Ortadoğu’da İslamcı Siyasetin Rolmodeli: İhvan-ı Müslimin
Ülkemizdeki “sıcak gündem” bizi dünyadan kopardı. Oysa hayat devam ediyor ve biz dikkatlerimizi “iç çekişmeler”e verirken, “birilerinin tezgâhladığı” kavga “toplumsal dikkat”i bloke edip yönlendirirken, “müslümanları birinci elden ilgilendiren menfi gelişmeler”le birlikte dünya dönmeye devam ediyor.
Müslümanlar birbirlerine karşı cephe açmışken... Kat’i delil olmadan birbirlerini “ihanet”le suçlarken... Savaşın bile bir hukuku olduğu halde, hiçbir hukuka riayet etmemecesine kavganın dozu artırılırken... “Ölçüsüzü ithamlar” almış başını giderken... Kantarın topuzu kaçırılmışken... İtidal diye bir şey kalmamışken...
Dünyanın her yerinde nasıl da “müslüman kanı” aktığını, küresel emperyalist güçlerin nasıl da “müslüman kıyımı”nın dozunu artırdığını unutuverdik bu hengâmede...
Mali’yi hatırlayan var mı? Orta Afrika’yı takip eden? Libya’da neler olup bitiyor, kaç kiçinin gündeminde? Tunus’u takip ediyor muyuz? Yanımızdaki Suriye bile gündemin ikinci-üçüncü sıralarına düştü. Afganistan artık gündemde yok. Çeçenistan zaten unutuldu. Myanmar Arakan’daki müslüman katliamı da, Doğu Türkistan’daki zulüm de artık uzak konular.
Dünyanın her yanında müslümanlar ölürken, İslam coğrafyası vahşi bir talana kurban giderken, biz birbirimizi yemekle meşgulüz.
Oysa, kanaatlerinizi, arzularınızı, metodolojinizi, sözlerimizi, işlerimizi, ilişkilerinizi Allah’ın razı olacağı, Rasulünün çizdiği istikamete göre gözden geçirip düzeltseydik, birbirimize karşı kıyıma geçmezdik, değil mi?
Eğer müslümanlar, kendi aralarında yaptıkları kavganın yüzde birini kâfirlere karşı yapsalardı, bugün yeryüzünün her yanında müslüman kanı akıyor olmazdı, değil mi?
Ölen candan ve dökülen kandan hepimiz sorumluyuz da, ihanetten mi sorumluyuz, yoksa saflığımızdan mı? Gerçek şu ki, “hain”ler de, “saf”lar da zarar-ziyandan aynı oranda sorumludur. Sorumluluk ise, İslam’ın hakimiyeti için çok önemli şeyleri yapmayı gerektirir.
İşte sorumluluklarımızdan biri de Mısır’dır; Mısır müslümanlarının mücadelesine sahip çıkmak, destek olmaktır. Ancak maalesef, iki ay öncesine kadar müslümanların gündeminin başında yer alan Mısır’da yaşanan dram da “sıcak Türkiye gündemi”nin buhar ettiği konulardan. Oysa bugün, Hasan el-Benna’nın kurduğu, kurulduğu günden beri görmediği zulüm kalmayan İhvan-ı Müslimin üyeleri, Mısır zindanlarında zulmün kralını görüyor. Ancak maalesef, bize dayatılan gündemin ve kirli çekişmenin sarsıntısından şuurumuzu kaybettik, Mısır’ı unutuverdik. İhvan-ı Müslimin’i Firavun’un elinde yapayalnız bıraktık.
“Gayemiz Allah’tır, önderimiz Rasulullah’tır, anayasamız Kur’an’dır, yolumuz Cihad’dır, en yüce emelimiz Allah yolunda Şehid olmaktır” şeklindeki beş ilkeyle yola çıkan Hasan el-Benna’nın kurduğu İhvan-ı Müslimin, kurulduğu günden bugüne, dünya üzerinde varlık göstermiş olan İslami hareketlerin pek çoğuna örneklik ve rolmodellik eden en köklü İslami Hareket’tir.
Aynı esaslar etrafında kenetlenmiş insanların birlikteliğiyle “organize bir İslam toplumu” oluşturmaya ve bunu kitlesel hale getirmeye önem veren Hasan el-Benna, sıkı ve katı bir disipline sahip militan ve askeri bir örgüt kurmaktan ziyade, birbirini sürekli hatırlayan, soran, bir arada olmaya özen gösteren fertlerden ve ailelerden meydana gelen “sosyal bir organizasyon” görünümünde; ama her bireyin denklemde yerini aldığı, her birey ile hemhal olunan “sıkı bir irtibat ve benimsemişlik” oluşturmaya gayret etmişti.
Bu bakımdan, İhvan-ı Müslimin’in teşkilatlanması başka örgütsel yapılara benzemiyordu. Esasında, ortada bildiğimiz ve anladığımız anlamda bir örgüt de yoktu; daha çok “organize bir kitle hareketi” sözkonusuydu.
Hasan el-Benna, “toplumsal yapıyı bütünüyle dönüştürme”nin, tabandan tavana doğru bir “değişim ve ıslah hareketi”yle “devletleşme”ye gitmenin peşindeydi. Nihai hedef olarak “Hilafet”i tekrar kurmayı esas alsa da, bunu “tepeden inme”ci bir yaklaşımla değil, “toplumsal değişim”i sağlayıp “toplumsal talep”le elde etmeyi esas alıyordu. Kurduğu örgüt, bu niteliğiyle klasik örgütlere benzemiyordu, bu yapısıyla dünyanın farklı yerlerindeki İslami hareketlere rolmodel olmuştu.
İşte bu örnekliği hatırlatmak üzere, sizi sıcak gündemden biraz uzaklaştırıp, yeni çıkan “Ortadoğu’da İslamcı Siyasetin Rolmodeli: İhvan-ı Müslimin” adlı kitabımla tanıştırmak istiyorum. Kitapta, mevcut örgütsel yapısını ve bu yapının tarihi süreç içinde aldığı biçimleri, geçirdiği değişiklikleri dikkate almadan, Hasan el-Benna’nın kafasında nasıl bir teşkilat modeli bulunduğunu; “olan”ı değil, “hareketin kurucusunun idealinde olan”ı tesbit etmeye çalıştım.
Bizim inancımıza göre “karşı kıyı”da bulunan bir yayınevi, Ozan Yayıncılık (Tel: 0212 511 93 95) tarafından yayımlanan kitapla farklı kesimlere de ulaşmayı, okuyucuya farklı bir perspektif kazandırmayı, bu vesileyle dikkatleri yeniden Mısır’a çekebilmeyi umuyorum.
Türkiye’de bugün yaşananlarla Mısır’da olanları birbirinden ayrı görmüyorum.