Darbeci Sisi’den hesap sorulmayacak mı?
Tarih 14 Ağustos 2013..
Bundan tam on yıl önce..
Dost ülke Mısır’da, kanlı bir darbe girişimi ile, Genelkurmay Başkanı Sisi, kendisini bu göreve getiren seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi‘ye darbe düzenliyor..
Bir gecede 4000 Mısırlı, alçakça taranarak şehid ediliyor.
O şehitlerin kanları üzerinden darbesini inşa eden Sisi, daha bir yıl önce cumhurbaşkanlığına seçilen Mursi’yi cezaevine koyuyor. Kendisi de onun yerine geçiyor.
Darbe mi?
Darbe!
Katliam mı?
Katmerlisi.
Peki bu darbeye karşı, demokrasinin beşiği olarak gösterilen, yetmedi hukukun zirvede olduğunu iddia ettikleri Avrupa’da Amerika’da hangi net tavır gösteriliyor?
Bırakın net tavrı, darbeci Sisi’nin ziyaret ettiği her bir batı ülkesi, o eli kanlı katilin ayağının altına kırmızı halılar seriyor!
Bırakın ekonomik ambargo uygulamayı…
İkili ticari anlaşmaların geliştirilmesi amacıyla yeni yeni sözleşmeler imzalanıyor.
Batının, Avrupa ülkelerinin, Amerika’nın…
Hukuku dediğiniz, işte bu!
Adaleti dediğiniz, işte bu!
Demokrasisi dediğiniz işte bu!
İnsan haklarına saygısı dediğiniz işte bu!
İran’ın nükleer silah yapmak üzere çalışmalar içinde olduğunu gerekçe göstererek, ekonomik ambargo yürütenler, bu gerekçe ile Türkiye’nin bu ülkeye ekonomik ticaretini de baltalamaya çalışanlar, Mısır halkından 4000 kişiyi bir gecede katleden darbeci katillere, küçücük bir ekonomik ambargo uygulamayı boşverin, bir de ayaklarının altına kırmızı halılar serdiler.
Çağdaş batının hukuk anlayışını, adalet anlayışını, demokrasi anlayışını böylece not ediyor ve kanlı darbenin 10. Yıldönümünde, İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) Hareketi’nin açıklamasına bakıyoruz:
“Rabia katliamı ve onu takip eden veya önce gelen katliamların olaylarını çarpıtmaya ve sahtekârlığa yönelik girişimler, sahte medya ve yalan dolu diziler aracılığıyla bile, bu döneme ait sabit tarihsel gerçeği değiştiremeyecektir. Bu gerçek, pratik olarak yerleşmiş ve Mısır halkı ile uluslararası toplum tarafından sorgulanmayan bir gerçeklik halini almıştır.”
Evet; Müslüman Kardeşler’in belirttiği gibi, meydanlarda katledilenler dindar Müslümanlar. Ama suçlananlar yine onlar..
Gerçekler çarpıtılarak, suçlu gibi gösterilenler yine dindar Müslümanlar. Dindar insanlar suçlu gibi gösterilip hem meydanlarda katledildiler, hem de sağ kalanları da yargılandılar, mahkum edildiler, idam edildiler, zehirlenip mahkeme salonlarında öldürüldüler.
Müslüman Kardeşler açıklaması şöyle devam ediyor:
“Darbe yönetiminin halka karşı işlediği hiçbir suç zamanaşımına uğramayacaktır. Baskı ve zulmün devam etmesi, özellikle yaygın yolsuzluğun ve Mısır’da gözle görülür bir ekonomik çöküşün yayılması, devletin istikrarını sağlamaz.”
Gerçekten de bir gecede 4000 insanı katledecek kadar vahşileşenlerin suçu, nasıl zamanaşımına uğrar?
Üzerinden şu kadar yıl, bu kadar sene geçti diye, o suç yargılanmaktan nasıl muaf tutulur?
Doğrudur; Batının kuklası olmuş her devlette aynı senaryo sahneye konuluyor.
