• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Emir, Emirülmüminin ve Halife (2)

23 Kasım 2019
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

EMİR-ÜL MÜMİNİN VEYA AMİRLER İÇİN BAZI ŞARTLAR:

1- Emir yahut amir; zahirde olacak, gizli olmayacak. Ulaşılmayan kapılar, kapıcılar arkasında olmayacak. Tebaası, yani idare ettikleri onu görebilmeli ve ana ulaşıp, gerektiğinde halini arz edebilmelidir. Hz. Ömer (R.A.) bir yere bir emir veya bir vali tayin edeceği zaman ona şu dört maddeyi şart koşar iyice tembihlerdi.

a) Vasıtanın (atın, devenin) en iyisine binmeyeceksin.

b) Halkın yediğinden yiyecek, birinci sınıf undan ekmek yemeyeceksin.

c) İpekli ve birinci sınıf kumaştan elbise giymeyeceksin.

d) Kapıcı ve muhafız kullanmayacaksın.

2- Emir yahut amir; memleketin yerli halkından akıllı, baliğ, hür, Müslüman ve erkek olmalıdır. Burada şöyle bir kısa açıklamaya da yer verelim:

a) Emir köleden olmaz. Çünkü o efendisinin hizmeti ile meşgul olacaktır.

b) Emir-ül Müminin kadından olmaz. Bu hususla alakalı birçok hadisi şerif vardır. Bir hadisi şerifinde Peygamber Efendimiz: “Emiri (idarecisi) kadın olan bir kavim iflah etmez” buyurmuşlardır.

3- Emir yahut amir; sabiden ve mecnundan olmaz, çünkü onlar iç ve dışta müminlerin maslahat ve menfaatlerini temine, korumaya muktedir olamazlar.

4- Emir yahut amir; siyasi ahkamı icraya muktedir olacak. Emir veya amir ilahi kanunları tatbike muktedir, dirayetli ve sözü geçerli biri olmalıdır.

5- Emir yahut amir; vatan hudutlarını ve vatandaşlarını koruyup müdafaaya muktedir olmalıdır. Burada tarihi bir örnek vermek isterim. Meşhur Türk Hükümdarı Alparslan; vatanını elinden almaya, onu esir etmeye gelen haçlıların karşısına Ani kalasında çıkınca başına uzun ve beyaz bir sarık sarar. Üzerine de beyaz bir elbise giyer. Günlerden ise, kurban arifesi ve Cuma günüdür. Askerlerine şöyle hitap eder: “Kardeşlerim! Bugün bütün İslam alemi sizden zafer haberinizi bekliyor ve sizlere dua ediyorlar. Siz hem vatanınız için hem de i'lây-ı kelimetullah için bugün çarpışacaksınız. Sakın düşmanın çokluğundan ürkmeyiniz. Çünkü onlar vatanlarını değil, canlarını kurtarmak için çarpışacaklardır. Sizler hayatın müstear olduğunu ve asıl gayenin Allah yolunda cihat ve rıza-ı ilahi olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Eğer ben ölürsem şu başımdaki sarığım kefenim olsun. İşte adımımı harbe atıyorum. Bugün bütün İslam alemi kurban kanı akıtacaktır. Bizim kendi kanımızdan başka akıtabileceğimiz kanımız yoktur. Askerlerim! Elim kılıç tuttukça, bilin ki ben kâfirlerle çarpışacağım. Dinini, vatanını, padişahını seven arkamdan gelsin” diyor ve harbe atılıyor. Netice bilindiği gibi Müslümanların zaferi ile sonuçlanıyor. Bu harbin sonucu Anadolu ebediyen Müslüman Türklerin ana yurdu oluyor. Romen Diyojen de esirler arasında, ancak Alparslan Ali cenaplık göstererek onu affediyor.

