiğini” çok iyi bilmesine rağmen niçin o kişilerle boy boy fotoğraflar çekindi? “HDP ile hiçbir yerde olmam” diyen Bahçeli, HDP ile her yerde kol kola gezenlerle ileri derecede münasebet kurmayı, hatta onlara MHP Genel Merkezi’nde konferans verdirmeyi nasıl açıklayacak?