• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
C. Yakup Şimşek
C. Yakup Şimşek
TÜM YAZILARI
25 Şubat 2019

Sabahaddin Ali Yine mi Ölsün

Bundan tam 112 sene önce bugün (25 Şubat 1907) doğmuş Sabahaddin Ali.
Geçen sene onun 70. ölüm yıldönümü dolayısiyle yazdığım satırlar yüzünden bana kızan, sitem eden okuyucular ve dostlar oldu.
Bu vesîleyle diyorum ki:
Sabahaddin Ali’nin siyâsî fikir ve tercihlerini beğenmeyebilirsiniz; fakat onun güzel ve doğru Türkçeyle büyük eserlere imzâ attığını unutmayın, sanat gücünü inkâr veyâ tahkir etmeyin...
“Yiğidi öldür de hakkını yeme.” demişler.  
***
Meselâ Nihad Sâmi Banarlı bile -maalesef- bu tahkîri yapmış.
Sabahaddin Ali’den üç hafta sonra (18 Nisan 1907) doğan Banarlı’nın o muhteşem “Resimli Türk Edebiyâtı Târihi”nde Sabahaddin Ali kitaplarındanhiçbirinin adı geçmez.
Kendisi de yalnızca birkaç cümleyle geçiştirilir.
Büyük ebatlı 1400 sayfalık kitapta Sabahaddin Ali için ayrılan yer aşağıdaki cümleden ibârettir:
Muhtelif hikâye ve romanlariyle geniş bir okuyucu kütlesine hitâb eden Sabahaddin Ali’nin iyi bir hikâye lisanı ve kuvvetli bir tahkiye san'atı bulunmakla berâber, onun birçok hikâye ve romanları ciddî bir tenkîde tahammül edemiyecek kadar mevzuundan uzak ve âdetâ realist bir hava içinde hayal mahsûlü özellikler taşımaktadır.”
Bu tavır, Nihad Sâmi Banarlı’ya yakışmıyor...
***
Bundan sonra olacaklara bakalım şimdi.
Sabahaddin Ali’nin katledilmesinin üzerinden 70 sene geçti.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kaanûnu”na göre Bir eserden, onu işlemek sûretiyle faydalanma hakkı münhasıran eser sâhibine âittir.”
Fakat eser sâhibinin ölmesinden sonra 70 yıl geçince münhasıran eser sâhibi” kaydı kalkıyor.
Yâni, bu kaanun mûcebince Sabahaddin Ali’nin kitapları 2019 yılbaşından îtibâren isteyen herkes tarafından basılıp satılabilir...
***
Fikir ve Sanat Eserleri Kaanûnu”muz, “Eser sâhibinin izni olmadıkça eserde veyâhut eser sâhibinin adında kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler yapılamaz.” diyor.
Fakat eser sâhibinin ölümü üzerinden 70 sene geçtikten sonra meseleye yalnızca “mâlî-ticârî” pencereden bakıyor.
Yâni şimdi Sabahaddin Ali kitaplarında -aynı vaziyetteki diğer eserler gibi- her türlü “kısaltmalar, ekleme ve başka değiştirmeler” yapılabilir...
O kitapların başına bir hâl gelebilir.
Adına “sâdeleştirme” filân denen bir belâ, meselâ...
(Sabahaddin Ali’nin 70 sene önce başına odunla vurula vurula öldürülmesi gibi bir hâdise bu...)
***
Sabahaddin Ali kitaplarından birini almadan önce baskı yılına bakın.
Elinizdeki eser, 2019’dan önce basılmışsa kuvvetle muhtemel orijinaldir.
Şâyet 2019’da çıkan yeni baskılarından alırsanız onlar şüpheli.
Elinizdeki kitap çarpılmış, çırpılmış ve kırpılmış olabilir...
Hele kitapta “sâdeleştiren / bugünkü Türkçeye çeviren / günümüz diline uyarlayan / sâdeleştirilmiş metin / sâdeleştirilmiş basım” benzeri bir kayıt varsa aldandınız demektir.
Bir de o -birileri tarafından ticârî maksatlarla aslı değiştirilmiş- hâlini okursanız yazık olur.
Genleriyle oynanmış parlak görünüşlü meyve yemekten daha fenâ bir şey yapmış olursunuz...
Zararlı gıdâları vücûdumuz az çok geri çıkarıyor ama beynimiz faydalı-zararlı, doğru-yanlış demeden hepsini bir güzel hazmedip saklıyor...
(Sabahaddin Ali’yi -yâhut başka birini- böyle bir kitaptan öğrenecekseniz hiç öğrenmeyin.)
***
Hadi, meselâ “Herkes mühim işlerini bitirmiş, mühim alışverişlerini yapmış, mühim evlerine, mühim sofralarına ve mühim uykularına koşuyordu.” cümlesindeki “mühim”ler kaldırıp yerine “önemli”leri koydunuz.  
Peki, “Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır.” sözündeki sebep ve illet kelimelerini hangi “öz Türkçe” kelimelerle karşılayacaksınız?
İkisinin yerine yalnızca neden” mi diyeceksiniz? (Çünkü TDK çeşitli kitaplarında sebep”yerine deilletyerine deneden”diyor. “Kaamûs-ı Türkîye bakarsak illetin bir mânâsının sebepolmakla berâber aynı zamandamaksad, gaaye” demek olduğu da yazılı. TDK’da bu mânâ yok.)