6- Emir yahut amir; Müslümanların emir ya da amiri olabilmesi için mutlaka Allah (C.C.) ve Resulünün emirlerine bağlı olması lazımdır. Bilindiği gibi Hz. Ebubekir halife seçildiğinde okuduğu ilk hutbesinde “Ben Allah ve Resulüne itaat edersem, siz de bana itaat edin. Eğer etmezsem sizin de bana itaatiniz gerekmez” buyuruyordu. Burada Peygamber Efendimiz zamanında yaşanan çok önemli bir hadiseyi, konuyu daha iyi anlayabilmemiz için yer vermek isterim. Peygamber Efendimiz Alkame isminde bir zatı, bir müfrezeye kumandan olarak tayin etmiş. Alkame yolda kızmış ve müfrezeye odun toplayıp bir ateş yakmalarını emretmiş. Ateş yakıldıktan sonra orada bulunanlara: “Girin ateşe” diye emir vermiş. Ancak oradakiler itiraz edip ateşe girmemişler. Medine’ye döndüğünde Alkame yaptığının doğru olup olmadığını Hz. Peygamber Efendimize sorduğunda mübarek Peygamberimiz Alkame’ye: “Eğer o ateşe Alkame’nin emir olarak girse idiler, artık bir daha çıkamayacaklardı. (Cehennemlik olup hep yanacaklardı.) Hiçbir beşere, Allah’a isyan karşılığında itaat yoktur. (İtaat edilmez.) Beşere itaat ancak maruf olan, yani Allah ve Resulünün emrettiği şeylerde olacaktır” buyurdu. (Buhari)

7- Emir yahut amir; mazlumların hakkını zalimlerden alabilecek güçte olmalıdır. Bilindiği gibi Hz. Ebubekir halife seçildiği zaman okuduğu ilk hutbesinde ayrıca bu konuya değinerek şöyle söylemişti: “Mazlumun hakkını zalimden alıncaya kadar, benim indimde mazlum zalimden daha güçlüdür.”

8- Emir yahut amir; tebaasına zulmeden zalim olmayacağı gibi zalimlerle de arkadaşlık yapmayacaktır. Cenab-ı Hakk, Kur’an-ı Kerim’inde: “Zalimlere azıcık bir meyil ile meyletmeyin. Yoksa sizi ilahi azap ve ateş kaplar.” (Hud Suresi)

KONU İLE ALAKALI BAZI HADİSİ ŞERİF MEALLERİ:

1- “Müslüman bir kimse, üzerine hoşlandığı veya hoşlanmadığı bir emir tayin edildiğinde onu dinleyip, itaat etmesi gerekir. Ancak emir masiyetle emrederse, dinlemek ve itaat etmek yoktur.” (Riyâzu's Sâlihîn)

2- “Allah’ın kudret eli bu ümmetin üzerinden kalkmaz. Ta ki, bu ümmetin iyileri, kötülerine hürmet göstermedikçe (yağcılık yapmadıkça), seçkinleri, iyileri şerlilerine yumuşak davranmadıkça, kurraları (alimleri) iş başındakilere meyledip, onlarla olmadıkça… Ne zaman ki bunlar olur ve işlenir, o zaman Hz. Allah (C.C.) onlardan (ümmetten) bereketini kaldırır. Kötülerini veya zalimlerini başlarına musallat eder. Kalplerine ise, korku koyar ve onları fakır kılar. (Bugünkü ümmetin perişan hali buna maalesef canlı bir örnektir.) (Tenbihul Gafilin, s. 185)

3- “Yakında başınıza birtakım idareciler geçecek. Onlar, erzaklarınıza (geçiminize) el koyacaklar. Ve sizinle konuşurken yan konuşacaklar (palavra atacaklar). Daima kötü şeyler yapacaklar. Sizler de kötülüklerini onların iyi görmeyince size kızıp, sizden razı olmayacaklar. Yalanlarını kabul etmeyince, sizden memnun da olmayacaklar. Onlar hakka rıza gösterdikçe, siz de onlara iyilikte bulununuz. Ama onlar hakka tecavüz ederlerse, o zaman hak yolda öldürülenler şehidin ta kendileridir.” (Yani onlarla mücadele ederken, kim ölürse o şehittir.) (Taberani Muhtar)

4- “Enes (R.A.), Hz. Peygamber Efendimizden şöyle bir hadisi şerif rivayet etmektedir: “Başı kuru üzüm gibi (kıvırcık saçlı), Habeşî bir köle üzerinize memur tayin edilse (sözünü) dinleyiniz ve itaat ediniz.” (Buhari, c. 8)

