Sülün Osman, şaşırtmadı.. Yarım saat konuştu, cevap vermedi!
Sülün Osman, şaşırtmadı.. Yarım saat konuştu, cevap vermedi!
ALİ KARAHASANOĞLU
Fiilen avukatlık yaptığım dönemde, gerek üçkağıtçı borçlularla muhatap olduğumuzdan.
Gerekse, resmen dolandırıcılığı kendisine meslek edinen birçok kişiden alacak tahsil ederken çevirdikleri numaraları göre göre..
Sülün Osman’ların ciğerini öğrendik..
Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı da tam bir Sülün Osman’lık..
Bir gün hırlar..
Ertesi günü kuzu gibi olur..
Bir sonraki gün yine diş gösterir..
Ceza yargılama tarihinde, ilk defa, kimlik tespiti bile doğru dürüst yapılmadan, bir sanığın “çok önemli bir konuşma yapacağım” diyerek mahkemeyi esir alıp, tehditler ve şantajlar eşliğinde, yaptığı yarım saatlik konuşma skandalı dün ilk defa yaşanmıştır..
Mahkemenin amacı, “yargılamayı yapmak” olduğu için, buna mecbur kalmış olabilir..
Ama, böyle bir skandalın, tarihde hiç yaşanmadığını söylemek, buna rağmen hâlâ utanmazca mahkemeyi suçlamaya kalktıklarını anlatmak da bizim görevimiz..
Peki, usul dışı, kendisine sıra gelmeden yapılan konuşmada...
Duruşmayı provoke ettiği ve mahkeme heyetinin de sertlikle yargılamayı sürdürmek istemediği için rıza gösterdiği o konuşmada ne var?
İddianameden hangi isnata bir cevap var?
İddia ne?
Dosyadan aktarıyorum:
“Tuncay Yılmaz beni aradı, ‘Biz burayı Ekrem İmamoğlu’na almak isityoruz şu anda nakit durumumuz buna uygun değil...’ dedi. İSKİ’de olan alacaklarımdan ödeme çıkarılacağını bu suretle ..”
Kim anlatıyor bunu?
Ekrem İmamoğlu’nun aile şirketine, 1 milyar TL’lik iki villayı devreden Ali Nuhoğlu..
412 suçlamadan sadece bir tanesi işte bu..
Daha sırası gelmeden, dün ısrar üzerine ısrarda bulunup yarım saat konuşan Ekrem İmamoğlu, bu olay ile ilgili ne dedi?
Tek kelime bile etmedi.
Ne “Ali” dedi. Ne “Nuhoğlu” dedi. Ne “İSKİ” dedi. Ne “villa” dedi.. Ne “Tuncay” dedi..
Ama tam da, yargılama başlamadan önce, tahmin ettiğimiz gibi..
Tüm Sülün Osman’ların sıkıştığında başvurdukları savunma mekanizmasını devreye aldı..
Biz, “Hazır olun, çocukluğunda köydeki köpeklere nasıl kemik verdiğini anlatacak” demiştik..
Yanıltmadı..
Biraz değişik bir versiyon ile karşımıza çıktı..
Tüm bu tür suçları işleyenlerin ortak özelliğidir, “çocukluklarından olaylar aktararak, kendilerini savunmaya kalkmaları..”
Hakime posta koydular. “Sanık Ekrem” diyemezsin dediler.
“Sen” diyemezsin dediler..
Ben iddianameye dayanarak, daha ötesini, söylüyorum, “çetebaşı Ekrem” diyorum..
Ben basın suçlarından yargılandığım dosyalarda bile, bir muhabir arkadaşımı yanımda götürsem, hakim etkilenir, “Buna ne gerek var” diye stres yapar diye düşünür iken.
Onlar duruşma salonunda, yolsuzluktan, ihaleye fesat karıştırmaktan, rüşvetten yargılanan bir çetebaşına hem de mahkeme heyetinin karşısında, alkış tutturabiliyorlarsa..
Ben de onların yaptıkları bu terbiyesizliğin karşısında, Yargıtay içtihadlarında bana hak olarak tanınan, iddianamedeki sıfatı kendisine yükleyerek söylüyorum:
“Sanık Ekrem”..
Ve devam ediyorum..
Bakın çocukluğundan hangi örnekle karşımıza çıkıyor, klasik Sülün Osman taklitçisi:
“Ben, Jandarma Alay Komutanlığı’nın yanında, köyde onlarla; onların peşinden terleyerek, koşarak, idman yaparak büyüdüm. Çocukluğumda köyümde bulunan jandarma alay komutanlığında bölükler koşarken, onların arkasında beş-altı yaşında koşarak büyüdüm ben.”
Nerde Ali Nuhoğlu? Nerde Sarıyer’de iki villa..