12 Eylül darbecileri de anayasaya koydukları özel maddeyle, yıllarca kendilerini yargılanmaktan muaf tutmadılar mı?
Halkı Müslüman olan diğer ülkelerde istedikleri gibi darbeler yaptırıp, o ülkelerin yönetimlerini, halkını katleden insanlık düşmanlarına teslim etmediler mi?
Peki sonunda ne oldu?
Türkiye öncülük etti ve ilk defa darbecilerin yargılandığını görmeye başladık.
Halkın seçtiği bir iktidar, darbecilerin yargılanamayacağını belirten o anayasa maddesini de, halka götürerek kaldırttı.
“Darbelere karşıyız” diye sokaklarda dolaşan sahtekar solcuların, “zamanaşımı doldu, artık 12 Eylülcüleri yargılayamayız” açıklamalarına rağmen, Kenan Evren’i de yanındakileri de yargıladık.
Şimdi Mısır’daki darbecilere hatırlatıyoruz!
Batıya güvenmeyin, ayağınızın altına kırmızı halı serenlere bel bağlamayın.
Diyebilirsiniz ki, “Türkiye’deki seçilmişlerin gösterdiği cesareti, Mısır’da bir 40 yıl daha hiç kimse gösteremez, bizi kimse yargılayamaz!”
Olabilir..
Türkiye’de de 1960 darbesini yapanlar, yargılanmadan toprağa verildiler.
Ama şimdi o darbeyi ayakta alkışlayanlar bile, darbecileri savunamıyorlar.
27 Mayıs darbecilerini, taraftarları bile lanetle anıyorlar, lanetle anmak zorunda kalıyorlar.
27 Mayıs darbecileri hesap vermeden kendilerini kurtardılar ama, 12 Eylül darbecileri paçalarını kurtaramadılar.
Apoletleri söküldü, tarihe darbeci asker olarak geçtiler.
28 Şubat darbecileri yargılandılar, mahkum oldular, birçoğu halen cezaevindeler. İbreti alem olsun diye apoletleri söküldü.
Şunu da söyleyelim..
Bu noktada kimse bize akıl vermeye kalkmasın.
Kimse bize “Nanik, Tayyip Erdoğan Sisi ile barıştı, haberin yok mu” demesin.
Mısır’ın ekonomik imkanlarını sömürmek için, tüm dünyanın tokalaşmak için sıraya girdiği, ayağının altına kırmızı halılar serdiği darbeci Sisi ile, dokuz yıl boyunca görüşmeyen Tayyip Erdoğan’ın dik duruşu tarihe geçmiştir.
Nokta.
Bu dakikadan sonra yaşanacaklar ise, Tayyip Erdoğan’ın değil, onu yalnızlaştırmak isteyen çağdaş(!) batı dünyasının ve Türkiye’deki uzantılarının suçudur!
Gönül isterdi ki Tayyip Erdoğan’ın dokuz yıl boyunca gösterdiği dik duruş, onlarca yıl daha devam etsin.
Tarihe geçen o dik duruş dokuzuncu yılında da kesintiye uğramasın.
Ama çakallar dünyasında ancak bu kadarını yapabiliyorsunuz.
Saadet Partisi dahil, Gelecek Partisi dahil, Deva Partisi dahil, Mısır ile ilişkilerimizde darbecilere karşı sergilediğimiz tavrı, “onların iç işleri sebebiyle niye ilişkilerimiz kesintiye uğradı” diye Tayyip Erdoğan’a saldırı malzemesi yapılıyorsa, bu noktada Türkiye’nin yapabileceği başka bir şey yok demektir.
Dolayısı ile, hiç kimsenin “onuncu yılda” gelen ilişkilerin düzeltilmesi adımına eleştiri getirmesine hakkı kalmamıştır.
Mısır’ın seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi başta olmak üzere, darbecilerin katlettikleri Mısır’ın öz be öz çocukları olan tüm şehitleri rahmetle anarken, tekrar hatırlatalım:
Darbecilerden mutlaka hesap sorulacaktır.
Ha bugün dünyada, ha yarın ahirette!