5- Ebu Hureyre’den (R.A.): “Ben Resulullah Efendimizden şöyle bir hadisi şerif işittim” dediği rivayet edilmektedir. “Kim (Emire) itaat (hükümlerinde) den dışarı çıkar ve topluluktan ayrılır (isyan eder) sonra bu hal üzere ölecek ölürse cahiliyet (devri) ölümü ile ölmüş olur. Kim körü körüne (taassupla) açılmış bir bayrağın altında (yer alarak) dövüşür, soyu için öfkelenir veya asabiyete çağırır yahut kavmiyet (fikrine) yardım eder de (bu uğurda) öldürülecek olursa onun ölümü de cahiliyet (devri ölümüdür. Kim de kılıcını çekip ümmetime karşı (zulmetmeye) çıkar, iyisinin ve kötüsünün boynunu vurur, mümin olana aldırmaz, sözleşme yaptığı kimsenin muahedesine vefakârlık göstermezse o benden değil. Ben de ondan değilim.” (Müslim, c. 6, s. 21)

6- “İmamlarınızın hayırlıları o kimselerdir ki siz kendilerini seversiniz, onlar da sizi sever. Onlar size dua ederler, siz de onlara dua edersiniz. İmamlarınızın şerlileri de o kimselerdir ki, siz onlara düşmanca his beklersiniz, onlar da size düşmanlık yaparlar. Siz onları lanetlersiniz, onlar da size lanet eder” buyurdu. Ashap: “Biz kılıç çekip onlarla savaşabilir miyiz?” deyince Resulü Ekrem Efendimiz: “Aranızda namazı dosdoğru kıldıkları müddetçe asla (böyle davranamazsınız). Vali yani amirlerinizden hoşlanmayacağınız bir şey gördüğünüz zaman, onun işini çirkin görün. Fakat ona itaatten el çekmeyin.” (Müslim, c. 6, s. 24) Bu hadisi şerife Merhum Mehmet Emre’nin yaptığı izahı birlikte okuyalım: “Hadisi şerif hükümdarların hayırlısını açık ve seçik çizgilerle ortaya koymaktadır. Millet hükümdarı sever ona dua ederse, onun muhabbet ve duasını kazanırsa hayırlı bir devlet reisi olma vasfını kazanır. Bu saygı ve sevginin karşılıklı olarak doğması, bazı şartlara bağlı bulunmaktadır. Devlet idaresinin başına geçmiş bulunan kimse, halkını inanç ve ibadetlerine ters düşecek bir davranıştan uzak durmalıdır. Onlara vaat ettiğini ifaya gayret göstermeli; yapamayacağı bir şeyi vaat ederek yalancı duruma düşmekten sakınmalıdır. Millete karşı zulme kalkışmamalı, halkın verdiği imkânı milletin aleyhine kullanmamalıdır. Milletin derdiyle ilgilenmeli, halk ağlarken o kahkaha atmamalı; halkın ıstırabı ile alay etmemelidir.” (Ulu’l Emre İtaat, s. 22)

7- “Siz benden sonra, adam kayırmalar ve hoşlanmayacağınız birtakım işler göreceksiniz.” Bunun üzerine ashap: “Ey Allah’ın Resulü (o güne yetişecek olursak) bize neyi emredersiniz?” dediler. Resulü Ekrem: “Onların haklarını kendilerine veriniz. Sizin hakkınızı alamadığınız zaman Allah’tan isteyiniz.” buyurdu. (Buhari, c. 8, s. 87)

8- Harisül Eşarı (R.A.) tarafından rivayet edilen bir hadisi şerifinde Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Ben size beş şeyi cemaat ruhunu muhafaza etmeyi, hükümdarların sözünü dinleyip itaat etmeyi, Hicreti, Allah yolunda cihat etmeyi emrediyorum. Kim cemaatten bir karış dışarı çıkar (ayılır) ise muhakkak boynundan İslam bağını çıkartıp atmıştır. Ancak geri (cemaate) dönmek (hali) müstesnadır. Kim cahiliyet (devri) çağrısı ile davette bulunsa o oruç tutsa, namaz kılsa ve kendisini Müslüman sanmış olsa bile cehennem halkındandır.” (A. Bin Hanbel Müsned, c. 4. s. 130)

9- Ebudderde (R.A.) Resulullah Efendimizin (S.A.S.) şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Allahu Teala buyuruyor ki: “Ben Allahım. Benden başka da hiçbir ilah da yoktur… Ben, malik ül- mülük ve melikül-mülüküm. Hükümdarların kalpleri benim kudret elimdedir. Kullarım bana itaat ettikleri vakit hükümdarların kalbini acıma, esirgeme hisleri ile doldurup onların üzerine çevirdim (çeviririm). Kullarım bana isyan ederse, hükümdarların kalplerini öfke ve şiddetle onların üzenine döndürürüm de millete en kötü bir usul ile işkence ederler. Kendinizi hükümdar aleyhine dua etmekle meşgul etmeyin. Fakat hükümdarlarınızı size denk insanlardan kılmam için nefeslerinizi zikir ve tazarru ile meşgul ediniz.”

