Seküler torna: Melekten şeytan yontmak!
Seküler torna: Melekten şeytan yontmak!
AHMET TALİB ÇELEN
Kahramanmaraş’ta bir 8. Sınıf öğrencisinin emniyet müdürü olan babasının silahlarıyla biri öğretmen olmak üzere 10 kişiyi öldürmesi bütün Türkiye’yi irkiltti.
CHP ve ideolojik olarak aynı kulvarda bulunan kesimler bir anda işi Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifâya dâvete kadar götürdüler. Bunlara göre Yusuf Tekin’in elindeki eğitim, radikal İslâm’cı yetiştiriyormuş ve netîce bu olmuş. Öyleyse Yusuf Tekin istifâ etmeliymiş. Duyanlar da sanır ki dindar bir âilenin çocuğu silahları kuşanmış ve kâfir gördüğü arkadaşlarını acımasızca kurşuna dizmiş… Allah korusun, eğer bu cinâyeti işleyen çocuk böyle birisi olsaydı şu anda Türkiye bir darbenin eşiğine getirilmiş olurdu. Elbette her türlü cinâyetten Allah korusun ama hâdise böyle gerçekleşseydi netîce felâket olabilirdi. Oysa âileye âit resimlerden anlaşıldığı kadarıyla cinâyeti işleyen çocuk kemalist, seküler bir ortamda yetişmiş. Baba bir emniyet müdürü, anne ise edebiyat öğretmeni. Böyle bir tipin cinâyetini bile “Radikal İslâm’cı yetiştirilmesi gayreti”ne bağlayabilen bir kafa nasıl bir kafadır, anlamak mümkün değil.
Türkiye, yüz yıldır radikal bir seküler toplum mühendisliği zorbalığı ile karşı karşıya. Bütün İslâmî müesseseler silinmiş, yerleri Batı’dan ithal müesseselerle doldurulmuş. Hukuktan eğitime bütün hayat İslâm’dan arındırılma fiiline mâruz bırakılmış. Bilhassa eğitim sistemi solcu, kemalist, seküler, âhiretsiz, dünyâperest bir zihniyetle teşekkül ettirilmiş. Bütün amacın İslâm’dan uzaklaştırılmış bir nesil üretmek olduğu uzun îzahlara gerek bırakmayacak kadar açıktır. Türkiye’de çok partili hayâta geçtikten sonra bu millet CHP ve CHP zihniyetine bir daha iktidar imkânı vermemiştir. Ama eğitim sistemi temel olarak dâimâ CHP zihniyeti üzere işlemiştir. Sözde CHP muhâlifi partiler iktidarda olmasına rağmen eğitim sistemi bir türlü milletin inanç, kültür ve gelenekleri üzerine döndürülememiştir. Zaman zaman iyi niyetli bakanlar gelse de, bunlar birtakım iyi niyetli çabalar gösterse de eğitimdeki betonlaşmış yapıyı değiştirememişlerdir. 25 yıllık Ak Parti iktidarı bile birçok sâhada onca başarısına rağmen eğitim sisteminin bu temel zihniyetini dağıtamamıştır. İstese de dağıtamamıştır. Yusuf Kaplan’ın “Eğitim sistemi süzme CHP’li yetiştiriyor.” sözü meseleyi en özlü biçimde ifâde ediyor. Yusuf Tekin Hoca’nın “Türkiye Yüzyılı Maârif Modeli” adını verdiği proje de aslında tam ve köklü bir neşter değildir. Bir adımdır ve henüz yolun başındayız, netîcesini ileride göreceğiz.
Şimdi… Böyle bir eğitim sistemi içinde ve kemalist, aydın, seküler bir âile ortamında bir çocuk yetişiyor ve daha 14 yaşında babasının silahlarını kuşanarak okuluna geliyor, biri öğretmen olmak üzere 10 kişiyi katlediyor, bunun suçunu da çocuklarımız böyle olmasın diye uğraşan bir bakana yıkıyorsunuz; olacak iş değil.