Suçlamaya cevap yok..
Ama algı tam hız..
Şunu da söyleyeyim...
Ben onlar gibi üçkağıtçı değilim..
Yarım saatlik konuşmanın işime gelen bölümünü size aktarıp, “Yok işte. Bakın iddianamadeki suçlarla ilgili konuşmamış” demiyorum..
Konuşmanın tamamını önüme alıyorum..
2019 seçimlerinden bahis var. 2024 seçimlerinden bahis var..
Ama..
Sarıyer sırtlarındaki iki villa, onun yıllarca cezaevinde kalması için yeterli bir sebep olsa da..
142 diğer suçu da es geçmemek adına, bir somut suçlamayı daha aktarayım.
Adem Kameroğlu, iddianamedeki anlatımla şunları söylüyor:
“Uzun süre geçmesine rağmen rusatım verilmedi. (..) belediye görevlileri bu konuda Tuncay Yılmaz isimle görüşmem gerektiğini söylediler. ‘Hangi konuda görüşeceğimi de sordum. Bir şey söylemediler.”
Tuncay Yılmaz kim?
İmamoğlu A.Ş.’nin her şeyi..
CHP’ye İstanbul il binası satın alınırken, bavullarla taşınan paralara eşlik eden İmamoğlu ailesinin mutemed kişisi..
Sonrasını tahmin ediyorsunuz.. Sanık Ekrem’in yarım saatlik konuşmasında, Adem diye bir kelime geçiyor mu?
Yok.
Kameroğlu diye bir soyaddan bahsediyor mu? Hayır.
Kameroğlu’nun anlattığı Metro Home projesinden hiç bahsediyor mu? Hayır..
Pelican Hill Ihlamur Evleri diye bir ifade hiç kullanıyor mu?
Hayır..
Müteahhit Kameroğlu anlatıyor:
“İnşaat ruhsatına karşılık, Ihlamur evlerinde 1 tane villa seçeceklerini ve bunun karşılığında ruhsatımın verileceğini”..
Haydi Sanık Ekrem.. “Ben ve benim yetkili müdürüm, Ihlamur evlerinde villa istemedi, almadı, hiç sahip olmadık” de bakalım..
Diyebiliyor musun?
Ihlamur evleri, sanık Ekrem’in gündeminde yok..
Ama tutuklulardan birisinin kalp pili operasyonu geçirdiği var..
Önümüzdeki 2 yıllık süreçte gündemde olmayan Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olacağı iddiası var..
Daha evvelki savcıya yapılan tehditten hakkında dava açıldığı için olsa gerek. Bu sefer hakimin çocuklarından yine bahis var ama.. Aklı sıra “ben sadece çocuklarınızı gündeme getirdim. Gerisini söylemiyorum. Bakınız, savcıya yaptığım tehditteki ifadelere” dercesine, pişkince yapılmış imalar var..
Yarım saatlik konuşmada, Murat Ongun’un 300 bin lira gelirle, 350 bin TL’lik villada nasıl oturabildiğine dair tek kelime yok..
Hatta, bir belediye basın müdürünün, 300 bin TL geliri nasıl edinebildiğine dair de tek kelime yok..
Defalarca söyledik.
“İsrafı önleyeceğiz” diye gelen bu “sanık Ekrem”e sorduk..
“Sizden önceki AK Parti döneminde, Murat Ongun’un görevini üstlenen kişi ne maaş alıyormuş, sizin adamınız ne maaş alıyor, buyrun açıklayın” dedik.
Cevap var mı?
Yok..
Ama dünyanın sürüklendiği savaş ortamı ile ilgili değerlendirmeler var.
Sanki Sanık Ekrem, ihaleye fesat karıştırmaktan yargılanmıyor..
Rüşvet almaktan yargılanmıyor. İrtikaptan yargılanmıyor..
Cumhurbaşkanlığı seçimi için, İstanbul’un Silivri ilçesine gelmiş, miting yapıyor..
Ve yarım saatlik konuşma, Sülün Osman taktiği ile iş kotaran her örnek kişide olduğu gibi, şu cümlelerle bitiriliyor:
“Bakın Ramazan ayındayız, bayram geliyor. Anneler, çocuklarıyla buluşsun. Çocuklar, evlerine gitsin. İnsanlar, hasta. Gitsin, tedavilerini yaptırsın..”
Bu temennileri, iki villayı rüşvet olarak alırken düşünecektin Sanık Ekrem..
“Kefenin cebi yok” diyecek ve para hırsı ile “her şey benim olsun” demeyecektin.. Kameraları kapatarak, otel odalarında, jammerlar eşliğinde rüşvet pazarlıkları yapmayacaktın..
Yanındakiler de, senin bu Sülün Osman’lığına, o gün itiraz edeceklerdi.