Tam Sülün Osmanlık: Sanık hakim olmuş, sanık sorguluyor!
Tam Sülün Osmanlık: Sanık hakim olmuş, sanık sorguluyor!
ALİ KARAHASANOĞLU
İki ayrı okulumuzda iki günde yaşanılan silahlı saldırıların tartışıldığı bir günde, İBB yolsuzluklarını yazmak istemezdim.
Ama, Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluklarını yazmazsak, bu sanıklar adaletin elinden kendilerini bir kurtarırlarsa, o okullara yönelik saldırıların çok daha artacağını, “Özgürlük” adı altında toplumun nerelere götürüleceğini çok iyi tahmin edebildiğim için, ben İBB yolsuzluğu da desem..
Siz, “Şanlıurfa’da okula yapılan saldırı”nın arka planındaki karanlık elleri anlayın..
Ben “Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluğu” desem de, siz Kahramanmaraş’ta Atatürk silüetli tişört giyen katilin okula yaptığı saldırıyı hazırlayan sebepleri anlayın..
Evet, “pornoma dokunma” diye pankart açmanın da ötesi var mı?
Bu ülkenin gençlerine, bir gün diploma hırsızını savunmak için sokaklara çıkardılar, polisle çatıştırdılar.
Bir başka gün, “Pornoma dokunma” diye pankart açtırıp, gösteri yürüyüşü yaptırdılar.
Arka planda ise, o gençleri küresel oyun şirketlerinin, sanal alemin gizli dehlizlerinde, karanlık ellere teslim ettiler..
İBB’deki yolsuzlukların arkasındaki karanlık eller ortaya çıkarılırsa..
AİHM’inden Avrupa Birliği’ne kadar, Erem İmamoğlu’nu aklamak için sıraya giren ekipleri harekete geçiren karanlık güç ortaya çıkarılırsa..
Whatsap kimliğine Amerikalı bir katilin fotoğrafını koyan Kahramanmaraş’taki okula saldıran 14 yaşındaki çocuğun arkasındaki karanlık eller de ortaya çıkarılmış olur..
O zaman buyrun, İBB yolsuzluğu davasında, utanmaz Ekrem’in, hakim rolüne büründüğü dünkü duruşmadan bir kesit aktaralım..
Belediye başkanlığının binası olduğu halde..
Hatta bina dışında olunduğu ve acil bir görüşme yapılma ihtiyacı doğduğunda, hemen her ilçede belediyenin sosyal tesisleri olduğu halde..
Bir otelin sahibi ile anlaşıp, “Ben sizin otelde işadamları ile karanlık kişilerle görüşmeler yapacağım. Bu görüşmelerin bilinmemesi gerekir. İceriği suç olduğu için, yakalanmamak amacıyla kameraları kapattıracağım.. Görüşme yaptığım odaların katında kameraları kapattıracağım.
Bana altyapıyı oluştur” denilmiş..
Otelin sahibi de “Emriniz olur” demiş..
Ve plan hayata geçirilmiş..
Otel lobisinde Ekrem İmamoğlu’nun giriş ve çıkışında, ilgili kameralar bantlarla kapatılıyor.
Kapatanlar ise, otel görevlileri bile değil.
Oteli babasının çiftliği gibi kullanan Ekrem İmamoğlu’nun, canına yönelik bir tehdit olması halinde saldırıyı engellemek olan koruma polisi..
Ama dün öğreniyoruz ki, koruma can güvenliği için değil, Ekrem’in suçlarını gizlemek için görev yapmış..
Dünkü duruşmada, tutuklu olan koruma Çağlar Türkmen savunmasını yaptı.. Ardından şovmen Ekrem İmamoğlu çıktı sahneye:
“Kamerayı bantladığı için hapis yatan Uganda’da bile olmadığını düşünüyorum.”
Nasıl bir hokkabaz, nasıl bir şaklaban, nasıl milletin malına çöken bir tilki ile karşı karşıyayız, görüyor musunuz?
Dün Tunceli’deki Gülistan Doku’nun öldürülmesine yönelik soruşturmada, bir eski polis tutuklandı..
Suçu neydi biliyor musunuz?
Sim karttaki bilgileri silmek..
“Uganda mı dersiniz, Haiti mi dersiniz. Dünyanın neresinde, bir sim karttaki bilgileri sildiği için, insan tutuklandığı görülmüş” diye sorsam..
Ben de hokkabazlık yapmış olmam mı?
Şaklabanlık yapmış olmam mı?
Ortada bir cinayet var.
Cinayetin failinin yakalanabilmesi için kullanılacak bilgileri ortadan kaldırma amaçlı olarak, katili korumak için bir sim karttaki bilgiler siliniyor.
Tabii ki, okulda ders notlarının olduğu tahtayı silersiniz..
Suç değildir..