***
“Hiçbiri sırtında taşıdığı ve muhâfazaya mecbur olduğu mevki veyâ pâye ile âhenk hâlinde yaşamıyor.” diyor Sabahaddin Ali.
Bu cümleyi Türkçeye çevirecek (!) olan “Cesur Kafa Öz Türkçeci Mütercim” acabâ şu “mevki veyâ pâye” kısmını nasıl çevirir?
A) “yer ve aşama
B) “orun ve aşama
C) “yer ve erece
D) Yalnızca “aşama

***
Bir insanın, bilgisi, düşünceleri, mantığı, ahlâkı, hulâsa her şeyiyle bir kül olduğunu henüz anlayan yok.”
“Cüretkâr Öz Türkçeci Mütercim” için buradaki “kül” ne ifâde eder acabâ?
Yeni yetme biriyse “ateşin külü” sanıp bunu olduğu gibi bırakır.
60-70 yaşlarında biriyse ancak bunun “bütün” olduğunu fark edebilir.
Onun da garantisi yok.
***
“Mahallenin en kibar çocukları bile her akşam evin içecek suyunu buradan temin ile mükellef idiler.”
Kaygısız Öz Türkçeci Mütercim”lerden bir kısmı “mükellefkelimesinisorumludiye çevirecek, bâzılarıyükümlüyü tercih edecek. Ha, belki de “görevli” filân derler.

***
“Türkçeden Öz Türkçeye Acar Mütercim”lerin çok çalışması lâzım, çok!..
Çünkü Sabahaddin Ali’de en az birkaç yüz “yabancı” kelime var, çevrilecek.
70-80 tânesini misal diye yazayım:
“Tahavvül, atâlet, tasavvur, alelâde, vehmetmek, hamletmek, îtiyad, ümmî, muallim, müptedî, vazîfeperver, muharrir, kaarî, müteessir, istihfaf, muvâzî, ünsiyet, muayyen, mağrur, ihsas, mihver, mûtad, hilâf, intihap, mekteb, tatbik, hamâkat, mübâhase, hüsnüniyet, hissî, teheyyüç, takallüs, lâlettâyin, halûk, inkişaf, mütefekkir, mütecâviz, mütemâdiyen, istintak, müddeiumûmî, cürmümeşhud, inkisar, mağmum, münâzaa, lâkayd, izâle, müzevir, mukadder, telakkî, yeknesak, endaht, sahâvet, ehemmiyet, zuhur, mütenâsip, mâadâ, tecessüs, teessür, iştirak, mükâleme, kıraat, riyâziye, mukaddeme, tarîk, tasmim, şimal, cenup, fersûde, kaaim, mecmua, vuzuh, mutâvaat, âmil, lüzûcî, usâre, tebahhur, sarih, râbıta, tekâsül, teşrinievvel, ketûmiyet, mufassal, ârız, yeis, muhayyile, ıstırap, hodbin, hasretmek, istiğnâ, nebâtât, infial, müsâvî, tezlil, müstait…”

***
İş yalnız kelimelerle bitmiyor, bir de terkipler filân var.
Meselâ: muhtelit mektep, inzibat meclisi, muvakkat tard, eshâb-ı mesâlih, tahrîrat kâtibi, hiss-i kablel-vuku...

***
Bu “Sâdeleştirme Simsarları ve Türkçe İşgüzarları” çoğu zaman herkesin bilip anladığı kelimeleri de kaldırıp yerine “öz Türkçe”lerini koyuyorlar. Meselâ Nutuk'un “Türkçeden Öz Türkçeye Mütercim”lerinden biri olan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu “hazîne-tersâne-hîle” kelimelerini bile yabancı görüp yerlerine “kaynak-gemi yapım yeri-aldatıcı düzen” yazmıştı. İnsan merâk ediyor:
Hazîne, tersâne, hîle” gibi kelimeleri anlamayan var mı?..
Yani, derdiniz ne?
***
Sözümüz “Öz Türkçe Simsarları”ndan ziyâde devlet büyüklerimize...
Ne olur, artık “Sağlam Türkçe Âbideleri”ni koruyalım.
Bunun için önce şu 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kaanûnu”na bir madde ilâve edelim:
“Türkçe yazılmış herhangi bir kitabın üzerinden yüzlerce yıl geçse bile hiçbir kelimesi değiştirilemez. Bugün anlaşılmayan kelimeler için ancak metnin dışında îzâhat verilebilir...”
Bu da yetmez.
“Bu eserler resmî bir ilim adamları heyetine tasdik ettirilmedikçe basılıp dağıtılamaz.”
Ama önce her biri kendi sahalarında seçkin ilim, fikir, sanat ve kültür adamlarından meydana gelecek olan kaliteli ve dâimî bir heyet kurulmalıdır.

***
Kültür ve dil devamlılık ister.
Geçmişini anlamayan nesilleri terbiye etmek mümkün değildir.
Terbiye edilemeyen nesiller ülkemiz için en büyük tehdittir.
Bu tehdidi görmemiz lâzım...   

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23