Olan biteni biz söyleyelim: Yüz yıllık İslâm düşmanı, kemalist, seküler eğitim sistemi en uç meyvelerini vermeye başladı. Hepsi bu… Eğer dînî, millî, mânevî eğitim sistemi kuramaz ve böyle bir sistemi başarılı kılamazsak daha bunlar iyi günlerimizdir. İnşâallah bu elîm hâdise milletimize ve idârecilerimize ders olur da tam olarak millî bir eğitim sistemi inşâ etmek için kollar sıvanır.
Daha önce de paylaştığımız merhum Nurettin Topçu’nun “Çocuklar” yazısını yeniden okumanın tam zamanıdır:
ÇOCUKLAR
Biz günahkârız; meyvası nûr olacak ruh tarlasını harâbe yaptık. Biz çocuklarımıza zulmettik; ezel bezminde yaşanan hayatın rüyâsını yeryüzüne indiren yavrularımızın getirdiği ilâhî emânete değer vermedik. Onu kendi rüyâsının âleminde elinden tutup adım adım yürüterek hakîkatin mihrâbına ulaştıracaktık. Çocuk dediğimiz melek varlıkta samîmiyet, sevgi, ümit… bunların hepsi vardı. Biz onun rûhundaki bu ilâhî tohumları, cennet kapılarını aydınlatacak olan nurları inkişâf ettirecekken, onu kendi dünyasından çekip ayırdık. Kendi zevk, menfaat, riyâ ve zulüm zindanımıza soktuk. Ondaki ruh cevherinin, daldığı rüyâ içindeki Allah’a götürücü olgunlaşmayı yalanladık. Yerine kaba maddenin (nefsin, tenin) dürtmeleriyle kımıldanan kirli iskeletin bütün isteklerini doldurduk.
Biz suçluyuz; îman aşkıyla dolup taşan mâsum kalpleri zehirledik. Aşk ihtiyâcıyla yanan gönülleri kararttık. Peygamber’in gösterdiği yolun remz olduğu itaati isyâna tebdîl ettik. Çocuklarımızın gözlerinde parlayan teslîmiyet sevgisini öldürdük; yerine hoyrat saldırışları koyduk. Bir “büyük gün” gelince bize mutlaka sorulacak: Gözlerinde îman, gözyaşında Allah görünen yavruya nasıl kıydık? Bizden, kalbine yapılacak kuvvet aşısı, hakîkat rüyâsına tutulacak ışık isteyen, temiz rûhundaki himâye ihtiyâcıyla bize sığınan Allah kuzusunu nasıl boğazladık? Onlar bizimdir de onun için değil mi? Acaba bizim olacaklar mı? Acaba bin bir zehirle zehirlediğimiz, yalanı, fitneyi, hırsı ve kîni öğrettiğimiz, elimizin ve dilimizin her kımıldanışıyle ruhlarına zulmü aşıladığımız çocuklarımız gerçekten bizim olacaklar mı? Onlar, cennet yolunu arayan o mâsum yürüyüşleriyle dünyamızda dolaşırlarken, biz, onları arkadan vuran kahpe eller gibi takip ettikten sonra, onlar, yarının îmanlı ve temiz neslini meydana getirecekler midir? Mezarımızda dolaşacak ayaklar, acaba Allah’ın emâneti olan o melek adımlar mı olacak? Yoksa, yoksa?...
Çocuk denen ve nüsha-i kübrâ olan bu ilâhî cevherden bin bir hayvanın hırslarıyla yüklü çehreler çıkarmak hüner mi, inkılâp mı, nedir dersiniz?...
(Var olmak, Dergâh Yay. s.97; Şûle, sayı: 4, Ekim 1962)
NOT: Talebelerine siper olurken şehit olan Ayla Kara Hocahanım’a ve diğer 9 yavrumuza Allah’tan rahmet dilerim. Mekânları cennet olsun.