10- Ebu Zerr’den (R.A.) rivayet edilen bir hadisi şerifinde Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “(Bir fikir etrafında birleşen) iki kişi, bir kişiden hayırlıdır. Üç kişi de iki kişiden hayırlıdır. Dört ferdi de üç neferden hayırlıdır. Üzerinize cemaatle (Birlik ve beraberlik üzere) olmak gerekir. Zira Allah Teala benim ümmetimi ancak hidayet yolu üzerinde birleştirir.” (Feyzül-Kadir, c. 1, s. 149)

11- Hz. Aişe validemiz Peygamberimizden dua mahiyetinde şöyle bir hadisi şerif rivayet etmektedir: “Ya Allah, kim ümmetimin hizmetinden bir iş yapmaya memur olur da onlara meşakkat verecek olursa sen de onu meşakkate uğrat. Kim ümmetimin hizmetinden bir iş yapmaya memur olur da onlara acıma ile iş görürse sen de onu merhametine eriştir.” (Müslim, c. 6, s. 7)

ÇOK ÖNEMLİ BİR BEYAN:

Yazılarımızda emir, Emir-ül Müminin ve halife hakkında kaynaklara dayanarak bazı bilgileri aktarmaya çalıştım. Şimdi Hz. Ebubekir (R.A.) halife seçildiği zaman irad ettiği bir hutbenin mealine burada kısaca yer vermek isterim: “Ey nas! (İnsanlar) Size emir oldum. Ancak sizden hayırlı değilim. Eğer emarette Hüsn (güzel) hareket edersem, bana iane (yardım) ediniz! İsaet (kötülük) edersem, beni istikamete mecbur ediniz! Sıdk (doğruluk) emanettir. Kizb (yalan) hıyanettir. Zayıfınız indimde kavidir. Zira hakkını kaviden tahsil ederim. Ve kaviniz indimde zayıftır. Zira zayıfın hakkını elinden alıyorum. İnşallah cihadı terk etmeyeceksiniz. Zira cihadı terk edenleri Hak Teala zelil eder. Ben Allah’ın ve Resulünün rızasında oldukça bana itaat ediniz. Allah ve Resulüne isyan edersem bana itaat etmek sizin üzerinize lazım gelmez. Namaza kalkınız! Hak Teala size rahm eylesin.” (Araul Milel, s. 44-45) Hz. Ebu Bekir (R.A.) hazretlerinin halife seçildiği zaman irad ettiği bu hutbeyi okuduğumuz zaman meseleyi tam olarak kavramış oluruz. Emaret makamında olanlar da insandır. Allah’ın kullarıdır. Hiçbir zaman kendini, idare ettiklerinden ayrı ve üstün görmemeli, her şeyden önce Cenabı Hakk’ın rızası ve onun Resulü Muhammed Efendimizin (S.A.S.) şefaatini kazanabilecek amalı salıha erbabı olmalı, kibir, zulüm, dünya malına haris olmaktan uzak olmalıdırlar.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz; her önüne gelen ben Emir-ül Mümininim diyerek ortaya çıkamaz. Çıkmış olsa da dünyadaki bütün Müslümanların emiri olamaz. Emir ya da halife bugünkü Türkçemizle idareci veya amir olmak için bazı şartların mevcut olması lazımdır. Bugün yeryüzünde özellikle İslam ülkelerinde her köşe başında şeyhler, mürşitler ve Emir-ül Müminin bulunmaktadır. Hele hele mana alemi ile ilgili yani tasavvufta ben Emir-ül Mümininim demek hiç de hoş olmaz. Bugün dünyanın çeşitli ülkelerine baktığımız zaman çok çok enteresan haller görmekteyiz… Kendini tasavvuf şeyhi ilan eden, emirim diyen nice insanların şeriatla hiçbir ilgilerinin kalmadığını görüyoruz. Bu tip insanlar hem dini celili İslam’a ve hem de gerçek tasavvufa çok büyük zararlar veriyorlar. Böylelerine tarikat yahut tasavvuf dili ile kuttaı tarık (yol kesen) bir nevi eşkıya derler. Gerçekten tasavvuf arayan insanların önlerine çıkarak onları aldatır. Hakka, hakikate ulaşmalarına