Zamanımızın en büyük vazifesi İttihad-ı İslam’dır (1)
Zamanımızın en büyük vazifesi İttihad-ı İslam’dır (1)
AHMET MARANKİ
Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur külliyatında geçen ve İslam dünyasının birlik ve beraberliğini vurgulayan “zamanımızın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam’dır” önemli bir hakikati cuma tefekkür günü adına sizinle paylaşmak istedim!
Bu hakikatin temel özellikleri şunlardır:
İbadet Niteliği: Bu birlik sadece dünyevi veya siyasi bir hedef değil, doğrudan bir ibadet olarak kabul edilir. İbadetlerde riya (gösteriş) olmayacağı için, bu vazife ihlasla yerine getirilmelidir.
Meşrebi Muhabbettir: İttihad-ı İslam’ın yolu sevgi (muhabbet) üzerine kuruludur. Düşmanlığı gerektiren unsurlar ise cehalet, ihtiyaç (zaruret) ve ayrımcılıktır (nifak).
Müslümanları Uyandırmak: Asıl amaç, İslam dünyasındaki dağınık merkezleri ve mabetleri manevi bir silsile ile birbirine bağlayarak Müslümanları uyandırmak ve hakiki bir ilerleme yoluna sevk etmektir.
Gayrimüslimlere Güvence:
Bu birliğin hedefi kimseye düşmanlık beslemek değildir! İttihad-ı İslâm hakikatinde olan İttihad-ı Muhammedînin (aleyhissalâtü vesselâm) cihet-i vahdeti tevhid-i İlâhîdir.
BU ZAMANIN EN BÜYÜK FARZ VAZİFESİ İTTİHAD-I İSLAM’DIR!
Bu kısa açıklamadan sonra benim de 70 yıllık ahır ömrümüzde Bediüzzaman’ın Risale-i Nur külliyatı telif noktasında ortaokul yıllarımızda tanıştığımız ve bana göre bugün gelinen noktada Risale-i Nur külliyatının en iyi şekilde insanların kalbine, ruhuna nakşeden uzun yıllar yanında tedris gördüğümüz belki bugün Risale-i Nur külliyatını okuma ve anlama noktasındaki acizane hissiyatımızı borçlu olduğumuz ve her mübarek gece ve günlerde sabahlara kadar bize sırlı Kur’an sünnet ve Risale-i Nur’un ve vecizeleri ile kapılar açmıştır! Yine bana göre asrın filozofu ünvanını verdiğim rüştü Tafral İttihad-ı İslam’la ilgili bizim gençlik yıllarımız da hazırladığı altın Varak’la yayınlanan küçük kitabından aldığımız notları ve daha sonra da pek çok medyada yapılan mülakatı yapılan asrımızın ve İslam dünyasının yine en büyük büyük ihtiyacı olan İTTİHAD-I İSLAM konusundaki 1980 yılında neşrettiği kitabını kendisiyle görüşmelerde tuttuğumuz notlarını ve zaman zaman sohbet sırasında bizlerle paylaştığı fikirlerini İttihad-ı İslam’ın olmazsa olmaz gerekçesiyle biz de ikinci Türkiye yüzyılına ışık olur düşüncesiyle sizlerle paylaşmak istiyoruz!
1980 yılında neşrettiğim İttihad-ı İslam adlı kitabım;
Nur Talebelerini İslam Birliğine uyandıran ve oraya yönlendirmeye gayret eden Türkiye’deki ilk çalışmadır!
Rüştü Tafral
İttihad-ı İslam’ı ve İslam Birliğinin ehemmiyeti!
Bediüzzaman:
“Bugünkü hayat ve felsefik yaklaşımlar
İslamî hareketi boğuyor mu? boğuyor.
