Filistinli Esirler Günü
Filistinli Esirler Günü
AHMET VAROL
17 Nisan tarihi dünya genelinde “Filistinli Esirler Günü” olarak ihya edilmektedir. Bu yıl ise işgalci ve ırkçı katil siyonistlerin Filistinli esirlere yönelik idam yasasını çıkarmaları sebebiyle Filistinli Esirler Günü daha bir anlamlı hale gelmiştir. Bu vesileyle başta İslami Direniş Hareketi (Hamas) olmak üzere Filistin’deki direniş hareketleri esirler günü münasebetiyle çeşitli etkinlikler düzenlenmesi, esirlerin sorunlarının gündeme getirilmesi ve özellikle işgal rejiminin idam yasasına karşı durulması, bu yasanın iptal edilmesi için işgalci katillere baskı yapılması yönünde çağrılar yaptılar. Biz de bu vesileyle Filistinli Esirler Günü’nü gündeme taşımak ve Filistinli esirlerin davasını konuşmak istedik.
Filistin, İslâm coğrafyasının esir edilmiş bir beldesidir. Bu beldenin esareti halkının da esir edilmesine neden olmuştur. Yurtlarının, topraklarının kendilerine geri verilmesini isteyen Filistin halkı bu konudaki mücadelesinden dolayı esaret altındadır. Haklarından vazgeçmeleri için sürekli kendilerine baskı uygulanıyor. O yüzden gerçekte Filistin halkı bütün olarak esaret altındadır. Fakat içlerinden bazıları özellikle bileklerine kelepçe vurularak gözaltına alınmakta ve demir parmaklıkların arkasına kapatılmaktadır.
Aslında inancının gereğini yerine getirme konusunda yeterince özgür olmayan ümmetin tümü genel anlamda bir esaret yaşıyor. Fakat Filistin topraklarında, hem halkın geneli, hem de bilhassa esaret kampları olarak tanımlamamız mümkün olan cezaevlerine kapatılanlar özel anlamda esaret yaşıyor.
Bugün de işgal zindanlarında 9500 civarında esir bulunduğu tahmin ediliyor. Bu sayıya Gazze’den kaçırılıp nerede oldukları hakkında bilgi verilmeyenler, yani uluslararası hukuk diliyle “kaybedilenler” dahil değildir.
İşgal zindanlarında tutulanların önemli bir kısmını, işgal rejimi yargısının diliyle “idari tutuklu” ve “yasa dışı savaşçı” olarak nitelendirilen esirler oluşturmaktadır. Bu tür nitelendirmelerle hapiste tutulanlar hakkında hukuk mantığına göre suç sayılacak bir fiil nispet edilememektedir.
“İdari tutuklu” olarak hapse atılanlar hiçbir kanuni gerekçe ileri sürülmeksizin sadece savcının talebiyle hapiste tutulmaktadır ki şu an hapishanelerde tutulanların üçte birinden fazlasını bu kesimden olanlar oluşturmaktadır.
“Yasa dışı savaşçı” nitelemesi ise Filistin topraklarındaki gayri meşru işgali reddederek bu işgalin son bulması için verilen mücadeleye destek verme suçlamasıdır. İşgal rejimi kendisinin Filistin toprakları üzerindeki hakimiyetini “yasal” olarak gördüğünden bu işgalin son bulması için mücadele edilmesine destek verilmesini de “yasa dışı savaşa destek”, dolayısıyla herhangi bir şekilde bu mücadeleye destek verdiğinden şüphelendiklerini de “yasa dışı savaşçı” olarak nitelendirmektedir.
Konvansiyonel hukuk yani genel kabul görmüş hukuk normlarına göre “suç” kategorisine girecek bir fiil ithamına dayalı bir mahkûmiyet söz konusu değildir. Çünkü siyonist işgal rejiminin özellikle 1967 Savaşı’nda ve sonrasında “ele geçirdiği” topraklar üzerindeki askeri ve siyasi varlığı tüm uluslararası anlaşmalarda ve BM kararlarında “işgal” olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla bu topraklarda işgalin son bulması amacıyla verilen mücadele de haklı ve meşrudur; hukuk normlarına göre “suç” değildir.
Filistin’deki insan hakları kuruluşlarına göre idari tutuklu olarak tanımlanan esir sayısı 3532’ye, “yasa dışı savaşçı” tanımlamasıyla zindanda tutulan esirlerin sayısı ise 1251’e ulaşmaktadır. Yani toplam sayının yarıdan fazlasını bu iki kategoriye sokulanlar oluşturmaktadır. Diğerlerini ise yine işgalin son bulması için verilen mücadeleye iştirak ya da destek sebebiyle yine işgal rejiminin mahkemeleri tarafından verilen kararlarla hapiste tutulanlar oluşturmaktadır.
Esirler arasında kadınların sayısının 84, çocukların sayısının ise 350 olduğu bilgisi verilmiştir.
Esirler çok kötü şartlarda tutulmakta ve işgal yasalarına göre Filistinli esirlere işkence yapmak da serbesttir.