Öğrenci, defterine ödevini yazarken, hatalı bir ifade kullandığında, bunu silip, doğrusunu yazarsa, bu suç değildir..
Ama katili korumak için, sim karttaki bilgileri silmek nasıl ki suç ise. Ve fail tutuklanırsa..
Bir belediye başkanı da, üçüncü şahıslarla yaptığı görüşmeleri emniyetten gizlemek, savcıdan kaçırmak, yargının bilgisinden kaçırmak için kameraları bantlarsa, kameraya bant çektirirse, bu suçtur..
Kameraya bant çeken de, sim karttaki bilgileri silen gibi, tutuklanır..
Ama Sülün Osman nasıl algı oluşturuyor, görüyor musunuz.
Devam ediyor, mahkeme huzurundaki şaklabanlık:
“Deniyor ki ‘Ekrem doğman yasak, yaşaman yasak, diploma alman, korunman, kollanman, mahremini düzenlemen yasak. Şoförün olmak yasak, belediye başkanı olman yasak, Cumhurbaşkanı olman zaten yasak.’ Böyle bir iftiraname düzenlenmiş ve önümüze konmuştur.
Bunun ifşa edilmesi de şarttır.”
Soru sormak için söz alan baş sanığın, şovunu gördünüz mü.
Onun için hokkabaz diyorum..
Onun için şaklaban diyorum..
Bir tane hukuk adamı çıksın, “ben hayatımda, bir sanığa soru sormak isteyen savcı, hakim, avukat veya bir başka sanığın, buna benzer bir cümle kurduğuna şahit oldum. Bu kadar uzattığı halde kendisine engel olunmadı, konuştukça konuştu” desin..
Ben kalemimi kırayım..
Şaklabanlığa bakın..
Başsanık, diğer sanık korumaya soruyor:
“Kaç çocuğunuz var?”
Ben Milli Eğitim eski Bakanlarından Hüseyin Çelik’in, “HTŞ, tüm dünyanın kabul ettiği terör örgütüdür. Ama YPG’yi sadece Türkiye terör örgütü olarak kabul ediyor” sözleri için.. YPG’yi niye kollamaya çalıştığını sorgulamak için bir köşe yazısı yazdığımda.
KHK’lıların göreve iade edilmeleri için, Hüseyin Çelik’in yaptığı açıklamalar üzerinden “FETÖ’cüleri niye koruyorsunuz” diye sorduğum için..
Açtığı 400 bin TL’lik manevi tazminat davasında, “Davacı mahkeme huzuruna gelsin, Kendisinin isticvabını talep ediyorum” talebinde bulunmuştum..
Dünkü duruşmada, Gölbaşı Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki hakime hanım, “Davalının talebi, dava konusu ile ilgisi olmadığından reddine” dedi..
Evet, aynı gün, Silivri’de şovmen Ekrem, bir başka sanığa, ajitasyon yapılması için, “Kaç çocuğun var” diye sorabiliyor..
Ama biz, davacının talep ettiği tazminatın konusu olan sözlerin haklılığını ispat için, davacı gelsin, mahkeme huzurunda sözlerini açıklasın” dememiz, haklı bulunmuyor..
Koruma, yolsuzlukların kralı başsanığa değil, örgüt başına değil, sanki mahkeme başkanına cevap veriyormuş gibi saygılı bir tavır ile “Bir kız, bir erkek, 2 çocuğum var başkanım” diyor.
Yazıklar olsun böyle bir yargılamaya..
Bu muhabbeti, meşru gibi göstermeye çalışan sisteme, bu hokkabazlık karşısında aciz kalan düzene yazıklar olsun...
Örgüt lideri, başsanık değilmiş, mahkemenin başkanı imiş gibi sorularına devam ediyor: “Kaç lira maaş alıyorsunuz?”
Koruma sanık cevaplıyor:
“Şu an alamıyorum.”
Bir tek kişi bana çıksın, bizim cebimizden çıkan vergilerle maaşları ödenen mahkeme heyetinin, orda görev yapan kamu görevlilerinin, bu soru ve cevabın o yargılamanın asli bir unsuru olduğunu, sanıkların kendilerini savunabilmeleri için yapılmış bir soru-cevap olduğunu iddia etsin..
Bir tek kişi, “Bu soru cevap, bir miting alanında yapılmış siyasi konuşmanın benzeri değildir.. Bir tiyatro değildir.. Tam da adaletin sağlanması için sorulmuş ve verilmiş soru-cevaptır” desin..
Örgüt başı soruyor:
“Bir bant bantladığınız ve jammer çantası taşıdığınız için tutsak olduğunuz söyleniyor, bunun biliyorsunuz değil mi?”
Daha devam edemeyeceğim.
Bir hukukçu olarak, hukukun düştüğü bu rezilliğe alet olamayacağım.