Suriye! Câmi-i Emevî ve Hutbe-i Şâmiye (3)
Suriye! Câmi-i Emevî ve Hutbe-i Şâmiye (3)
AHMET MARANKİ
Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Câmi-i Emevî’de irad ettiği konuşması sonrasında yazmış olduğu Hutbe-i Şâmiye eserindeki; iki dehşetli hal ve 6 hastalığın devaları ve reçeteleri!
İki Dehşetli Hal ve Çözüm yolları!
Bediüzzaman Hazretlerine göre; 113 yıl önce aslı Arapça daha sonra da ihtiyaca binaen o zamanki toplumun sosyal meselelerine ve içtimai ve İslami hayattaki problemlere çözüm olabilecek kendisi tarafından Türkçeye çevrilen Câmi-i Emevî de Hutbe-i Şâmiye adlı eseridir!
İslâm toplumlarında ‘iki dehşetli hal’ yaşandığı gerçeğiyle bunlara çözüm yollarını yüzlerce dört mezhep aliminin on binlerce cemaate hitap ederek çözüm yollarını cuma hutbesini çıkarak elinde kılınç belinde, kaması başında sarık asker üniforması ile hutbeyi irat etmiştir!
Bediüzzaman, 20. asırda 113 yıl önce tespit ettiği İslam ümmetinin başına açılmış iki dehşetli hal o yıllardan sanki bugünün fotoğrafı çekilmiş halidir!
Bediüzzaman kaleme aldığı Risale-i Nur külliyatı ile bir manada; dalalet ve sapıklık içinde taklidi bir imana sahip bulunan ehli imanın dalaletten kurtarılıp; taklidi imandan tahkikye dönmesine yaklaşık 100 yıldır çok büyük zorluklara, atlattığı badireler ve ömrünü geçirdiği hapishane hayatlarına ve zehirlenmelerine rağmen hem Türkiye’de hem dünyanın her yerinde yüzyıldır iman hizmeti vermektedir!
Birincisi, Batının materyalist bir alt yapıya oturtulmuş fen ve felsefesinden kaynaklanan küfr-ü mutlakın (ateizmin) Müslümanlar arasında yaygınlaşmasıdır.
Bu problem nasıl hallolacaktır!
Bediüzzaman Hazretleri’nin bu dehşetli halden birincisine getirdiği çözüm yolu şudur:
Eskiden küfr-ü mutlak yaygın olmadığından ve teslimiyet İslâm toplumlarında var iken eski âlimlerin sözleri Müslümanlara tesir ediyordu. Şimdi ise küfür yaygınlaşmış, teslimiyet de kırılmıştır. Bugünkü insanlara tesir etmemiz, ancak delil ve ispatla mümkündür. İşte Risale-i Nur pek çok risalesiyle imanî konuları kuvvetli delil ve hüccetlerle ispat ederek ateizmi (küfr-ü mutlak) çürütmüş, dinsizleri susturmuş, pek çok insanın imanını takviye etmiş, hatta kurtarmıştır.
İkincisi ise, Batı medeniyetinin ahireti değil, dünya menfaatlerini ve dünya lezzetlerini ön plana çıkaran yapısından, günümüz Müslümanları büyük oranda etkilenmişlerdir. Bu yüzden -ahirete inandıkları halde- fani dünyanın geçici lezzetlerini, ebedi olan ahiret hayatına ve lezzetlerine tercih etmektedirler.
Bediüzzaman Hazretleri’nin ikinci dehşetli hale getirdiği çözüm yolu ise şudur: Günahlarda tiryaki olmuş günümüz insanlarını, içinde oldukları halden kurtarmak, iman ve İslâmiyet›te daha dünyada iken cennet lezzetleri olduğunu, günahlarda ise cehennem elemleri olduğunu ispat etmekle mümkündür. Aksi halde bu insanlara Allah›ın, cennet ve cehennemin varlığını da ispat etsek, onları alıştıkları haram lezzetlerden kurtarmamız zordur. Çünkü bu asırda hissiyat, akla ve kalbe galebe çalmış bir durumdadır. Risale-i Nur pek çok eczalarında, iman ve İslâm esaslarında henüz dünyada cennet lezzetlerini; küfür ve günahlarda cehennem elemlerini ispat ederek pek çok insanları fısk ve küfürden kurtarmaktadır.
ÜMMETİ MUHAMMED’E BİR DERS-İ İÇTİMAÎ VE İSLÂMÎDİR..!
Bu altı dehşetli hastalığın ilâcını da, bir tıp fakültesi hükmünde, hayat-ı içtimaiyemize, eczahane-i Kur’âniye’den ders aldığım “altı kelime” ile beyan ediyorum. Mualecenin -tedavinin- esasları biliyorum.
BİRİNCİ KELİME: YEİS
Ki; müddet-i hayatımda tecrübelerimle fikrimde tevellüd eden şudur:
Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâm’ın kalbine girmiş. İşte o yeistir ki bizi öldürmüş gibi, garpta bir-iki milyonluk küçük bir devlet, şarkta yirmi milyon Müslümanları kendine hizmetkâr ve vatanlarını müstemleke hükmüne getirmiş. Hem o yeistir ki, yüksek ahlâkımızı öldürmüş, menfaat-i umumiyeyi bırakıp menfaat-ı şahsiyeye nazarımızı hasrettirmiş. Hem o yeistir ki, kuvve-i mâneviyemizi kırmış. Az bir kuvvetle, imandan gelen kuvve-i mâneviye ile şarktan garba kadar istilâ ettiği halde, o kuvve-i mâneviye-i harika meyusiyetle kırıldığı için, zâlim ecnebîler dört yüz seneden beri üç yüz milyon Müslümanı kendilerine esir etmiş. Hatta bu yeisle, başkasının lâkaytlığını ve füturunu kendi tembelliğine özür zannedip neme lâzım der, “Herkes benim gibi berbattır” diye şehamet-i imaniyeyi terk edip hizmet-i İslâmiyeyi yapmıyor.
Madem bu derece bu hastalık bize bu zulmü etmiş, bizi öldürüyor. Biz de o kàtilimizden kısasımızı alıp öldüreceğiz.
“Rahmet-i İlâhiyeden ümidinizi kesmeyiniz” (Zümer Sûresi, 39:53.) kılıcıyla o yeisin başını parçalayacağız.
“Bir şey bütünüyle elde edilmezse, bütünüyle de terk edilmez” hadisinin hakikatiyle belini kıracağız inşallah.
Yeis, ümmetlerin, milletlerin “seretan” denilen en dehşetli bir hastalığıdır. Ve kemâlâta mâni ve Ben kulumun zannı üzereyim!
Yani “Ben kulumun zannı üzereyim (yani kulum Beni nasıl tanırsa, ona öyle muamele ederim).” Buharî, Tevhid: 15, 35; Müslim,
Hakikatine muhaliftir; korkak, aşağı ve âcizlerin şe’nidir, bahaneleridir. Şehamet-i İslâmiyenin şe’ni değildir. Hususan Arap gibi nev-i beşerde medar-ı iftihar yüksek seciyelerle mümtâz bir kavmin şe’ni olamaz. Âlem-i İslâm milletleri Arabın metanetinden ders almışlar. İnşaallah, yine Araplar ye’si bırakıp, İslâmiyet’in kahraman ordusu olan Türklerle hakikî bir tesânüd ve ittifak ile el ele verip Kur’ân’ın bayrağını dünyanın her tarafında ilân edeceklerdir…!
İkinci hastalıkla devam edecek..!
WhatsApp bilgi ve ihbar hattı: 0 530 200 00 96







