Yeniden şekillenen güç dengeleri
Yeniden şekillenen güç dengeleri
AHMET VAROL
İnsanlık tarihi pek çok kez güç merkezlerinin yer değiştirdiğine ve güç dengelerinin değiştiğine şahit olmuştur. Ancak bu tür değişimler bazen çok hızlı ataklarla bazen de uzun süreli süreçler içinde gerçekleşmiştir.
Yirminci yüzyılda dünyada güç dengesi, iki kutuplu dünya formülü üzerine şekil almıştı. Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra ABD’nin artık tüm dünyada egemenliği ele geçireceği bir tek kutuplu dünya teorisi üzerinde duruldu. Ancak bu teori tutmadı ve ABD’nin, özellikle 11 Eylül olaylarını bahane ederek Afganistan ve Irak’ı işgal etmek suretiyle tüm dünyayı kendisinin küresel otoritesini kabul etmeye zorlama çabası başarılı olamadı. Bunda tabii ki hem Irak’ta hem de Afganistan’da Amerikan işgaline karşı özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi verilmesinin önemli rolü olmuştur.
Bunun ardından “tek kutuplu dünya” teorisinin yerini “bölgesel güçler teorisi” almaya ve bu teori etrafında yeni formüller oluşturulmaya başlandı. Ama bir yandan da hâlâ tüm dünyayı etkileyebilen ve yönlendirebilen küresel güçlerin varlığı gerçeği de gözden uzak tutulmuyordu.
Son dönemde dünyada güç dengelerinin yeni bir değişim sürecine girdiği artık pek çok yorumcu tarafından kabul edilmekte ve dile getirilmektedir. Ancak yeni sürecin şekil almasının arka plan okumalarıyla ilgili farklı yorumlar ve tespitler olmaktadır ki bu normaldir. Dolayısıyla bu konuda bizim de kendimize göre birtakım tespitlerimizin olmasının da normal karşılanması gerekir.
Bize göre son dönemde dünyada güç dengelerinin yeniden oluşmasında Filistin’deki Aksa Tufanı önemli bir belirleyici unsur olmuştur.
Aksa Tufanı’yla birlikte her şeyden önce küresel düzeyde yenilmez olarak kabul ettirilen birtakım güçlerin abartıldığı kadar olmadığı daha yakından görüldü. Filistin halkı ve direnişi çok ağır bir bedel ödemiş ama ABD, Avrupa Birliği ve siyonist işgal rejiminin ittifakıyla oluşturulan küresel koalisyonun Gazze’yle ilgili tehcir planı da tutmamış ve Filistinlileri bu bölgeden çıkarmak amacıyla başvurulan insanlık dışı uygulamalardan istenen sonuç elde edilememiştir. Bu, tabii ki değerlerine ve haklarına sahip çıkan Filistin halkının ve direnişinin kararlı duruşuyla ve mücadelesiyle olmuştur.
Gazze’de yaşananlarla aynı zamanda bugün dünyaya hükmeden emperyalist güçlerin hukuki, insani ve ahlâkî değerler ve prensipler karşısında nerede durduğu gerçeği de gün yüzüne çıkmıştır. Bütün bu konularda eylemleriyle söylemlerinin birbirine tamamen ters olduğu, iki yüzlü ve çifte standartçı bir politika izledikleri çok açık ve şüpheye mahal bırakmayacak bir şekilde görüldü. Bu da insanlığın uyanmasına vesile oldu.
Bu arada Filistin topraklarında işgalini sürdürmek isteyen siyonist zihniyetin aslında insanlıktan tamamen soyutlandığı ve yıllardan beri uluslararası platformda lanetlenen Nazizmden, Faşizmden hiçbir farkı olmadığı gerçeğini de insanlık daha net bir şekilde gördü. İnsanlığın artık siyonizmden ve İsrail’den nefret etmeye başladığı gerçeğinin bizzat siyonistlerin kendi web sitelerinde de dile getirildiğini burada belirtmekte yarar görüyorum.
Bu kez Batı dünyası ve özellikle Avrupa, insanlığın artık kendisinden nefret ettiği ve lanetlenen Nazizm ve Faşizmle aynı yere koyduğu Siyonizm yükünü neden sırtında taşımak zorunda olduğu konusunda kendini sorgulama ihtiyacı duymaya başladı. Bazıları artık bu yükü sırtlarından atmanın zamanı geldiği görüşünü savunmaya başladı.
Ama uluslararası siyonizm Batının bir gün kendini sırtından atmak isteyeceğini tahmin ediyordu ve buna karşı tedbirini almak amacıyla, fıtri değerlerden uzaklaştıktan sonra zevklerinin kölesi olan yöneticilerin bu konudaki zaaflarından yararlanarak, yeri geldiğinde şantaj aracı olarak kullanmak üzere oldukça zengin bir arşiv oluşturmuştu.
Şimdi bütün dünya bu arşivi konuşuyor. Bütün insanlık küresel sistemi aslında kimlerin çevirdiğini daha net bir şekilde gördü.
Bugün bütün insanlık tüm dünyanın bir silkinmeye ve değişime ihtiyacı olduğunu düşünüyor.