E o zaman siz bunlara karşı bir şeyler yaparken engel olacaklarına göre, bunlara karşı geniş dünyada, geniş dairede, kuvvetiniz yoksa maddi açıdan, siz ortaya çıktığınız zaman hedef olursunuz ona. O zaman ne oluyor, dar daire kalıyor elimizde.” diyerek iddiada İslam’ın önemine değinmiştir!
Peki İttihad-ı İslam’ın ehemmiyeti nedir?
İttihad-ı İslam olmazsa, içtimai hayattaki, ikinci ve üçüncü vazife tahakkuk etmez.
İkinci ve Üçüncü vazifeler nedir?
İkinci vazife; Şeairi ihya etmektir!
Yani, bid’atları izale etmektir.
Yani sosyolojik hayat, İslam içtimaiyatı avamın ve herkesin İslamca düşünme, İslamca yaşama ve İslamca hislere sahip olmalarının, hatta şuurları olmadan, insanlığın teminatıdır. Bu Kastamonu Lahikası’nda Bediüzzaman bu konuya önem atfetmiştir!
Bediüzzaman için İslam içtimaiyatı içinde hareket etmek; avamın ahireti kazanma hususundaki teminatıdır.
YÜZYILIMIZDA İÇTİHAD ETMEK!!!
Bediüzzaman Risale-i Nur külliyatında İçtihad Bahsi için; 27. Söz, büyük bir mana dairesi İslam içtimaiyatıdır. Asrı Saadet İçtimaiyatıyla şimdiki içtimaiyatı karşılaştırıyor!
Şimdikinde üç ana hastalık var diyor:
1-Birisi malum siyasi meraklar. 2-Dünya hayatını birinci sıraya alma, 3-Felsefe.
Ben felsefeyi merak ettim, Külliyatta aradım, baktım nerede neyi kastediyor!
Çünkü Üstadın murad manasını anlamak için kelimeleri Risale-i Nur’dan görmek gerekiyor. Felsefeyi klişeleştirdim bende. Ne dedi felsefeye, yani Külliyata istinaden diyorumki bugünkü felsefe: “Dinden kopuk beşeri düşünce.” Şimdi niçin bu böyle, ziraat dersi marifetullah olduğu halde niçin felsefe deniliyor. Çünkü bunlar mana-yı ismiyledir. Mana-yı ismiyle olunca felsefe oluyor. Peki ikinci vazife Şeairi ihya etmek olduğuna göre üçüncü vazife nedir?
Siyaset-i İslam’dır. Fakat bu basit bir kuvvetle olmaz. İkinci vazife de basit bir kuvvetle olmaz, ordular lazımdır. İttihad-ı İslam’ın orduları gerekecek!
“Nokta-yı Telâkî”.
Nokta-yı Telakî’siz İttihad-ı İslam olmaz.
İttihad-ı İslam olmayınca da ordusu olmaz!! Hürriyeti Şer’iyye olmazsa Allah hakimiyeti gider beşer hakimiyeti gelir! İnsan hakimiyetiyle İslam hayatı yürütülmez! Çünkü Hürriyet-i Şer’iyyede Allah ne hürriyetler verdiyse insan ona müdahale edip yasaklayamaz! Devlet idaresinde başlıca bir aristokrasi var, bir demokrasi var. Demokrasi halkın çoğunluğuna dayanırken, öteki taraf ihtisas dünyasına dayanıyor. İslam hakimiyeti, Vahye dayanan mana ile, yani Allah’ın murad ettiği mana dairesinde halkın kendini idare etmesi oluyor. Bunu esas almak lazım, bunu esas almayan İslam dünyasının Nokta-yı Telakî’si yok demektir.
Doğru niye doğrudur niye eğridir, onu tespit edemezsiniz, kavga sebebidir. Onun için evvela bir bağlayıcı nokta, “Nokta-yı Telakî” dediğimiz bağlayıcı ana hükümlerdir ve müsellemedir, müşterekedir…
Devam edecek!
WhatsApp bilgi ve ihbar hattı: 053020000 96