Demokrasi denetçilerine bakın!
Tekil olarak baktığımızda..
Çok önemli bir olay değil..
Ama bunlardan o kadar çok var ki..
Haber müdürümüz Kenan Kıran’ın haberinden de okuyacağınız üzere, TRT-Avea avukatı İbrahim Yayla, demokrasi denetçiliğine merak salmış.
Bunun için de, Demokrasi Denetçileri Derneği’nin kurulmasına öncülük etmiş.
Kim, ne derneği kuracak, bizi ilgilendirir mi?
Hayır.. İlgilendirmez.
Ama “Demokrasi Denetçileri Derneği adı altında bir dernek kurup.. Ardından da, demokrasiyi denetliyoruz adı altında, piyasaya sürülen illegal kasetlerin montaj mı-değil mi araştırmasına soyunursanız..”
Orda durup sormamız gerekir: “Siz demokrasiden yana mısınız? Yoksa darbeden yana mı?”
**
Demokrasi denetçilerinden de.. Başkalarından da.. Benim beklediğim, hep aynı tavır: “İlkeli bir duruş”
İbrahim beyde böyle bir ilkeli duruş var mı?
Verileri aktarayım, yorumunu siz yapın..
Bir kamu kurumu olan TRT’nin avukatlığını almış.
Bunun yanısıra, kamu payı olan özel şirket konumundaki Avea’dan da avukatlığı almış..
Bu iki kurum, objektif kriterlere dayalı olarak bu avukatlık vazifesini İbrahim beye vermiş olsa..Diyeceğimiz hiçbir şey olamaz..
Ama belli ki..
Gönül-hatır işleri..
Hizmet-yardım bağlantıları..
İbrahim beyi, başka avukatlara kıyasla, tercih edilmesine sebeb olmuş..
Haydi tercih edilmiş, vazifesini yapıp, parasını alsın..
Yine bir şey demeyelim.
Ama rahat durmuyor ki.
TRT’nin avukatlığını yapıyor.
Ardından, TRT’nin kısa süre önce rapor yayınlayıp, “Bunlar montaj” dediği konuşmalara, adeta nazire yaparcasına, İngiltere’den özel rapor alıp, cevap yetiştiriyor: “Kasetler montaj değil!”
İlkeli bir avukat, kendi ülkesinin bir kurumunun verdiği raporu, yabancı kuruluşun raporu ile cevaplandırmaya kalkıyorsa..
Türkiye’deki o resmi kurumdan da ayrılır..
“Kusura bakmayın bu şartlarda devam edemem.. Üstelik yanlış da anlaşılır.. Kurumla kavgalı gibi bir görüntüm varken, avukatlığına nasıl devam edebilirim” deyip, istifayı basar..
İbrahim beyin hiç niyeti yok.
O zaman TRT’ye soralım..
“Sizin de mi niyetiniz yok!”
Bir yandan TRT, özel ilişkiler sonucunda bir avukata vekalet görevi veriyor.
O avukatın, kurumla kavga edercesine kamuoyu önündeki açıklamalarının üzerine, “haydi yolun açık olsun” demiyor..
Niye ki acaba?
**
Avukat İbrahim beyin derdi demokrasi olsa..
“Üç kuruşluk vekalet ücreti için, TRT’ye boyun eğmesini mi istiyorsun.. Önemli olan demokrasi” diyenler çıkabilir..
Buyrun, İbrahim beyin derdi demokrasi mi, anlamaya çalışalım.
Bir dernek adına, başbakan ile, ailesi arasındaki konuşmaların montaj olup olmadığını, İngiltere’deki bir özel şirkete tesbit ettirmeye çalışan avukat İbrahim bey, kendi beyanında diyor ki: “Raporun parasını kendi cebimden ödedim. TRT’nin parasını kullanmadım.”
İyi güzel..
Ne kadarmış raporun bedeli? 17.500 TL.
İbrahim bey bu kadar zengin mi, bir rapor için 17 asgari ücretli işçinin bir aylık maaşını ödeyebiliyor? diye araştırınca.
Haber müdürümüz öğreniyor ki, İbrahim bey zaten, bir yılda 19 bin TL kazanıyor. 3 bin TL vergi veriyor. Kaldı sana 16 bin TL. Ne yersin, ne içersin bilemeyiz ama..
O ödemeyi İbrahim beyin yapmadığı kesin!
O zaman soru şu: “Montajlı kasetleri temiz diye takdim etmek için verilen parayı, kin karşıladı?”
Paralel yapı mı?
**
İbrahim bey, “Parayı dernek üyeleri arasında topladık, ama benim hesabımdan yolladık” diyerek, rapor bedelinin tamamının, kendisince karşılanmadığını söylüyor.
Paralar toplanıyor.. Bir kişinin hesabına yatıyor. O kişi, dernek adına bir rapor istiyor. Özel hesabından, o raporun bedelini ödüyor!
Kusura bakmayın ama, devirdiğiniz çam sayısı, küçücük bu olayda, otuzu geçiyor, İbrahim bey...
Başbakan, 76 milyonluk koca bir ülkeyi yönetiyor. Ona yolsuzluk suçlaması yaparken.. Siz üç kişilik bir dernek çatısı altında, böyle otuz tane usulsüzlüğe imza atıyorsanız..
Kusura bakmayın..
Başbakan’a yolsuzluk suçlaması yapmadan önce, gidin kendi idam sehpanızın sandalyesini, kendiniz devirin..
Başbakan 100 yılın hayali, iki kıtayı birbirine bağlayan “Tüp geçit”i yaptırıp bitiriyor. Dünyanın en büyük havalimanlarından birini yaptırıyor. 100 yılda yapılamayan işlerin birçoğunu, ardı ardına gerçekleştiriyor.
Ona yapabildiğiniz suçlamalar, “İhaleyi alan firmaya, şu okulun binası da yaptırılmış.. Müteahhitlere baskı var. Yolsuzluk var”dan öteye geçemiyor..
Televizyonlarda naklen yayınlanan ihalelerden sonra, müteahhite deniliyor ki: “Gece gündüz çalışarak, bu ülkenin huzur içinde kalması için çaba sarfediyoruz. Küçük bir istikrarsızlıkta, siz bu ihaleleri zamanında bitiremezsiniz. Bitiremeyince para kazanamazsınız.. Bizim hatırımıza, kamu yararına, şurdaki okulun binasını da yapar mısınız?”
Müteahhit de yapıyor..
Bunun adı, demokrasi denetçileri derneğinin defterine, “yolsuzluk” olarak geçiyor!
Ne diyelim..
Siz kendinize bakın, İbrahim bey.. Cebinize bir yılda giren toplam paranın daha fazlasını, tek kalemde dandik bir rapor için harcamanızın hesabını verin..
Sonra Başbakan’a laf yetiştirin!