mâni olurlar. Zamanımızda köşe başları şeyh, emir, Emir-ül Müminin, kutup, kutbul aktaplarla doludur. Cenab-ı Hakk gerçekten irşat makamında olan zamanımızda bi tamamıha varisi resul olan gerçekten veli ve Allah dostu olanları tanıma ve şefaatlerine nail olmayı nasip eylesin. Maksadımız asla inkâr değil. Gerçek ile sahteyi ayırmak için bazı ölçüleri göz önünde bulundurmak ve din kardeşlerimizi tasavvufta yol kesenlerin hilelerinden ve tuzaklarından korumaktır. Aklıselimler olarak bütün İslam âlemini bir kenara bırakarak, sadece ülkemize bir göz atalım. Nice insanlar “Emir-ül Müminin” olarak ortaya çıkmakta, bağlılarını çok çok yanlış yönlendirmektedirler. Biz burada şahısları hedef alarak konuşmuyor ve yazmıyoruz. Öyle inanmış insanlar veya öyle kandırılmış insanlar ülkemizde şu an için mevcuttur ki, nerede ise emirinin (!) emrini, işaretini sümme haşa Peygamber Efendimizin (S.A.S.) emirleri ve Cenab-ı Hakk’ın beyanları üzerine tercih edeceklerdir. Bu tip insanlara Allah (C.C.) basiretler versin. Gafletten, körü körüne emir efendinin emirine (!) uyma hastalığından muhafaza eylesin. Allah rızası için düşünelim; bir emir emrettiği insanları zalimlerle, kâfirlerle bir ve beraber olmaya zorlayabilir mi? Bu soruyu cevaplayan ayeti kerime ve hadisi şerifler ortada ve hükümleri apaçıktır. Hz. Allah (C.C.) Kendi rızasından, Resulünün şefaatinden ve gerçek varisi Resulün himmetlerinden bizleri mahrum eylemesin. Üçkâğıtçıların, hokkabazların, tarikat tüccarlarının din simsarlarının, merhum Mehmet Şevket Eygi’nin ifadesi ile “din baronlarının” şerlerinden ümmeti Muhammed’i ve cümlemizi korusun. Bizim sözlerimizin tümü sahtekârlara, istismarcılaradır. Gerçek âlimlere, gerçek maneviyat ehline, hak manada tasavvuf ekollerine saygımız ve hürmetimiz, muhabbetimiz vardır. Keza gerçek manada hâkî mürşitlere, emirlere de inancımız tamdır. Ümmeti Muhammed’in maddi ve manevi hayatlarını yanlış istikametlere sevk eden yalancı emirlere de Hz. Allah (C.C.) Nasuh tövbeler nasip eylesin. Yavuz Sultan Selim Hanın bir mısrası ile yazımızı noktalayalım. “Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş / Bir veliye bende olmak cümleden a’la imiş.” (Anladım ki cihan padişahı olmak çabası boş bir kavgadır. / Hepsinden iyisi, bir Allah dostuna bağlanmak imiş.) Cümlenim Mevla’ya emanet olunuz.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Tata Tonga

... Halife insanoğlu dur. Dünyada 7 milyar insan var ise 7 milyar Halife vardır. Emirül müminin/müslümanların lideri ise farklıdır. Adı üstünde müslümanların lideri. Bu da seçim ile olur. Halkın/müslümanların bir kısmına aptal bir kısmına akıllı muamelesi çekilemez.herkesin oyu eşittir.

O.U.

Kaleminize yüreğinize sağlık,işte mesele burda gayri müslimin papası var bizim halifemiz yok müslümanlar başsız kalmıştır sebep hep iç çekişmeler küffarın ve içimizdeki hainlerin fitnesi müslümanları başsız bırakmıştır emrolunduğu gibi dosdoğru tâkva bir kul olarak yaşar Allah'ın ipine sımsıkı sarılır fitneye münafıga aldanmazsak halifemize kavuşabiliriz ve kavuşmalıyız tabiki bütün müslüman alemi için bu gerektir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23