• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Maranki
Ahmet Maranki
Stratrajik Oyunlar
TÜM YAZILARI

Suriye! Câmi-i Emeviye, Hutbe-i Şamiye (5)

31 Aralık 2024
A


Ahmet Maranki İletişim: [email protected]

Suriye! Câmi-i Emeviye, Hutbe-i Şamiye (5)

AHMET MARANKİ

Üstad bu hutbeyi 1911’de Şam’daki Emevi Camiinde, içinde 100 büyük âlim bulunan 10 bin kişilik muazzam bir cemaate Arapça olarak irticalen, yani yazılı bir metin olmaksızın elinde kılınç, belinde Kaması, başında sarığı asker elbisesiyle haziruna irad etmiştir!

Konuşma daha sonra yine Arapça kitap olarak basıldı ve kısa zamanda tükenip ikinci baskısı yapıldı.

1950’den sonra da Üstad bu eseri bizzat Türkçeye tercüme edip “Bu benim siyasetimdir” diyerek bastırdı.

İslam âleminin temel problemlerine neşter vurup sağlam teşhisler koyan ve çarelerini Kur’an eczahanesinden çıkarıp gösteren bu muhteşem hutbe, 113 yıl sonra da geçerliliğini ve tazeliğini muhafaza ediyor.

Üstad, bu eserde Müslümanları ortaçağda durduran altı hastalığı şöyle sıralıyor:

1. Ye’isin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi;

2. Sıdkın (doğruluğun) hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi;

3. Adavete (düşmanlığa) muhabbet;

4. Ehl-i imanı birbirine bağlayan manevî rabıtaları bilmemek;

5. Çeşit çeşit sâri (bulaşıcı) hastalıklar gibi intişar eden istibdat;

6. Menfaat-i şahsiyesine himmeti hasretmek.

Bunların ilaçlarını da ümit, doğruluk, muhabbet, hürriyet-i şer’iye, meşveret-i meşrua, ihlâs ve tesanüdü netice veren haklı şûra gibi esaslar halinde izah ve tahlil etmiş olup İKİ KELİME önceki yazılarımızda şerhleri ve haşiyeleriyle takdim edilmiştir!

ÜÇÜNCÜ KELİME!

El-emel.” 

Yani, Rahmet-i İlâhiyeye kuvvetli ümit beslemek. Evet, ben kendi hesabıma aldığım dersime binaen, ey İslâm cemaati, müjde veriyorum ki: Şimdiki âlem-i İslâm’ın saadet-i dünyeviyesi, bâhusus Osmanlıların saadeti ve bilhassa İslâm’ın terakkisi onların intibahıyla olan Arab’ın saadetinin fecr-i sadıkının emâreleri inkişafa başlıyor. Ve saadet güneşinin de çıkması yakınlaşmış. Ye’sin burnunun rağmına olarak HAŞİYE-1: Eski Said hiss-i kablelvuku ile 1371’de, başta Arap devletleri, âlem-i İslâm’ın ecnebî esaretinden ve istibdadından kurtulup İslâmî devletler teşkil edeceklerini, kırk beş sene evvel haber vermiş. İki Harb-i Umumî ve 30-40 sene istibdad-ı mutlakı düşünmemiş. 1370’de olan vaziyeti 1327’de olacak gibi müjde vermiş, tehirinin sebebini nazara almamış.

Ben dünyaya işittirecek derecede kanaat-i kat’iyemle derim:

İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyet’in olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacak. Öyleyse, şimdiki kader-i İlâhî ve kısmetimize razı olmalıyız ki, bize parlak bir istikbal, ecnebîlere müşevveş bir mâzi düşmüş. Bu dâvâma çok burhanlardan ders almışım. Şimdi o burhanlardan mukaddematlı bir buçuk burhanı zikredeceğim. O burhanın mukaddematına başlıyoruz:..

DÖRDÜNCÜ KELİME: MUHABBET!

Bütün hayatımda, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeden kat’î bildiğim ve tahkikatların bana verdiği netice şudur ki:

Muhabbete en lâyık şey muhabbettir ve husumete en lâyık sıfat husumettir. Yani, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi temin eden ve saadete sevk eden muhabbet ve sevmek sıfatı, en ziyade sevilmeye ve muhabbete lâyıktır. Ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi zîr ü zeber eden düşmanlık ve adavet, her şeyden ziyade nefrete ve adavete ve ondan çekilmeye müstahak ve çirkin ve muzır bir sıfattır. Bu hakikat Risale-i Nur’un Yirmi İkinci Mektubunda izahıyla beyan edildiğinden burada kısa bir işaret ediyoruz. Şöyle ki:

Husumet ve adavetin vakti bitti. İki harb-i umumî adavetin ne kadar fena ve tahrip edici ve dehşetli zulüm olduğunu gösterdi. İçinde hiçbir fayda olmadığı tezahür etti. Öyleyse, düşmanlarımızın seyyiatı—tecavüz olmamak şartıyla—adavetinizi celb etmesin. Cehennem ve azab-ı İlâhî kâfidir onlara...

Bazen insanın gururu ve nefisperestliği, şuursuz olarak, ehl-i imana karşı haksız olarak adavet eder; kendini haklı zanneder. Hâlbuki bu husumet ve adavetle, ehl-i imana karşı muhabbete vesile olan iman, İslâmiyet ve cinsiyet gibi kuvvetli esbabı istihfaf etmektir, kıymetlerini tenzil etmektir. Adavetin ehemmiyetsiz esbablarını, muhabbetin dağ gibi sebeplerine tercih etmek gibi bir divâneliktir.

Madem muhabbet adavete zıttır; ziya ve zulmet gibi hakikî içtima edemezler. Hangisinin esbabı galip ise, o hakikatiyle kalbde bulunacak; onun zıddı hakikatiyle olmayacak. Meselâ, muhabbet hakikatiyle bulunsa, o vakit adavet şefkate, acımaya inkılâp eder. Ehl-i imana karşı vaziyet budur. Yahut adavet hakikatiyle kalbde bulunsa, o vakit muhabbet, mümaşat ve karışmamak, zahiren dost olmak sûretine döner. Bu ise tecavüz etmeyen ehl-i dalâlete karşı olabilir.

Evet, muhabbetin sebepleri, iman, İslâmiyet, cinsiyet ve insaniyet gibi nuranî, kuvvetli zincirler ve mânevî kal’alardır. Adavetin sebepleri, ehl-i imana karşı küçük taşlar gibi bir kısım hususî sebeplerdir. Öyle ise, bir Müslümana hakikî adavet eden, o dağ gibi muhabbet esbablarını istihfaf etmek hükmünde büyük bir hatâdır.

Elhasıl: Muhabbet, uhuvvet, sevmek, İslâmiyet’in mizacıdır, rabıtasıdır. Ehl-i adavet, mizacı bozulmuş bir çocuğa benziyor ki, ağlamak ister; bir şey arıyor ki onunla ağlasın. Sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz bir şey, ağlamasına bahane olur. Hem insafsız, bedbîn bir adama benzer ki, sû-i zan mümkün oldukça hüsn ü zan etmez. Bir seyyie ile on haseneyi örter. Bu ise, seciye-i İslâmiye olan insaf ve hüsn-ü zan bunu reddeder.

Beş ve altıncı kelime ve günümüzdeki tesiri ile  devam edecek!

WhatsApp bilgi ve ihbar hattı: 0 530 200 00 96

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

nur

Bu gece Kudüs'ün fethi için yalvaralım Teheccüd Namazı kılalım
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23